Bir Akşam Vaktiydi… Gülümsüyordunuz…
O gecelerde, bu birlikteliklerimizde, birbirimize dokunmalarımızda, kendimi ne kadar yenik ve terk edilmiş hissettiğimi de anlatmak istemiştim. Kaleme kağıda yeniden sarılabilirdim, ‘yazı’ma, hiçbir zaman terk edemeyeceğime inandığım ‘yazı’ma yeniden tutunmayı deneyebilirdim elbette o zamanlarda. Onunla baş başa kaldığım zamanlar, başkalarını, tüm tasarılarımı, özlemlerimi, yarınlara yönelik umutlarımı, daha da önemlisi ertelemelerimi unuttuğum zamanlardı sonuçta. Deyiş yerindeyse, doğurgan bir ölümdü onunla yaşadığım. Doğurgan bir ölüm… Onun bana dokunuşlarında, bana o geceleri sonuna kadar, tüm benliğimle, tüm zihnim ve cinselliğimle yaşatışında tüm çocukluğum da gizleniyordu çünkü. Tüm çocukluğum, evet… Tüm çocukluğumla, çocukluğumda yitirdiğim tüm çocukluklarım… O günlerde gittiğim o evden de yıllar sonra anlatmak, başkalarıyla paylaşmak istediğim şarkıları hatırlıyorum şimdi en çok…
Hala dost kalışımızı, kendisinden ayrılmaya bir türlü gönül indiremeyişimi anlamakta zorlanıyorum tüm bunları hatırladığımda. Onunla, hayatımın en değerli fotoğraflarını, sözcüklerini paylaşmaya çalıştığım anlarda bile yeterince konuşamadım, konuşmayı başaramadım çünkü. Neden böyle, bu duvarlarımla yaşamıştım ama? Neden, hangi umutlar adına? Kendisini daha çok yaşamaktan, sonuna kadar, tüm olabilirlikleri göze alarak yaşamaktan mı korkmuştum yoksa? Belki… Öteki ilişkilerimizi de bu korku nedeniyle, kendimizi sevdiklerimize bütünüyle veremediğimiz için gereğince taşıyamamıştık, taşıyamıyorduk zaten… Öteki ilişkilerimizi, tutkularımızı da, kendimizi bir yerden sonra gizlediğimiz, gizlemeyi yeğlediğimiz için öldürmüştük… O bunu biliyordu, karşılaştığımız, buluştuğumuz ilk zamanlardan beri biliyordu sanırım. Karşılaştığımız, birlikte olmaya, ya da kalmaya çalıştığımız ilk zamanlardan beri… O zamanlar, o çocuğun o evi aradığı, annesiyle birlikte, avuçlarının içinde, sıcaklığında bir ateşböceğini sonuna kadar yaşatmak istediği zamanlardı belki de…
O gecelerde cinselliklerimiz tüm insanlarımızla, bizden adını belki de hiçbir zaman koyamayacağımız bir şeyleri koparan tüm insanlarımızla paylaşmıştık… O gecelerde hiçbir kitaba alamayacağımız tarihlerimizi de yazmıştık… O bunu biliyordu… O bunu kim için, kimler için yaşattığımı, her geçen gün biraz daha çok anlayabildiğim, anlayabildiğime inanmak istediğim bir eksiklik için yaştığımı, yaşatmaya çalışacağımı biliyordu… O tüm bunları bildiği için beni kendisine, yalnızca kendisine istemişti belki de… Kendisine, yalnızca kendisine… Daha çok kendim, ya da daha çok kendimde olabileyim diye.
Ondan hiçbir zaman ayrılamadım bu yüzden. Hiçbir zaman… Tüm umutlarıma, insanlarıma ve duvarlarıma karşın… Kimi gecelerde, bulunduğumuz pencerenin kenarından başka gecelere bakıyoruz. Gülümsüyorum, onunla yaşamayı ben de öğreniyorum artık… Birbirini, birbirini yaralayarak, örseleyerek seven, tüm olumsuzluklar ve acılarla birlikte sevmeye devam eden insanların, birbirlerinden, hangi kaygılar yüzünden tüm kaçışlara, aldanmalara ve ertelenen sevinçlere karşın kopamayacaklarını da anlamaya başlıyorum çünkü artık…
Onun adı… Onun bendeki adı ‘Hüzün’dü… Hüzün… Şimdilik bulabildiğim, onun için, kendim için, yıllar süren beraberliğimiz için bulabildiğim tek ad bu… O, yaşadığımız günlere verebileceği öteki zamanları, duyguları, evleri gibi, başka adlarını da benden gizledi çünkü. Bunu hissediyorum, bunu o aldanmalarımın yol açtığı gecikmelerden sonra daha iyi anlayabiliyorum. Ne var ki tüm gerçek, doğru ilişkiler gibi, bu ilişki de bir emek, bir anlama çabası istiyor. Birlikte olmaya, başka geceleri, başka küçük umutlar için doğurmaya devam edeceğiz bu yüzden. Birlikte kalmaya devam edeceğiz… İstesek de istemsek de… Denizi, denizi gerçekten yaşamadan anlayamıyorsunuz sonuçta. Denizi de, akşamsefalarını da, bir ıhlamur kokusunu da, kaybetmeyi, gerçekten kaybetmeyi de göze alarak yaşamadan, anlayamıyorsunuz. Onun, zamanı geldiğinde öteki adlarını da öğrenebileceğime daha çok inanıyorum bunları düşünürken… Bana bu yolda bir tek fotoğraf bile yetebilir… O fotoğrafın içinde yer alabilmem için, kimi fotoğrafları hiç unutmamam gerekecek ama galiba… O zaman yeniden gülümseyeceğim. O zaman, onca insan arasında, kime ne için gülümsediğimi hiç kimse anlayamayacak ama…
