Mart 25, 2007

Türkiye'den futbol; Yunanistan'dan yönetmenlik dersi ...


Bir zamanlar öyleydi belki; ama artık futbol, yalnızca futbol değil. Yarattığı talep ve oluşturduğu milyarlarca dolarlık piyasa bir yana; futbol, bireylerin, toplulukların ve hatta toplumların, kimliklerini yaşamaya ve sergilemeye fırsat buldukları; öfkelerini ve sevinçlerini tüm çıplaklığıyla yaşama dönüştürdükleri bir gösteri günümüzde. Belki de öyle olmasaydı, ulusal futbol takımımız böyle farklı bir galibiyetle (Yunanistan: 1 – 4 :Türkiye) dönmeyecekti Atina'dan.



Aslında başlama düdüğü çalana dek, büyük oranda galibiyetten yana olan takım, Yunanistan Ulusal Futbol Takımı olarak görülüyordu: 2004 Avrupa Şampiyonu Yunanistan'da hiçbir sakat ve cezalı oyuncu yoktu. Takım formundaydı ve yeni oyun biçemleri daha hücuma dönük ve saldırgan bir futbol vadediyordu. Karşılaşma Atina'da, 33.300 kişilik Karaiskakis Stadyumu'nda oynanacaktı. Türk ve Yunan futbol federasyonlarının yaptığı ortak anlaşma gereğince karşılaşmada hiçbir Türk seyirci bulunmayacaktı. Maçtan bir sonraki gün, yani, 25 Mart, Yunanistan'ın Osmanlı Devleti egemenliğinden kurtulmalarını kutladıkları bağımsızlık bayramıydı ne ki bu bağımsızlık savaşının komutanı, karşılaşmanın yapılacağı stadyuma da adı verilmiş olan Georgias Karaiskakis'ti. Yunanistan Ulusal Takımı ve halkı, karşılaşmayı “ulusal bir dava” haline getirmiş; çifte zafer kutlamayı umuyordu.



Türkiye cephesindeyse durum çok farklıydı: Türkiye Ulusal Futbol Takımı son Avrupa ve Dünya şampiyonalarına katılamamış, 16.Kasım.2005 tarihinde oynadığı İsviçre karşılaşmasında çıkan olaylar sonucu, 3 maç seyircisiz oynama gibi ağır bir ceza almıştı. Seyirci desteğinden uzak ve başka bir ülkede futbol oynamanın yarattığı moral bozukluğu bir yana, Türk futbolu son üç yıldır önlemez bir düşüş halindeydi. Dahası, takımın as futbolcularından büyük bir bölümü sakattı.



Bu iki karşıt tablo, uluslararası futbol kamuoyu tarafından Yunanistan Ulusal Takımının çok daha avantajlı olduğu şeklinde yorumlanıyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de, değil böyle farklı bir galibiyeti beklemek; beraberliğe bile razıydım.



Başında da ifade etmeye çalıştığım gibi artık futbol, yalnızca futbol değildi ve Yunanistan Ulusal Takımı, bu nedenle böyle farklı bir yenilgiyi Pire'de (Atina), kendi seyircisi önünde deneyimlemek zorunda kaldı. Yunan Ulusu'nun maçtan önce yüklendiği aşırı motivasyon ve karşılaşmaya bir oyundan çok daha fazla anlam yükleyip, olayı “ulusal bir dava” haline getirmeleri, Yunan seyircisi ve futbolcularında da kendini gösteriyordu. Böylesi anlarda ulusal kaynaklı bir motivasyon, belki, ateşleyebilirdi takımı; ama böylesi aşırı ve amaçla ilgisiz motivasyonların olumsuz sonuçlara neden olma olasılığı da yok değildi. Dahası, futbol yalnızca duygularla değil; büyük oranda akılla oynanan bir oyundu. Özellikle günümüz futbolunda, duygularını denetlemesini ve aklının egemenliğinde tutmasını başarabilenlerdi başarıya daha yakın olanlar.



Yunanistan Ulusal Takımı aşırı motive olmuştu. Bu da onları, olması gerekenden, daha gergin, baskı altında ve heyecanlı kılmıştı. Türkiye Ulusal Takımının da birçok olumsuzluk nedeniyle gözlerine zayıf görünmesi, motivasyonlarını iyiden iyiye körüklemişti. Sonunda yaşadıkları, aşırı-doz yüklemesinin bir sonucu olarak felaket oldu.



Diğer taraftan Ulusal Takımımız, bugüne kadar gördüğüm en rahat ve serinkanlı duruşunu koyuyordu ortaya. Karşılaşmayı, daha başlamadan, oynamış ve kazanmışlardı sanki. Nitekim, karşılaşmanın henüz 5. dakikasında 1-0 yenik duruma düşmelerine rağmen hem oyun hem de kendileri üzerindeki kontrollerini yitirmeyip, harikulade bir sonucun altına imza attılar: 1 – 4 . O denli serinkanlıydılar ki Yunan seyircisinin seviyesiz baskısına rağmen, atılan gollerden sonra bile sevinçlerinde onları rencide etmediler. (Tuncay'ın beraberlik golünü attıktan sonraki hareketlerinin Yunan seyircisi açısından tahrik edici olduğu da düşünülebilir)



Bu gece diğer bir başarıya imza atan da maçı ekrana taşıyan Yunan yönetmen ve yayıncı kuruluş oldu. Özellikle Türkiye'deki birçok yönetmenin ve yayıncı kuruluşun alması gereken derslerle doluydu Yunanistan – Türkiye karşılaşması. Atatürk'e yönelik hakaret içeren de dahil olmak üzere hakaret içerikli ve Enosis özlemli pankartları; sahaya atılan onca pet şişe, bayrak sopası, ses bombası ve yanan meşaleleri; onları toplamak için, maç oynandığı halde, sahaya giren güven görevlilerini; tribünlerde kendi aralarında olay çıkaran ve bu olaylardan kaçmak için sahaya atlayan Yunan seyircileri – elinden geldiğince – ekrana taşımamaya çalıştı. Buna benzer olaylar, Türkiye'de bir karşılaşmada olsaydı, yayıncılar, bırakın sahanın başka yönlerini ya da karşılaşmadan başka kareler göstermeyi; aynı görüntüleri tekrar tekrar, hem de yavaş çekimde gösterirlerdi. Yaklaşık 2 yıl önceki (16.Kasım.2005), Türkiye – İsviçre karşılaşmasını anımsarsınız: Karşılaşma sonucu gerçekleşen istenmeyen olaylar, tüm dünyaya canlı canlı yayınlanmış; ardından bir başka televizyon kanalı o görüntüleri tekrarlarca yayınlayarak 3 saatlik bir program yapmıştı. Söz konusu olan aptallık mıydı, yoksa kötü niyet mi yorumunu size bırakıyorum. (O maçın ardın Ulusal Takımımızın aldığı cezadan yukarıda söz etmiştim)



Bugünse harikulade bir galibiyet söz konusu. Futbol, yine, yalnızca futbol değil: Oynadığımız futbolla, saha içinde gösterdiğimiz serinkanlılık ve seviyeli duruşla Türkiye'nin vizyonu adına gerçekten büyük bir galibiyet. Umarım, bu zaferi kutlamak adına silahlarına yönelip, kimse bir diğerine zarar vermez.

0 yorum: