Nisan 08, 2007

"Çocukluk Rüyam" : Don Kişot ...

... içimizdeki Don Kişot'u yavaş yavaş öldürmenin göz kamaştırıcı adıydı “büyümek” ... ebeveynlerimizden devraldığımız adım adım cinayet sürecini, onlardan öğrendiğimiz yollarla, biz kendimiz devam ettirdik sonra ... büyümek ... insanlık tarihinin – belki de – en büyük yanılsamasıydı ... bize “öyle” dendiği, bize “öyle” diyenlere de “öyle” öğretildiği için, içimizdeki Don Kişot'u öldürmeye yönelik her yeni hamlede biraz daha büyüdük sandık ... “bilinmesi gereken” ile “sanıyor olduğumuz” yine karşıttı birbirine ... büyüyen biz değil; içimizdeki Don Kişot'un yavaş yavaş yok olması sonucu geriye kalan boşluktu ... kendimizi değil; o boşluğu büyütüyorduk aslında ... o boşluk ki er ya da geç onu yaratan bizi de yutacaktı ... “kendimize” ihanetin beklenmeyen bedeliydi bu belki de ...


... “Çocukluk Rüyam” adlı yazısında şöyle anlatıyordu B. :


[...] ben küçücük adımlarımla yaklaştım sokağına. pencerenin dibine gelip ismini fısıldadım. bir kaç gölge oynaştı pencerede. kafanı çıkarıp bana baktın. tam o sırada güneşin son ışıkları yüzüne vurdu. sokağa çıkar mısın? dedim. benimle saklambaç oynar mısın? hayır dedin. babam izin vermiyor. içeri girip pencereyi kapadın. güneş battı. kocaman adımlarla kendi sokağıma döndüm. boğazımda bir yumru. söyleyemediklerim. akşam karanlığının içinde yemek kokuları. eve dönmüş insanların huzurlu yorgunluğu arasında apartmanımızın önünde ki basamaklara oturdum. babam balkonda içki içiyordu. beni gördü. içeri gelmemi söyledi. duymamazlıktan geldim. sözleri kayboluyordu içimde. içim hiç bir şeyi tutmuyordu. sinirlenerek bağırdı. korktum. ama aldırmadım. küçücük cesaretimle başka bir sokağın yolunu tuttum. tanıdık kimsenin olmadığı yabancı bir sokaktı. kimse beni tanımazdı. istediğimi yapabilirdim. ama yapmadım. ben aynıydım ya. değişen yalnızca sokaktı. tanımadığım, yabancı, uzaklaşmış adımlarla sokağıma döndüm. merdivenleri tırmanıp evimin kapısını çaldım. kapı açıldı. [...] devamı için ...


... B.'nın anlattığı çoğu “maceranın” bendeki yüzü hüzündü ... gerçekten hüzünlü olan o maceralar mıydı; yoksa ben mi onlardan hüzünler yaratan bir hüzünbazdım bilemiyorum ... B.'dan alıntıladığım bölümde o çocuğun boğazına bir yumru oturmuştu ya hani; işte aynısı benim de boğazıma oturmuştu, o çocuğun öyküsünü okuyunca ...


... o çocuk B.'dı, bendim, bu yazıyı okuyacak olan herkesti bir zamanlar ... pencerenin altında durup, artık batmakta olan güneşin yüzüne vurduğu o kıza bakarkenki tarihimi düşündüm ... “Benimle saklambaç oynar mısın?” derken içimde yükselen o orkestranın sesini bir kez daha duymaya çalıştım ... öylesi anlarda öyle neşeli çalarlardı ki; o neşe somutlaşır, fışkırırdı gözlerimden ... ne denli çok istiyor olsam da her istediğimin gerçekleşemeyeceğini de yavaş yavaş öğrendiğim zamanlardı ... “hayır”ın “evet”ten çok daha olası bir yanıt olduğuna inancım – belki de – o günlerden kalan bir mirastı bana ...


... kapanan pencerenin ardında kalan bir “hayır” ... “güneş battı.” demişti B. ... batan yalnızca gökküredeki güneş olmazdı böylesi anlarda, içimdeki güneş de batar, orkestram susardı ... “boğazımda bir yumru” ... eve dönüş yolunu tutardım ... o zamanlarda acılar, bir an önce pes etmem için gerekçelerim olmaz; düşlerimde de olsa şövalyelik yapabilmem için güzel nedenlerim olurdu ... eve dönüşte düşlerime uğrardım önce ... hiçbir zaman benim dışımda hiç kimsenin olamayacak olan düşlerime ... işte o düşlerden birinde, babası izin vermediği için benimle saklambaç oynayamayan; “ama oynamayı çok istediğine inandığım” o küçük kızı kurtarabilirdim babasından ... küçük bir kulübemiz olurdu, saatlerce saklambaç oynardık içinde ...


... oynayabilir miydik ?.. belki de yalnızca düşlerde ... bir düş değildi yaşam; yaşayarak, yaralanarak öğrenecek; sonra da yaralayarak öğretecektim bu “gerçeği” ... ama sonuçta her defasında, asıl yaralanan ben olacaktım ... o küçük kızın “hayır” yanıtı ve babamın – az sonra duyacak olduğum - “içeri gel” sözleri, yolun başındaki ve sonundaki iki gerçekti ... işte düşler, gerçekler arasında zamanla daha az uğrayacağım soluklanma duraklarım olacaktı ... bir de uyku-öncesi düşleri vardı ... onlarınki bir gün okuyabilmeyi umduğum bambaşka bir şiirdi ...


... az önce, benimle saklambaç oynamak istediğine; ama babası izin vermediği için sokağa çıkamadığına inandığım küçük kızı babasından kurtaran, kahraman-şövalyeyken düşümde; şimdi bir başka baba – bu kez benim babam – eve gelmemi söylüyordu ... kahraman-şövalyeler emir alır mıydı ?.. daha kendi babasına karşı şövalyelik yapamayacak ve az sonra evine dönmek zorunda kalacak ben, o küçük kızı babasından kurtarabilir miydim ?.. babamın çağrısı yalnızca sokaktan eve dönmeme ilişkin değil; düşlerden de gerçeğe dönmeme ilişkin bir çağrıydı diğer taraftan ... o çocuğun düş-merkezli olan yaşamı, o çocuk büyüdükçe, gerçek-merkezli bir yaşama dönecek ve içimdeki Don Kişot yavaş yavaş ölecekti ...


... “Why did we tell you then ... You were always the golden boy then ... And that you'd never lose that light in your eyes ... hey you.. did you realize what you'd become” ... “Öyleyse neden söyledik sana ... daima altın çocuk olduğunu ... ve hiç yitirmeyeceğini gözlerindeki o ışığı ... hey sen.. hiç farkına varmış mıydın neye dönüşeceğinin” ... (1)


... zamanla, gerçekteki kahramanlıkların, düşlerdeki denli kolay yapılamadığını; kahramanlıkların düşlerde kaldığını; birisinin kahramanı olmanın olanaksız olduğunu; küçük kızların saklambaç oyna(ya)mama nedenlerinin yalnızca babaları olmadığını; hiçbir zaman kahraman olamayacağımı da anlayacaktım ...


... “The child is grown ... the dream is gone ... and I have become ... comfortably numb” ... “Çocuk büyüdü ... düş kayboldu ... ve ben ... rahat bir uyuşuğa dönüştüm” ... (2)


... tüm içime yayılmış halde gizlenen ve tarihimin – belki de – en acı miraslarından biri olan o yumru, B.'nın “çocukluk rüyası” yoluyla açığa vurmuştu kendini ... benim de tarihim, onun tarihi gibi hüzünlerin tarihiydi biraz da ... onun rüyaları bu nedenle benim de düşlerimdi ...


... “kargınmış bir çocuktuk büyüdüğümüzden beri” ... (3)


... (1) ... “Poles Apart” ... The Division Bell ... Pink Floyd ... 1994 ...


... (2) ... “Comfortably Numb” ... The Wall ... Pink Floyd ... 1974 ...


... (3) ... “Bir Yılın Son Günleri I” ... Mırıldandıklarım ... Murathan Mungan ... 1981 ...

0 yorum: