Haziran 26, 2007

E.M. Cioran; Doğmuş Olmanın Sakıncası - 2



+ Doğum üzerine kafa yormak, saçmalığa varan çözümsüz bir problem zevkinden başka nedir ki?


+ Kaygı ve şaşkınlık içinde, cenin olduğumuz düşüncesinin bir anlık sessizliği …


+ Hiçbir şeyin henüz doğmaya tenezzül etmediği bir dünyaya dalıp gitmek, sonsuzca … Bilincin istenmeden sezinlendiği dünyaya, oraya, daha varlığa bürünmemiş olanın dölyatağına, benden önceki bir ben’in sıfır varlığının tadının çıkarıldığı dünyaya doğru hayali bir yolculuk … Doğmuş olmamak, sadece onu düşünmek, ne mutluluk, ne özgürlük, ne sonsuzluk!


+ Sonunda daima en rezil düşmanıma benzediğimi fark ettiğimden beri artık hiç kimseyi suçlamamaya karar verdim.


+ Sayıklayıp duran, aptallığa batmış ahmaklarla dolu bir dünyada kendi değerlerini sergilemek ne işe yarar? Kim için, hangi amaç uğruna uğraşacaksın?


+ “… Fakat Elohim (Tanrı) o meyveden yediğiniz gün gözlerinizin açılacağını bilir.” Ve açılır açılmaz dram başlar. “Anlamaksızın” bakmak, cennet budur işte! Cehennem de, insanın anladığı, gereğinden fazla anladığı yer olacaktır …


+ En yaman cellatların bile hayal edemeyeceği geceler vardır. Paramparça sabahı bulduğumuz olur, aptal ve şaşkın, hiçbir şey anımsamadan ve anlamadan, hatta kim olduğumuzu bilmeden … Günün yararsız, tehlikeli, koyu karanlıklardan daha da boğucu göründüğü zamandır bu …


+ Yüce gönüllü olarak bildiğimiz eylemlerimizi iyice incelediğimizde ne görürüz? Her birinin, belli bir açıdan, ayıplanabilir ve hatta zararlı olduğunu, yaptığımıza bin pişman edecek kadar … Öyle ki, sonunda çekimserlikle vicdan azabı arasında bir seçim yapmaktan başka bir şey gelmez elimizden.


+ Vazgeçiş sonsuz bir iktidar sağlar.


+ Sokakta her şey bir şaşkınlıkla başlayarak önemini, değerini yitirir.


+ Bu an, sonsuzluk içinde yitip gitti, geri gelmeyenin adsız ülkesinde kayboldu. Hiçbir zaman geri dönmeyecek. Yansam bir türlü, yanmasam bir türlü – Hepsi bir – ve anlamsız.


+ Unutma yeteneğimiz olmasa, geçmişimiz öyle bir çöküverir ki günümüzün üstüne, tek bir an için bile kendimizi kıyıya atacak bir gücü bulamazdık. Hele orada tutunmak hiç mümkün olmazdı. Hayat sadece “dünya yansa hasırı yanmaz” olanlar için dayanılır gibi görünüyor, açıkça her şeyi unutanlar için.


+ Her şeyden beter olan kendini tanıma, en az çaba gösterdiğimiz şeydir: Sabahtan akşama, hayali bir suçüstü korkusuyla yaşamak, acımasızca her davranışın kökenine uzanmak neye yarar? Ve kendi mahkememizde dava üstüne dava kaybetmek?


+ “Kimseyi kendi yerine koymadan yargılama!” Bu eski atasözü, her yargılamayı olanaksız kılar; çünkü birini ancak tam olarak onun yerine kendimizi koyamadığımız için yargılarız.


+ Doğa insan fırsat tanımakla, bir hesap atasından çok daha fazlasını yaptı: Kendine karşı suikast!


+ “Arzu ve kinle dolu bir insan için gerçeklik gizli kalır.” (Buda) Yani her canlı için.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

http://www.facebook.com/group.php?gid=6835766236