Mart 27, 2008

“Kişi”ye dönmek ...


“Büyük ve yüksek şeyleri görebilmek için onlara göre bir ruhumuz olması gerekir; yoksa kendi çamurumuzu görürüz onlarda” der Montaigne [1]. Dolayısıyla, kimileri gereğince ayrımsanmıyorsa, bu – çoğunlukla – onlardan değil; onlara bakıp da göremeyenlerin tinsel yetersizliklerinden kaynaklanıyordur.

Büyük ve yüksek tinli ‘kişi’, aslında, boşuna bekler ‘çağdaşları insanlarca’ ayrımsanmayı, çünkü o insanlar, ancak, zaman boyutunda çağdaşıdırlar onun; düşünce boyutundaysa çoktan gerisinde kalmışlardır. Zaten onu ‘kişi’ yapan da – bir yerde – budur: Ortalama ‘genel’likten ayrı ve uzak oluşu.

Deyiş yerindeyse kişi, bir yalnızdır kalabalıklar içinde: Zamanına göre herkesi var; ama düşüncesine göre kimsesiz. Aruoba da bunları imler, Yürüme adlı kitabının ‘kişi’ bölümünde: “Kişi, toplumun terk ettiğidir. Özgürdür, çünkü yalnız bırakılmıştır. Özgür ve yalnızdır...” der [2].

Özgürlüğü yalnızlığından kaynaklanır da, ya yalnızlığı?

Yalnızlığıysa, ‘aykırılığından’ filizlenir kişinin; ama bu düşündüğümüzden farklı bir aykırılıktır: Kişinin, ‘insanların alışılmış ilişki biçimlerine’ girmesiyle baş gösterir ve ‘insanların ölçüleri’ açısından aykırı durur kişi: O, artık, aykırı-insandır [3].

Ancak kişi – bir yerden sonra da – dayanamaz yalnızlığa. Bu, yalnızca, insanın toplumsal bir varlık olduğundan mı kaynaklanıyordur? Özgürlük, bir yerde, yalnızlık; yalnızlığın fazlasıysa afyon gibidir; afyonsa, deneyimlendiğinde, dayanılmaz. Dolayısıyla dayanılmazdır yalnızlık da.

Ve kişi durur, kendini başkalarında aramaya başlar; ama kendini her bulduğu(nu sandığı)nda, aslında, kendini kendine geri dönmüş bulmaktan daha fazlasını edemez [4]; eş deyişle, her arayış, bir düş; her düş, sonuçta, bir yıkım; yıkımsa kendi küllerinden yeniden doğuştur bir yerde. Kişinin, kendisini başkalarında (insanlarda) araması bir düştür. Bulduğunu sanması; ama bulamadığını görmesi de yıkım: ‘düş’ün yıkımı. Yıkımın olduğu nokta kişinin kendisine/yalnızlığına/afyonuna döndüğü noktadır: Yeniden doğuş zamanı.

Bütün suç kendisinde sanır kişi, uyumsuz addeder kendisini. Kişi ‘aykırı’dır; ama uyumsuz değil. Suçlamamalıdır kendisini. Uyumsuz ‘görülmesi’ doğaldır, çünkü ona bakan; ama onu göremeyen gözlerin iyeleri başka bir çağda, kendisiyse, başka bir çağda yaşar.

Suçu olmasa da küçük bir hatası vardır kişinin: Kendisini/çağdaşını nerede arayacağını bilememesi; çünkü zamansal çağdaşlarında bulamayacaktır kendisini; onun bekleyen kendisi, düşünsel çağdaşları arasındadır.

Artık ‘insanlar’ı bırakıp, ‘kişi’lere dönme zamanıdır.

[1] Montaigne, ‘Mutluluğun Bize Göreliği’, Denemeler, Cem Yayınevi, 1994

[2] Aruoba O., Yürüme, - 36 – s.172, Metis Yayınları, 2000

[3] Aruoba O., Yürüme, - 24 – s.166, Metis Yayınları, 2000

[4] Aruoba O., Yürüme, - 19 – s.164, Metis Yayınları, 2000

Fotoğraf, Cezary Galaj’a aittir ...

0 yorum: