Her yeni ölümde eski dizeler, her ölümde aynı dizeler geliyor aklıma :..
Boş bulunup gülersen
Bir Ölünü görünce
Ocağa Tütsü atarsın
Pencerene sürme çek
Ölünün Babasıyla
Uzunca bir Rakı iç
Anmadan eski Günleri
Bırak biraz Ay doğsun
Dört arkadaş bir olup
Tahta kutu içinde
Ölünüzü götürün
İncirlerin altına
Dönersen ıslık çalarsın
Yol uzun, Su karanlık
Otur bir çardak altına
Bırak biraz Yağmur yağsın
Ergin Günçe’nin 79 yılında yazdığı dizeler … Bir Dostu Ölü Götürmek …
Ölüm, ansızın çıkıyor karşıma … biraz da bu yüzden korkuyor olmalıyım ölümden :.. bir son olmasının ya da onu bir son sanmamım, ardında beni bir kıpıda yutacak bir bilinmezliği gizlemesinin yanında, insafsız bir şaka gibi apansız karşıma çıkması korkutuyor beni …
Kendi ölümüm değil korktuğum … o noktada Epikuros’a sığınıyorum zaten :.. ben varsam ölüm yok, ölüm varsa ben yokum, diyorum …
Asıl sorun, ben varken var olan ölümler :.. yakınımdakilerin, sevdiklerimin, yerlerini bir başka hiçbir şeyle dolduramayacaklarımın ölümleri … o ölümlerin verdiği acı ya da yaşanmalarına yönelik içimde çöreklenmiş korku, kendi ölümümü unutturuyor bana …
Ölmelerden korktuğum denli korkmuyorum ölmekten … en büyük korkum, en sevdiklerimin zamanın meydan okuyuşuna yenilip birer birer yitirirlerken yaşamlarını, tüm bu ölümlerin seyircisi olmak … geri dönüşü olmayan terk edilmeleri birbiri ardına yaşamak … bir gün önce sıcak bir gülümseyişi paylaştığım, iyi olduğunu öğrenip mutlu olduğum birinin ardından, bir gün sonra göz yaşı döküyor olmak …
Ölüm bizim için – o kadar da – hiç değil Epikuros !.. Yalnızca kendi ölümümüz belki … diğer tüm ölümler, hiç olmaktan o kadar uzaktalar ki …
Boş bulunup gülersen
Bir Ölünü görünce
Ocağa Tütsü atarsın
Pencerene sürme çek
Ölünün Babasıyla
Uzunca bir Rakı iç
Anmadan eski Günleri
Bırak biraz Ay doğsun
Dört arkadaş bir olup
Tahta kutu içinde
Ölünüzü götürün
İncirlerin altına
Dönersen ıslık çalarsın
Yol uzun, Su karanlık
Otur bir çardak altına
Bırak biraz Yağmur yağsın
Ergin Günçe’nin 79 yılında yazdığı dizeler … Bir Dostu Ölü Götürmek …
Ölüm, ansızın çıkıyor karşıma … biraz da bu yüzden korkuyor olmalıyım ölümden :.. bir son olmasının ya da onu bir son sanmamım, ardında beni bir kıpıda yutacak bir bilinmezliği gizlemesinin yanında, insafsız bir şaka gibi apansız karşıma çıkması korkutuyor beni …
Kendi ölümüm değil korktuğum … o noktada Epikuros’a sığınıyorum zaten :.. ben varsam ölüm yok, ölüm varsa ben yokum, diyorum …
Asıl sorun, ben varken var olan ölümler :.. yakınımdakilerin, sevdiklerimin, yerlerini bir başka hiçbir şeyle dolduramayacaklarımın ölümleri … o ölümlerin verdiği acı ya da yaşanmalarına yönelik içimde çöreklenmiş korku, kendi ölümümü unutturuyor bana …
Ölmelerden korktuğum denli korkmuyorum ölmekten … en büyük korkum, en sevdiklerimin zamanın meydan okuyuşuna yenilip birer birer yitirirlerken yaşamlarını, tüm bu ölümlerin seyircisi olmak … geri dönüşü olmayan terk edilmeleri birbiri ardına yaşamak … bir gün önce sıcak bir gülümseyişi paylaştığım, iyi olduğunu öğrenip mutlu olduğum birinin ardından, bir gün sonra göz yaşı döküyor olmak …
Ölüm bizim için – o kadar da – hiç değil Epikuros !.. Yalnızca kendi ölümümüz belki … diğer tüm ölümler, hiç olmaktan o kadar uzaktalar ki …
2 yorum:
(Belki)Herşeyin farkındasın Adem Oğlu ama
Ölümün yalnızlığını yaşatma ölenlerine... hayata -zaten- izin verilmezken...
Diğer yandan 'her şey' bir 'belki'den daha fazlası olmayabilir(di) de ... yaşama izin verilmezken ve yalnız bırakmamak için ölenlermizi, ölmeyi mi seçmeliydi ?.. kolay yanıtlanabilir bir soru değil !..
Yorum Gönder