Mart 15, 2009

Descartes, Kar, Rembrandt



Sabahleyin, yaşadığım evin zor kapanan kapısını gürültülü bir biçimde kapattığımda saat 08:40’dı ve dışarıda beni beyaz bir sürpriz bekliyordu. Yaşamımdaki pek çok sürpriz gibi bu da isabetsiz bir sürprizdi.

Önceki gece, e.d. Cumartesi gecesi, saat 20:45 gibi dışarı çıktığımda, yüzeyin eğiminden kaynaklanan su birikintilerini saymazsak, gün içinde aralıklarla yağan yağmurdan pek bir şey kalmamıştı geriye. Hava ılık, gökyüzü ise berraktı. Değil kar; yağmurun bile yağacağına ilişkin bir delil yoktu gökyüzünde.

Ancak aradan geçen 12 saatlik sürede gökyüzü, elinden geleni ardına koymamış, içindeki neredeyse tüm beyazı sokaklara kusmuştu. Kaldırımlarda 10 cm.’ye, taşıtların üzerindeyse neredeyse 20 cm.’ye yakın kar vardı. Onca beyazı yeryüzüne boca eden gökyüzündeyse kala kala hem moral hem de sinir bozucu bir grilik kalmıştı.

Yerler beyazdı, beyaz olmasına; ama attığım her adımda beyaz, ıslak bir kahverengiye dönüşüyor, yalnızca ayakkabımı değil; pantolonumun paçalarını da berbat ediyordu. Kahverenginden, griden ettiğimden daha çok nefret ediyor; yavaş yürüyüp otobüsü kaçırmak ile hızlı yürüyüp pantolonumu iyice berbat etmek seçimleri arasındaki bölünmüşlüğü yaşıyordum.

Rüzgarın, altından geçmekte olduğum ağacın dallarındaki bir bölüm karı üzerime üflemesinin hemen ardından Aristoteles’in altın orta ilkesi geldi aklıma. Aristoteles, hisler ve hisleri yanıtlamaya yönelik eylemler ortaya koymak söz konusu olduğunda, aşırı uçlardansa, aşırı uçları birbirine bağlayan doğrunun ortalarında bir yerlerde bulunan durumun hissedilmesini ve yerine getirilmesini salık veriyor, altın orta adıyla anılan bu durumu erdemle eşleştiriyordu.

Ne hızlı yürüdüm, ne de otobüsü kaçırdım. Bir seçimde bulunmuştum, şansım da yaver gitmişti. Otobüsün sol tarafında yer alan koltuklardan cam kenarında kalan birinde yerimi almamla birlikte bölünmüşlüğüm de Aristoteles’in altın ortası da uçup gitmişti zihnimden. Onların yerini, Frozen Silence’ın|1| Heart of Winter|2| adlı albümünden saçılan ezgilerin esinleyeceği düşünceler alacaktı.

Otobüsü binmem ve dışarıyı seyredebileceğim bir koltuk bulmamla birlikte, karın neden olduğu keşmekeşle aramda oluşan tinsel uzaklık|3|, lapa lapa yağmakta ve çıplak ağaçların dallarında birikmeyi sürdürmekte olan kara olan bakışımı değiştirdi. Bullough’un denizdeki sisi, benim sokaktaki karım olmuştu.

Ve kar, sokakları onunla örtülü bir şehirde, onun sessizce yağışını gören bir pencerenin yanında, bir fincan da kahvenin eşliğinde hangi filozofun, hangi metnine gömülmek, her satırın ardından dakikalarca düşünüp, notlar almak daha hoş olurdu sorusunu sordurdu bana.

Beynimin sol yanı, Batı felsefe tarihinin aşina olduğum adlarını zamandizinsel olarak benim için sıralarken; sağ yanı da Hollandalı ressam Rembrandt’ın Philosopher in Meditation|4| adlı muhteşem çalışmasını gözlerimin önüne getiriyordu. Beynimin sağ ve sol yanları arasında, beynin en sevdiğim bölümü olan corpus callosumca kurulan bağlantı sorumun yanıtını ateşlemişti: Renati Descartes|5| ve Meditationes de prima philosophia, in qua Dei existentia et animæ immortalitas demonstratur|6|.

Rembrandt’ın Derin Düşünmedeki Filozof’u ve Descartes’ın İlk Felsefe Üzerine Derin Düşünmeler’i.

Rastlantıya bakın ki Descartes’ın dünyaya gelmesi de dünyadan ayrılması da kış mevsimine rastlıyordu. Descartes, 31 Mart 1596’da Fransa’nın – bugün filozofun kendi adıyla çağrılan – Touraine adlı şehrinde dünyaya gelmiş, 1650 yılının 11 Şubat’ında da İsveç’in başkenti Stockholm’de dünyadan ayrılmıştı.

Rembrandt doğduğunda (15 Temmuz 1606), Descartes 10 yaşındaydı ve bir sene sonra La Flèche’de bulunan, Cizvitler yönetimindeki Kraliyet Henry-Le-Grand Koleji’ne başlayacaktı.

Descartes, 1628 yılında Hollanda’ya, 1630 yılında da Leiden Üniversitesi’nde görev almak üzere, Rembrandt’ın doğduğu şehir olan, Leiden’e gidecekti.

Rembrandt, 1625-1631 yılları arasında Leiden’de, 1632-1636 yılları arasında da Amsterdam’da yaşayacaktı. Descartes ise 1630 yılında Leiden’de, 1631-32 ve 1634-35 yılları arasında Amsterdam’da bulunacaktı.

Descartes ve Rembrandt karşılaşmış olabilirler miydi?

Rembrandt’ın eserindeki filozof kimdi?

Rembrandt’ın Derin Düşünmedeki Filozof’u 1631 yılında mı; yoksa 1632 yılında mı tamamladığını bilemiyorum. Eğer ressamın Leiden Dönemi’ne ait bir eserse söz konusu tablo, e.d. 1631 yılında tamamlanmışsa, o tarihte Descartes’ın Amsterdam’da bulunduğunu söyledik. Ancak tablo 1632 yılında tamamlanmışsa, o sırada, Descartes da Rembrandt da Amsterdam’daydı.

İlk Felsefe Üzerine Derin Düşünmeler, 1641 yılında Latince, 1647 yılında da Fransızca olarak yayınlandı.

1650 yılında İsveç Kraliçesi Christina’nın daveti üzerine Stockholm’e giden Descartes, kraliçenin sabah saat beşte talep ettiği felsefe tartışmalarını yürütebilmek adına uykusuz kalmayı göze aldı. Uyku düzenindeki bozukluk nedeniyle, bağışıklık sistemi zayıflayan Descartes, elli dört yaşında yaşama veda etti.


|1| Donmuş Sessizlik

|2| Kışın Kalbi

|3| Psychical distance

|4| Derin Düşünmedeki Filozof, Louvre Müzesi, Paris, Fransa.

|5| René Descartes

|6| İlk Felsefe Üzerine Derin Düşünmeler – (Tanrının varlığının ve ruhun ölümsüzlüğünün gösterilmesi)

2 yorum:

sufi dedi ki...

Bu yazınız "rembrant'ın tablosundaki filozof" başlığıyla bugünkü habertürk gazetesi 20. sayfada yayınlanmış. Haberiniz ola dedik sevgiler .

olumsal dedi ki...

... yorumunuz üzerine gazeteye baktım ... ilginç bir sürpriz oldu benim için ... bilgilendirdiğiniz için çok teşekkürler ... sevgiler ...