İlk baskısı 1958 yılında Varlık Yayınlarınca yapılmış Galile Denizi’nden uzun soluklu bir şiirdir Saint-Antoine’ın Güvercinleri. Her biri ayrı birer şiir niteliğinde olan yedi bölümden oluşur: Eleni’nin Elleri, Gençlik, Saint-Antoine’ın Sevişme Vakti, Fenerdeki Çocukluk, Sabah, Eleni Işığı ve Gökyüzü, bu şiir-bölümlerin adıdır. Meşhur İkinci Yeni akımının habercisi sayılan bir şiirdir. Aşağıda okuyabilecekleriniz ise şiirin beni vuran dizeleri; İlhan Berk’in hayran bırakan soluğudur. Özellikle Fenerdeki Çocukluk, beni benden alır.
I. Eleni’nin Elleri
Bir gün Eleni’nin elleri geliyor
Her şey değişiyor.
…
Eleni ile anlıyoruz
Bu gökyüzü niçin kalkıp gelmiş
Deniz niçin başını alıp gitmiş onunla anlıyoruz.
II. Gençlik
Eleni’nim göğsü soyulmuş badem
Güvercin gibi elleri
…
Eskiden çok eskiden bu dünya daha bir güzelmiş mesela
Bu bulutlar bu gökyüzü uzanınca dokunacağımız bir
yerdeymiş
Şimdi şiirdeymiş bunlar
Her şey bu hesap ruhum.
III. Saint-Antoine’ın Sevişme Vakti
Her şeyin uyandığı bir saatte
Aşk başlayacak
Her şey duracak
…
Her şey yerini aşka bırakacak
Sandalye aşka
Pencere aşka
Saint-Antoine’ın tavanı bir başka tavana doğru yürüyecek
Kapı bir başka kapıya doğru
Hiçbir şey küçüleyim demeyecek
Daha bir büyüdüğünü göreceğiz gökyüzünün
Daha bir mavi denizi
IV. Fenerdeki Çocukluk
Saint-Antoine’ın çocukluğu
Fener’de geçti
Daha yeni kiliseye gidiyor
İlk gördüğü resim İsa’nın limon gibi yüzü
İncecik bacakları.
Bir bulut pencereye takılmış
Kendisinden biraz büyük bir çocuk dua ediyor
Birden bütün evliyalar gözünün önüne geliyor
Mum elinden düşüyor.
Antoine’ın babası o günler Karaköy’de kunduracı
Çekici örsü gibi Allah’ını seviyor
O günler her gün yağmur yağıyor İstanbul’a
Bir gün Aya Nikolas’ın sandukası önüne gidip duruyor
Kim bilir ne kadar özlemiştir denizi diye düşünüyor
Pencereyi açıyor
Denize bakıyorlar
Sonra eve gidip
Her şeyi anlatıyor.
Fener’deki çocukluk
Denizle ilk temas.
VII. Gökyüzü
Ne tuhaf şey şu gökyüzü
Bir mendil gibi
Cebe sığacağını bilmezdik.
Eleni’nin Elleri … Eleni’nin, o her şeyi değiştiren elleri … bir kadınla, o kadının dokunuşuyla gökyüzünü de denizi de anlayabilir olmak … artık gökyüzünün de denizin de bir başka anlama gelmesi … Gençlik … bir kadının göğsünü soyulmuş bademe, ellerini de güvercine benzetmek … narin, küçük, beyaz ve kutsal … dünyanın daha güzel, bulutların uzanınca dokunulabilecek kadar yakın olduğu; şimdiyse şiirlerde kalmış zamanlar … ruhum … Saint-Antoine’ın Sevişme Vakti … her şeyin uyandığı saatte başlayan, her şeyi durduran, her şeyin yerini ona bıraktığı ve onunla her şeyin daha bir olduğu aşk … Fenerdeki Çocukluk … İsa’nın insanı içine çeken limon gibi yüzü, insanın içini acıtan incecik bacakları … pencereye takılan bir bulut sonra … İstanbul’a her gün yağmur yağdığı günler … bir sandukanın denizi ne kadar özlediğini düşünmenin derinliği … pencereyi açıp, denizi onunla birlikte seyretmenin büyüsü … Gökyüzü … cebe sığacak kadar tuhaf …
2 yorum:
Şiirle başlamak ne güzel...
bayıldım ben de bunlara :)
Yorum Gönder