<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803</id><updated>2012-01-28T03:56:01.002+02:00</updated><category term='yaşam(a) notlar(ı)'/><category term='şiirin şarkısı'/><category term='gündüz düşleri'/><category term='parçalar'/><category term='şarkının şiiri'/><category term='Ayn Rand'/><category term='dinlediklerim'/><category term='alıntılar'/><category term='felsefi sayıklamalar'/><category term='sanat - tasarım'/><category term='E.M. Cioran'/><title type='text'>olumsal</title><subtitle type='html'>... "Ne olmadığını" kavramak apokaliptik bir "gizem"dir ...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>72</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-1474419830946547596</id><published>2012-01-28T03:53:00.000+02:00</published><updated>2012-01-28T03:53:40.710+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Nietzsche; Putların Alacakaranlığı - Felsefede “Akıl”</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-23z54GLvJQI/TyNR4QeGe6I/AAAAAAAAAoc/aKdqsDb_TmA/s1600/nietzsche.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-23z54GLvJQI/TyNR4QeGe6I/AAAAAAAAAoc/aKdqsDb_TmA/s320/nietzsche.jpg" width="255" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Friedrich Nietzsche, &lt;i&gt;Putların Alacakaranlığı&lt;/i&gt;’nı kaleme aldığında 44 yaşındaydı. Sağlık sorunları iyiden iyiye artmış, biraz olsun dinlenme ve iyileşme umuduyla İsviçre, Almanya ve İtalya arasında mekik dokuyordu. İşte &lt;i&gt;Putların Alacakaranlığı&lt;/i&gt;, bu dönemin sonunda, yaklaşık bir hafta gibi kısa bir sürede İsviçre’de kaleme alınmıştı. Nietzsche, aynı yıl içinde, dört kitap daha yazmıştı. Bunlar, &lt;i&gt;Wagner Olayı, Deccal, Ecce Homo&lt;/i&gt; ve &lt;i&gt;Nietzsche Wagner’e Karşı&lt;/i&gt;’ydı. Bu verimli yıldan bir sonraki yıl – 1889 – Nietzsche’nin Torino’daki çöküşü gerçekleşecek ve akıl sağlığı büyük bir darbe alacaktı.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çeşitli bölümlerden oluşan &lt;i&gt;Putların Alacakaranlığı&lt;/i&gt;’nın &lt;i&gt;Felsefede “Akıl”&lt;/i&gt; başlıklı bölümüne&amp;nbsp; Nietzsche, filozofların hangi özelliklerinin tipik olduğunu açıklamakla başlar. Bu özelliklerin ilki filozofların tarihsel bilincinin olmayışıyken; ikincisi filozofların &lt;i&gt;oluş (becoming)&lt;/i&gt; düşmanlığıdır. Nietzsche, bu oluş düşmanlığını, diğer bir ifadeyle &lt;i&gt;varlık (being)&lt;/i&gt; taraftarlığını, &lt;i&gt;Mısırcılık (Egypticism)&lt;/i&gt; olarak adlandırır. Tarihsel bilinç yokluğu ve oluş düşmanlığı birbirini besleyen iki özelliktir. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Batı kültür tarihini derinlemesine inceleyen Nietzsche, insan yaşamına egemen olduğunu belirttiği iki ilke öne sürer. Bu ilkeler &lt;i&gt;Apolloncu&lt;/i&gt; ve &lt;i&gt;Dionysosçu &lt;/i&gt;ilkelerdir. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Apolloncu ilke&lt;/i&gt;, us, kendilik-denetimi, denge, uyum gibi kavramları içerir ve varlığa (being), daha ileri aşamada da tanrıya karşılık gelirken; &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Dionysosçu ilke&lt;/i&gt;, çılgınlık, taşkınlık, us-dışılık, düzensizlik gibi kavramları içerir ve oluşa (becoming), değişime ve bunlardan duyulan coşkuya vurgu yapar.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nietzsche’ye göre Sokrates’ten itibaren, tüm Batı felsefesi – özellikle ahlak alanında –&amp;nbsp;&amp;nbsp; Apolloncu ilkenin, Dionysosçu ilke üzerinde baskı kurmasına hizmet etmiştir. Nietzsche’nin &lt;i&gt;çöküş (decadance)&lt;/i&gt; olarak adlandırdığı sürecin temelinde yatan da bu hizmettir.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tarihsel bilinç yokluğundan kasıt, filozofların tek ilke Apolloncu ilkeymiş gibi düşünüp, Dionysosçu ilkeyi görmezden gelmeleridir. Diğer yandan tarihin kendisinin de başlı başına bir değişim süreci ve oluş durumu olması nedeniyle, varlığı oluş karşısında yüceltmeye çalışan filozoflar tarihin kendisini de görmezden gelme eğilimindedirler. Oluşun tam karşıtı olan varlık, değişim içermediğinden varlığın bir tarihi de yoktur denilebilir. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nietzsche’nin, filozofların tarihsel bilinç yokluğu ve oluş düşmanlığını Mısırcılık (Egypticism) olarak adlandırmasının nedeniyse kullandığı mumya metaforudur. Mısırlıların ölülerinin bedenlerini, ölüleri öteki dünyada da yaşayabilsinler diye, mumyalama geleneklerini metafor olarak alan Nietzsche, saygı kisvesi altında işledikleri konuları tarihselliklerinden sıyırarak (dehistoricize) ele alan filozofların, onları birer mumyaya dönüştürdüğünü söyler. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Konuların tarihselliklerinden sıyrılması noktasında &lt;i&gt;Sub specie aeternitatis&lt;/i&gt; biçiminde Latince bir ifade kullanan Nietzsche, “Benginin (eternel) bakış açısıyla” anlamına gelen ifadeyle Spinoza’ya da bir göndermede bulunur: Spinoza, Tanrıyı bengi, sonu olmayan, ebedi ve ezeli bir zamansızlığa koyarken; insanı zaman içinde (temporal), dolayısıyla geçici olarak görürdü. Filozofların konuları benginin bakış açısıyla görmeleri onları zamansallıktan, dolayısıyla değişimden, oluştan, tarihten bağımsız; değişmez, kalıcı ve bengi hakikatler olarak görmeleri anlamına gelmekteydi. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ancak Nietzsche, perspektivizmi bağlamında, bengi bir hakikat düşüncesine karşı çıkmakta ve perspektiflerden bağımsız, mutlak bir hakikatin olmadığını, bir ifadenin ancak perspektiflere dayalı olarak doğru ya da yanlış olabileceğini savunmaktaydı.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Filozofları saygıdeğer kavram putperestleri şeklinde adlandıran Nietzsche, ne zaman bir şeye saygı duysalar filozofların, söz konusu şeyi öldürüp, içini doldurduklarını; tapındıkları her şeyin içindeki yaşamı emdiklerini belirtir. Mısırlılar da cesetlerin bedenlerini yarar, beyin dahil, beden içindeki tüm organları çıkartır; bedeni bir tür tuzla doldururlardı. Dolayısıyla filozofların yöneldikleri her şey birer mumya kavrama dönüşmüştü. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ölüm, değişim, yaşlılık, üreme ve gelişme onlar için birer itiraz; dahası yalanlamaydı ve onlar için varlık olan oluş halinde olamaz; oluş halinde olan da varlık olamazdı. Umutsuzca inandıkları, varlığa sahip olandı. Umutsuzdular; çünkü varlığı ya da varlığa sahip olanı bir türlü kavrayamıyor, onun kendilerinden gizlendiğini düşünüyor ve bu gizlilik için de nedenler arıyorlardı. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu kavrayamayışın altında yatansa varlık olan oluş halinde olamaz; oluş halinde olan da varlık olamaz biçimindeki ön-varsayımlarıydı. Dolayısıyla adına görünüş (appearance) dedikleri, onların varlığa ya da varlığa sahip olana ulaşmalarını engelleyen bir aldatmaca olması gerektiği sonucuna vardılar (Platon).&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Aldatan nerede?” diye sorduklarında yanıtları – coşkuyla – duyular oldu. Duyular, bu dünyaya, duyulur dünyaya; dolayısıyla değişime, dönüşüme, oluşa, zamansallığa, en sonunda tarihe ilişkindi. Bu anlamıyla tarih, filozoflar için, bir yalana imandan başka bir şey değildi. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Filozoflar için ahlaki olan yanıltıcı duyulardan kurtulmak ve yalandan başka bir şey olmayan tarihe iman edenleri değillemekti. Tarihe; dolayısıyla değişime, dönüşüme, oluşa, zamansallığa iman edenler ayaktakımı; onlarsa filozoftu ve bir mezar-kazıcı edasıyla tekdüze-tek tanrıcılığı temsile devam ediyorlardı. Onlar için beden, mantıksal hatalarla perişan hale gelmiş duyuların saplantısıydı. Beden ki gerçekmiş gibi davranmasının yeterli bir küstahlık olması bir yana – zaten – olanaksızdı.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Saygılarını sunduğu Herakleitos’u, felsefi kalabalık olarak nitelendirdiği diğer filozoflardan farklı bir yere koyuyordu Nietzsche. Oluşun ve değişmenin savunucusu olan Herakleitos, duyuların tanıklığını – çokluğa ve değişime ilişkin diye – reddeden filozofların tanıklığını – sürekliliğe ve birliğe ilişkin diye – reddediyordu.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Duyuların yanıltıcı olduğunu düşünmesi dolayısıyla, Herakleitos’un da duyulara haksızlık yaptığını öne süren Nietzsche, duyuların yanıltıcı olmadığını; ama bizlerin duyuların tanıklığı üzerinden birlik, şey-lik, töz (substance), süreklilik gibi yalanlar yarattığımızı belirtiyordu. Herakleitos’u varlık denilenin ve dolayısıyla oluştan bağımsız olanın boş bir kurgudan ibaret olduğunu söylemesi hususunda destekleyen Nietzsche, tek dünyanın görünür dünya olduğunu;. asıl yalan olanınsa gerçek dünya&amp;nbsp; adı altında ortaya atılan kurgu olduğunu belirtiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Görsel: Nietzsche'nin 1906 yılında Edvard Munch tarafından yapılan portresi.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-1474419830946547596?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/1474419830946547596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=1474419830946547596&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1474419830946547596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1474419830946547596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2012/01/nietzsche-putlarn-alacakaranlg.html' title='Nietzsche; Putların Alacakaranlığı - Felsefede “Akıl”'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-23z54GLvJQI/TyNR4QeGe6I/AAAAAAAAAoc/aKdqsDb_TmA/s72-c/nietzsche.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-5318565275078203268</id><published>2012-01-25T02:13:00.000+02:00</published><updated>2012-01-25T02:13:01.767+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiirin şarkısı'/><title type='text'>Dilin Kırılması: Saint-Antoine’ın Güvercinleri – İlhan Berk</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İlk baskısı 1958 yılında Varlık Yayınlarınca yapılmış &lt;i&gt;Galile Denizi&lt;/i&gt;’nden uzun soluklu bir şiirdir &lt;i&gt;Saint-Antoine’ın Güvercinleri&lt;/i&gt;. Her biri ayrı birer şiir niteliğinde olan yedi bölümden oluşur: &lt;i&gt;Eleni’nin Elleri, Gençlik, Saint-Antoine’ın Sevişme Vakti, Fenerdeki Çocukluk, Sabah, Eleni Işığı&lt;/i&gt; ve &lt;i&gt;Gökyüzü&lt;/i&gt;, bu şiir-bölümlerin adıdır. Meşhur İkinci Yeni akımının habercisi sayılan bir şiirdir. Aşağıda okuyabilecekleriniz ise şiirin beni vuran dizeleri; İlhan Berk’in hayran bırakan soluğudur. Özellikle &lt;i&gt;Fenerdeki Çocukluk&lt;/i&gt;, beni benden alır. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;I. &lt;i&gt;Eleni’nin Elleri&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir gün Eleni’nin elleri geliyor&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her şey değişiyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eleni ile anlıyoruz&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu gökyüzü niçin kalkıp gelmiş&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Deniz niçin başını alıp gitmiş onunla anlıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;II.&lt;i&gt; Gençlik&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eleni’nim göğsü soyulmuş badem&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Güvercin gibi elleri&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eskiden çok eskiden bu dünya daha bir güzelmiş mesela&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu bulutlar bu gökyüzü uzanınca dokunacağımız bir&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; yerdeymiş&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi şiirdeymiş bunlar&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her şey bu hesap ruhum. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;III. &lt;i&gt;Saint-Antoine’ın Sevişme Vakti&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her şeyin uyandığı bir saatte &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aşk başlayacak&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her şey duracak&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her şey yerini aşka bırakacak&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sandalye aşka&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pencere aşka&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Saint-Antoine’ın tavanı bir başka tavana doğru yürüyecek&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kapı bir başka kapıya doğru &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hiçbir şey küçüleyim demeyecek&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Daha bir büyüdüğünü göreceğiz gökyüzünün&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Daha bir mavi denizi&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;IV. &lt;i&gt;Fenerdeki Çocukluk&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Saint-Antoine’ın çocukluğu&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fener’de geçti&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Daha yeni kiliseye gidiyor&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İlk gördüğü resim İsa’nın limon gibi yüzü&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İncecik bacakları.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir bulut pencereye takılmış&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kendisinden biraz büyük bir çocuk dua ediyor&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Birden bütün evliyalar gözünün önüne geliyor&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mum elinden düşüyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Antoine’ın babası o günler Karaköy’de kunduracı&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çekici örsü gibi Allah’ını seviyor&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O günler her gün yağmur yağıyor İstanbul’a&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir gün Aya Nikolas’ın sandukası önüne gidip duruyor&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kim bilir ne kadar özlemiştir denizi diye düşünüyor&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pencereyi açıyor&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Denize bakıyorlar&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonra eve gidip&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her şeyi anlatıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fener’deki çocukluk&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Denizle ilk temas.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;VII. &lt;i&gt;Gökyüzü&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ne tuhaf şey şu gökyüzü&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir mendil gibi&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cebe sığacağını bilmezdik.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Eleni’nin Elleri&lt;/i&gt; … Eleni’nin, o her şeyi değiştiren elleri … bir kadınla, o kadının dokunuşuyla gökyüzünü de denizi de anlayabilir olmak … artık gökyüzünün de denizin de bir başka anlama gelmesi … &lt;i&gt;Gençlik&lt;/i&gt; … bir kadının göğsünü soyulmuş bademe, ellerini de güvercine benzetmek … narin, küçük, beyaz ve kutsal … dünyanın daha güzel, bulutların uzanınca dokunulabilecek kadar yakın olduğu; şimdiyse şiirlerde kalmış zamanlar … ruhum … &lt;i&gt;Saint-Antoine’ın Sevişme Vakti&lt;/i&gt; … her şeyin uyandığı saatte başlayan, her şeyi durduran, her şeyin yerini ona bıraktığı ve onunla her şeyin daha bir olduğu aşk … &lt;i&gt;Fenerdeki Çocukluk&lt;/i&gt; … İsa’nın insanı içine çeken limon gibi yüzü, insanın içini acıtan incecik bacakları … pencereye takılan bir bulut sonra … İstanbul’a her gün yağmur yağdığı günler … bir sandukanın denizi ne kadar özlediğini düşünmenin derinliği … pencereyi açıp, denizi onunla birlikte seyretmenin büyüsü … &lt;i&gt;Gökyüzü&lt;/i&gt; … cebe sığacak kadar tuhaf …&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-5318565275078203268?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/5318565275078203268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=5318565275078203268&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/5318565275078203268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/5318565275078203268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2012/01/dilin-krlmas-saint-antoinen.html' title='Dilin Kırılması: Saint-Antoine’ın Güvercinleri – İlhan Berk'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-1390909249070729564</id><published>2009-09-06T03:20:00.003+02:00</published><updated>2009-09-06T03:27:07.005+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><title type='text'>Ayhan Sicimoğlu’nun Meksika Usulü Çiğ Fener Balığı Salatası</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SqMOi3XAmnI/AAAAAAAAAlM/HGBjk1GqoWw/s1600-h/asicimoglu.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 267px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SqMOi3XAmnI/AAAAAAAAAlM/HGBjk1GqoWw/s400/asicimoglu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378158372149303922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hastası olduğum şahsiyet, müzisyen ve gezgin Ayhan Sicimoğlu, SKYTURK ekranlarında izleyicisiyle buluşan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ayhan Sicimoğlu ile Renkler&lt;/span&gt; programının 3-9 Ağustos tarihleri arasında yayınlanan bölümünde Ayvalıklı bir grup balıkçının teknesine konuk olmuştu. Balıkçıların Ege açıklarındaki avlanma serüveninin kendisi de bir parçası olan Sicimoğlu, yakaladıkları fener balığıyla yapılan, Meksika usulü muhteşem bir balık salatasının tarifini de seyircisiyle paylaşmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seferin seyir defteri bir yana, ben de – not alabildiğim ve anlatabileceğim şekilde – Ayhan Sicimoğlu’nun adının sevice olduğunu söylediği ve çiğ fener balığından yapılan balık salatasının tarifini paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dip balığı olan fener balığı, kılçığa rastlanmayan ve piştiği zaman beyazlaşan, lokum gibi denebilecek pembe bir ete sahip. Genelde sotesinin veya şişe dizilerek mangalda ızgara yapılmışının tercih edildiği fener balığı etinin tadı, balık sevmeyenlerin de hoşuna gidebilecek bir karakterde olsa da gerek görünüşün iticiliğinden, gerekse fiyat/kg oranın oldukça büyük olmasından dolayı pek tercih edilen bir balık türü olmayan fener balığından hazırlanan salatanın Sicimoğlu’nca verilen tarifiyse şöyle:  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satın alınan fener balığı balıkçınızca temizlendikten sonra elinize geçen fileto şeklindeki etleri fazla büyük olmayan küpler şeklinde doğrayarak başlıyorsunuz sevicenizi yapmaya. Doğradığınız etlerini bir tepsiye alarak üzerine bol miktarda limon suyu ekliyorsunuz. Doğradığınız et, dolayısıyla yapacağınız sevice miktarına göre 3-5 limon kullanabilirsiniz. Üzerine eklediğiniz limon suyunun ardından eti, limon suyu etin her yanıyla buluşabilsin diye, elinizle incitmeden karıştırıyorsunuz. Fener balığı etini başka hiçbir pişirme sürecinden geçirmeden limon suyunda pişmiş olduğu haliyle kullanacak olduğunuzdan, 15-20 dakika sürecek olan söz konusu limon suyunda bekletme süreci, sevicenin yapımı açısından yaşamsal bir önem taşıyor. Etin pişip pişmediğini ise renginden anlamanız olanaklı: Başlangıçta pembe renkli olan fener balığı eti, piştikten sonra beyaz bir renge bürünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balığınız limon suyunda kendi kendine pişerken, siz de sevicenin geri kalan bölümünü yapmak için uygun aralığı yakalamış oluyorsunuz. Bu aşamada ince kıyılmış 2-3 adet soğanı, üzerine eklediğiniz – yine ince kıyılmış – 2-3 diş sarımsak ve bol tuzla yoğuruyorsunuz. Bu nokta önemli; çünkü sarımsak-soğan karışımını bol tuzla yoğurmak yoluyla ki soğanın asiditesini azaltabiliyorsunuz. Söz konusunu karışımı, ete eklemeden önce yıkayacak olduğunuzdan eklediğiniz tuz miktarı konusunda fazla endişelenmenize de gerek bulunmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 dakikalık bir sürecin ardından fener balığı etinin hazır olduğunu düşündüğümüzde, yıkayıp süzdüğümüz sarımsak-soğan karışımını etle birleştiriyor ve üzerine küçük küpler halinde doğradığınız domatesleri ve ince ince kıydığınız çarliston biberleri ekliyorsunuz. Tüm bu eklentilerin ardından – yine incitmeden – karıştırdığınız salatanızın tuz miktarını kontrol edip biraz tuz ve salatanızın olmazsa olmazı olan zeytinyağını da ekledikten sonra Meksika usulü çiğ fener balığı salatanızı afiyetle yiyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayhan Sicimoğlu fotoğrafı &lt;a href="http://www.doublemoon.com.tr/MuzisyenDetay.aspx?Muzisyen=47"&gt;Doublemoon&lt;/a&gt;'dan ...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-1390909249070729564?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/1390909249070729564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=1390909249070729564&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1390909249070729564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1390909249070729564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2009/09/ayhan-sicimoglunun-meksika-usulu-cig.html' title='Ayhan Sicimoğlu’nun Meksika Usulü Çiğ Fener Balığı Salatası'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SqMOi3XAmnI/AAAAAAAAAlM/HGBjk1GqoWw/s72-c/asicimoglu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-944720199147788331</id><published>2009-05-06T21:42:00.002+03:00</published><updated>2009-05-06T21:54:01.072+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündüz düşleri'/><title type='text'>Eurydice ve Orpheus ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHaRQH_YAI/AAAAAAAAAjc/xtqvaMBb4yI/s1600-h/orpheus+and+eurydice+by+Kratzenstein.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 341px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHaRQH_YAI/AAAAAAAAAjc/xtqvaMBb4yI/s400/orpheus+and+eurydice+by+Kratzenstein.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332783423704489986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;… &lt;span style="font-style: italic;"&gt;limanlar&lt;/span&gt;, sevinçlerden çok hüzünlerin, kavuşmalardan çok ayrılıkların, gelmelerden çok gitmelerin limanları değil miydi? Sevinçler, hüzünler için veya kavuşmalar, ayrılıklar için değildi belki; ama – bir liman söz konusu olduğunda – gelmeler, hep gitmeler içindi aslında … gelmeler sevinç getirir, gitmeler ise tüm sevinçleri alır götürür, geriye yalnızca hüznü bırakırlardı. Bu nedenleydi ki gitmeler, gelmelerin getirdiğinden çok daha fazlasını götürürlerdi ardlarında …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;… tüm gücümle haykırsaydım, “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dur, gitme!&lt;/span&gt;” deseydim, neyi değiştirebilirdim ki? Çoktan demir almış, limanı yavaş yavaş; ama kararlı bir biçimde terk eden bir şilepti. Sesimi duyurabilir miydim ? Diyelim ki duyurabildim, ciddiye alınır mıydım pekiyi? Ne nereden geldiğini ne de nereye gittiğini biliyordum. Bana gelmemişti belki; ama benden gidiyordu sanki. Adı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Eurydice&lt;/span&gt;’diydi …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;… &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eurydice&lt;/span&gt; … Antik Çağ’ın gizemli ozanı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Orpheus&lt;/span&gt;’un ilk ve tek aşkıydı … dünya gezisinden yeni dönmüştü Orpheus … Eurydice ile karşılaşmış ve ona aşık olmaktan alamamıştı kendini … birlikte, o günlerin en mutlu ve güzel çifti olmuşlardı … günün birinde Orpheus, eşi Eurydice’ye bir şal almak üzere şehre inmiş; Eurydice de Orpheus’a çiçek toplamak için kırlara çıkmıştı … çiçekleri toplamakla meşgulken, arıcı Aristaios, Eurydice’yi görmüş ve tıpkı Orpheus gibi,  o da aşık olmuştu Eurydice’ye … Aristaios’un ağla kaplı korkutucu yüzünü gören ve ne düşündüğünü anlayan Eurydice, dehşete kapılmış, telaş içinde Aristaios’tan kaçmaya başlamıştı … öylesine korkmuştu ki nereye bastığını bilmeksizin çılgınca koşuyordu …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;… biricik aşkı için aldığı şalla şehirden dönen Orpheus, eve geldiğinde, eşi Eurydice’nin cansız bedeniyle karşılaşaşacaktı … kaçarken üzerine bastığı bir yılanın onu topuğundan sokması nedeniyle yaşamını yitirmişti Eurydice …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Orpheus”, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;karanlık &lt;/span&gt;demekti ve karanlık yavaş yavaş çökmeye başlıyordu artık … daha önce eşi benzeri görülmemiş bir hüzne boğulan Orpheus, geceleri uyumuyor, gündüzleriyse, daha önce duyulmamış, ağıtlar yakıyordu sevdiğine …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;… sonunda Güneye, bilinen dünyanın sonuna, Ölüler Ülkesi’ne, Hades’in krallığına gitmeye karar vermişti … ölenlerin ruhları Hermes tarafından Ölüler Ülkesi’ne götürülüyordu … Ölüler Ülkesi’ndeyse görevi Charon devralıyor ve ruhları Styx ve Acheron nehirleri üzerinden karşı kıyıya geçiriyordu … yaşayan hiç kimse bu nehirlerin öte yakasına geçememişti … ama Orpheus’un lirinden dökülen ve Eurydice’ye dair derin özleminin müziği öylesine etkilemişti ki Charon’u, yüreği daha fazla dayanamamış ve Orpheus’u nehirlerin öte yakasına geçirmeyi kabul etmişti … nehirlerin öte yakasında, Hades krallığının kapısında bekleyen üç başlı bir köpek Kerberos ve tüm cehennem canavarları dahil, her şey donup kalmıştı … hatta cehennemliklere yapılan işkenceye bile – bir an için olsun – ara verilmişti … sonunda Orpheus, Yeraltı’nın kara kraliçesi Persephone ve onun kocası, Ölüler Ülkesi’nin kralı Hades’in huzurlarına çıkmayı başarabilmiş ve onlara şöyle yakarmıştı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;“&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Aşk’ın tutsağıyım, mutsuzluğuma dayanamıyorum; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ama sizleri de işte, Aşk birleştirmiş bulunuyor.&lt;/span&gt;”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;              &lt;br /&gt;… Orpheus’un acısına dayanamayan Persephone, Orpheus’a, eşi Eurydice’yi de yanına alarak yukarıya çıkabileceğinin iznini vermiş; ama Hades, bu izne bir koşul eklemişti :.. “B&lt;span style="font-style: italic;"&gt;unu yapabilirsin; ama Styx Nehri’ni aşıp karşı kıyıya geçene, Ölüler Ülkesi’ni tamamen terk edene kadar ardınıza bakmayacaksınız&lt;/span&gt;” …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;… Orpheus önde, güzeller güzeli Eurydice’si de ardında karanlıklar içinde yürüyorlardı … Orpheus, hem yarattığı etkinin bozulmaması hem de eşi Eurydice’nin karanlıkta yönünü bulmasını kolaylaştırmak için müziğini sürdürmeye devam ediyordu … tam Styx’in karşı kıyısına geçmeyi başarabilmişlerdi ki sabırsız Orpheus, dünyanın ışığını görür görmez, daha Ölüler Ülkesi’ni tam olarak terk etmeden dönüp arkasına, Eurydice’sine bakmıştı … işte o anda Hermes gelmiş ve Eurydice’yi karanlıklar içine – sonsuza dek – geri çekmişti …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;… Eurydice – tüm zamanlar için – Orpheus’tan bir daha geri verilmemek üzere alınmıştı artık … son sözü ise, zayıf bir soluk biçimde dökülmüştü dudaklarından:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Zalim kader !&lt;/span&gt;”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;… &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eurydice &lt;/span&gt;adlı şilep gözden kayboldu kaybolacak … belki senin bulunduğun kentin limanından da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Orpheus &lt;/span&gt;adlı bir şilep kalkar ve bir okyanusun ıssızlığında, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Orpheus &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eurydice &lt;/span&gt;bir kez daha buluşurlar … kim bilir ?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;… resim :.. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Orpheus and Eurydice&lt;/span&gt; (1806), &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;C. G. Kratzenstein-Stub&lt;/span&gt; (1793-1860)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-944720199147788331?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/944720199147788331/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=944720199147788331&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/944720199147788331'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/944720199147788331'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2009/05/eurydice-ve-orpheus.html' title='Eurydice ve Orpheus ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHaRQH_YAI/AAAAAAAAAjc/xtqvaMBb4yI/s72-c/orpheus+and+eurydice+by+Kratzenstein.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3392368147643188530</id><published>2009-05-03T17:21:00.002+03:00</published><updated>2009-05-03T17:31:04.379+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündüz düşleri'/><title type='text'>Sen, Cummings ve Yağmur …</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Sf2oueWi79I/AAAAAAAAAiw/xn0nJ5D-gGI/s1600-h/Weiblicher+Akt+mit+Langem+Haar.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 279px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Sf2oueWi79I/AAAAAAAAAiw/xn0nJ5D-gGI/s400/Weiblicher+Akt+mit+Langem+Haar.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331603050251612114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;saçların çoğunlukla aşk saatleri: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bir pürüzsüzlük ki &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;şarkı söyler,diyerek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(aşk bir gün bile olsa)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;korkma,şaşırtıcılığımız sürüp gidecek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Şarkılar IV, Cummings&lt;span style="color: rgb(0, 204, 204);"&gt;[*]&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sen,&lt;br /&gt;saçlarındın bir anlamda.&lt;br /&gt;Gücün,&lt;br /&gt;saçlarındı, saçlarından gelirdi.&lt;br /&gt;Onlara dokunmanın, onları sevmenin,&lt;br /&gt;onlardaki deniz, zeytin ve kekik kokusunun avuçlarımın içine dolması başka bir şiirdi.&lt;br /&gt;Aşk saatleriydi,&lt;br /&gt;saçların yüzüme dökülürdü.&lt;br /&gt;Aşk saatleriydi,&lt;br /&gt;yüzün siyah bir tülün ardına gizlenirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bugün yağmur bir kadın saçıdır yeryüzüne dökülen&lt;/span&gt;;&lt;br /&gt;ama sen yoksundur, saçların da yanında,&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;upuzun, ince ince, karanlık, kokulu&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;Bir aşkta aldatmış, bir başkasında aldatılmışsındır;&lt;br /&gt;ben de öyle ve yüreğim taş parçası.&lt;br /&gt;“&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yağmuru dinle&lt;/span&gt;” derdin ya, dinliyorum;&lt;br /&gt;ama teselli bulmak ne mümkün.&lt;br /&gt;Geçer denilen her şey kaldı;&lt;br /&gt;kalır denilen hayat geçiyor.&lt;span style="color: rgb(0, 204, 204);"&gt;[**]&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senle aşk,&lt;br /&gt;bir gün bile olsa,&lt;br /&gt;yaşansa ve bitse,&lt;br /&gt;yansa, yaksa saman alevi misali,&lt;br /&gt;bütün yaşamım soluk kalırdı o alevin ışığında, ne ki hiçbir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(aşk bir gün bile olsa &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ve hayat hiçbir şey,öpüşmeyi kesmemeli).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Şarkılar IV, Cummings&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;En önemlisi de ne biliyor musun?&lt;br /&gt;Öpüşmeyi kesmemeli.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resim: Weiblicher Akt mit Langem Haar, &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Schiele"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Egon Schiele&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[*] &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şarkılar IV&lt;/span&gt;, 1922 tarihli &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Laleler ve Bacalar&lt;/span&gt;’ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Laleler &lt;/span&gt;başlıklı bölümünde yer alan altıncı şiirdir. Şiir, yazıda alıntılanmış çevirisiyle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Samet Köse&lt;/span&gt; tarafından hazırlanmış, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;a href="http://www.ykykultur.com.tr/kitap/?id=384"&gt;Cummings / Profil&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;adlı kitabın 38. sayfasında yer almaktadır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[**] Okumuş olduğunuz yazıda içinden dizeler alınan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yağmur &lt;/span&gt;adlı parça, 1974 tarihli &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BClent_Orta%C3%A7gil"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bülent Ortaçgil&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; albümü &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Benimle Oynar mısın?&lt;/span&gt;’da yer almaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3392368147643188530?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3392368147643188530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3392368147643188530&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3392368147643188530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3392368147643188530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2009/05/sen-cummings-ve-yagmur.html' title='Sen, Cummings ve Yağmur …'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Sf2oueWi79I/AAAAAAAAAiw/xn0nJ5D-gGI/s72-c/Weiblicher+Akt+mit+Langem+Haar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-873331362896656967</id><published>2009-05-02T15:04:00.006+03:00</published><updated>2009-05-02T15:32:26.808+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><title type='text'>Nisan sona erdi; şimdi Mayıs ...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Sfw29sLv22I/AAAAAAAAAio/NitmAhDGNV0/s1600-h/barcelona27.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 330px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Sfw29sLv22I/AAAAAAAAAio/NitmAhDGNV0/s400/barcelona27.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331196492360178530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bahar, ne zaman zalim bir mevsimdir ve Nisan, ne zaman, ayların en zalimi? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes, kendi deneyimlerinden, kendi farklı dönemlerinden yola çıkarak, farklı farklı yanıtlar verebilir gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimileri için ‘aşıkken’ en zalim mevsimken bahar, kimileri için ‘ayrıyken’, kimileri için de ‘aşık olmak isterken’ en zalimi olabilir mevsimlerin ya da kimileri “sevişirken”, kimileri “delice sevişmek isterken” zalimdir bahar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimileri de “b&lt;span style="font-style: italic;"&gt;aharın zalimi olmaz; zalim olmak bahardan değildir; bahar insanın sınırlı anlayışının isabetsiz bir atfı olan zalimlikten münezzeh, sınırsız-iyilik sahibi bir tanrıçadır&lt;/span&gt;” diyebilir. Dahası aynı kişiler, farklı dönemlerinde, ayrı nedenlerle zalimlik suçlamasında bulunabilirler bahara yönelik: Aynı kişiye, bir dönem, aşık olduğu için zalim olan bahar, başka bir döneminde aşık olmak istediği için zalim olabilir.&lt;span style="color: rgb(0, 204, 204);"&gt;[*] &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla iki sorunun da tek ve kesin bir yanıtı olmadığına inanmak istiyorum. Aslında olmayan; ama varolduğuna inandığım o kadar çok şey var ki… Bu iki sorunun da onlara eklenmiş olması fazla bir yük getirmeyecektir bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana bir zalimlik etseydi bahar, anımsardım sanki. “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Anımsamıyorum; dolayısıyla etmemiştir&lt;/span&gt;” demiyorum; çünkü unutmuş da olabilirim baharın zalimliklerini, unutmayı seçmiş de. Bir dönem vurgun olduğum; ama yavaş yavaş sarhoşluklarından ayıldığım birçok kadının zalimliğini nasıl unutmayı seçmişsem, en azından o kadınlara olduğum denli vurgun olduğum ve sarhoşluğundan henüz kurtulamadığım baharın zalimliklerini de unutmayı seçmiş; dolayısıyla unutmuş olabilirim. Unutmanın bir seçim olmasına da gerek yoktur benim için. Çoğu zaman tam tersi ifade edilse de unutkan, unutan bir adamımdır: Unuturum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ykykultur.com.tr/yazar/?id=76"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İlhan Berk&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;’e göre ayların en zalimi Nisan sona erdi. &lt;a href="http://olumsal.blogspot.com/2009/04/nisan-en-zalimi-aylarn.html"&gt;Ona ilişkin yazdığım yazı&lt;/a&gt;dan sonra &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Baran&lt;/span&gt;, Amerikalı şair &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/T._S._Eliot"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;T. S. Eliot&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;’un 1922 tarihli &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/The_Waste_Land#cite_note-0"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Waste Land&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; adlı 434 dizelik devasa şiirinin ilk dizesi olan “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;April is the cruellest month&lt;/span&gt;” ifadesini anımsattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;span style="font-style: italic;"&gt;En zalim ay mı?&lt;/span&gt;” diye sorduktan sonra sorusuna, “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nisan&lt;/span&gt;” yanıtını veren &lt;a href="http://www.ykykultur.com.tr/yazar/?id=76"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İlhan Berk&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;,&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/The_Waste_Land#cite_note-0"&gt;Ço&lt;/a&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/The_Waste_Land#cite_note-0"&gt;rak Ülkesi&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;’nin ilk dizesinde “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nisan ayların en zalimidir&lt;/span&gt;” diyen &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/T._S._Eliot"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eliot&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;’u selamlıyor olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Mayıs zamanı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 204, 204);"&gt;[*]&lt;/span&gt; Belki de “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bahar, ne zaman zalim bir mevsimdir ve Nisan, ne zaman, ayların en zalimi?&lt;/span&gt;” sorusunun kendisi – en başta – hatalıdır. Sorunun soruluş biçimi, olası yanıtları belli bir biçime zorluyor ve baharın, zalimlik gibi, belli bir özelliğe sahip olduğu ön-varsayımıyla kişiyi soruyu yanıtlamaya itiyordur. Diğer bir deyişle ne bahar ne de Nisan zalim değil; insandır onları zalimmiş gibi düşünen, zalim olarak addeden. Zalimlik de bakanın gözünde olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de soruyu ister “Bahar, ne zaman zalim bir mevsimdir?”, istersek de “Bahar, ne zaman zalim bir mevsim olarak görürüz?” diye soralım, her iki soru da belli bir ön-varsayım içermekte ve onlara muhatap olanı belli bir biçimde düşünmeye itmektedir. Öyle olmasa bile soruyu yanıtlayacak kişi, zalimliğin betimleyici (descriptive) bir özellik mi; yoksa değerlendirici (evaluative) bir özellik mi olduğuna ilişkin bir seçimi varsayan bir biçimle yanıt verecektir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1] Bahar, ben aşık olmak isterken, en zalim mevsimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[2] Bahar, ben aşık olmak isterken, en zalim mevsim olarak görünür bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1]’de ‘kırmızı elma’nın ‘kırmızısı’nda olduğu gibi zalimlik, baharın betimleyici bir özelliği gibi varsayılıp yanıt, nesnel bir biçim yoluyla verilirken; [2]’de ‘güzel elma’nın ‘güzeli’nde olduğu gibi zalimlik, baharın değerlendirici bir özelliği olarak varsayılıp yanıt, öznel bir biçimle verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf: &lt;a href="http://www.flickr.com/photos/34639915@N08/3340123903/"&gt;barcelona27&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-873331362896656967?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/873331362896656967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=873331362896656967&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/873331362896656967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/873331362896656967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2009/05/nisan-sona-erdi-simdi-mays.html' title='Nisan sona erdi; şimdi Mayıs ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Sfw29sLv22I/AAAAAAAAAio/NitmAhDGNV0/s72-c/barcelona27.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-4171730740033715571</id><published>2009-04-08T22:41:00.004+02:00</published><updated>2009-04-08T22:53:03.006+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><title type='text'>Nisan, en zalimi ayların ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Sd0NKFkB0BI/AAAAAAAAAiY/jt3lJVngVPg/s1600-h/by+Martin+Meissner.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 201px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Sd0NKFkB0BI/AAAAAAAAAiY/jt3lJVngVPg/s320/by+Martin+Meissner.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322424801564938258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.ykykultur.com.tr/kitap/?id=406"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kült Kitap&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;’ın(ın) 453. sayfasında “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;En zalim ay mı?&lt;/span&gt;” diye soruyor &lt;a href="http://www.ykykultur.com.tr/yazar/?id=76"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İlhan Berk&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve yanıtı, “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nisan&lt;/span&gt;” …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/George_Santayana"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Santayana&lt;/span&gt; &lt;/a&gt;geliyor aklıma :.. “&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ümitsizce aşık olmaktansa bahara, değişen mevsimlerle ilgili olmak daha mutlu bir ruh halidir&lt;/span&gt;” … &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berk’in en zalim ay olarak nitelendirdiği aydan bir sonraki ay, e.d. Mayıs, en sevdiğimdir benim …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre, yılın en zalim aylarıysa gri-beyaz kış mevsimce gasp edilen aylardır:..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık, Ocak ve Şubat …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların arasından daha zalim olanını seçmem gerekirse de Aralık olacaktır o … evet içinde doğduğum ay, Aralık:.. ayların en zalimi …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf: &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.boston.com/bigpicture/2009/03/signs_of_spring.html"&gt;Martin Meissner&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-4171730740033715571?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/4171730740033715571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=4171730740033715571&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4171730740033715571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4171730740033715571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2009/04/nisan-en-zalimi-aylarn.html' title='Nisan, en zalimi ayların ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Sd0NKFkB0BI/AAAAAAAAAiY/jt3lJVngVPg/s72-c/by+Martin+Meissner.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-4287371868918920234</id><published>2009-04-07T22:09:00.003+02:00</published><updated>2009-04-07T22:16:17.961+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Fizikselciliğin Fotoğrafı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SduzUsUHTVI/AAAAAAAAAiQ/EmcKcdC7keg/s1600-h/Sharing+Ideas+by+Maurice+Mikkers.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SduzUsUHTVI/AAAAAAAAAiQ/EmcKcdC7keg/s400/Sharing+Ideas+by+Maurice+Mikkers.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322044552742653266" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bilenler, anımsayabilirler: &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.nazimhikmetran.com/"&gt;Nazım Hikmet&lt;/a&gt;, 1961 tarihli &lt;a href="http://epigraf.fisek.com.tr/index.php?num=374"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Saman Sarısı&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; adlı şiirinde o zamanlar kırklı yaşlarının sonlarında olan ve bir dönem onun kitapları için kapaklar çizen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Abiden&lt;/span&gt;’e (Abidin Dino) sorar: “sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abidin Dino, mutluluğun resmini yapabilmiş midir bilmiyorum; ama 1986 doğumlu Hollandalı fotoğrafçı &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.mauricemikkers.nl/about.php"&gt;Maurice Mikkers&lt;/a&gt; – her ne denli öyle bir amacı olmasa da veya ben öyle bir amacı olduğunu düşünmesem de – fizikselciliğin (physicalism) fotoğrafını çekebilmiş. Bununla da kalmayan Mikkers, bir de ironik bir ad vermiş fotoğrafına: Düşünce Paylaşımı  (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sharing Ideas&lt;/span&gt;).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Idea &lt;/span&gt;sözcüğü üzerinden ideye, oradan düşünceye (fikir), oradan da her şeyin ide(a)/düşünce ya da onu üreten zihin olduğunu öne süren idealizme (idealism) geçip; onu zenit noktası olarak konumlandırır ve bakışlarımızı nadir noktasına çevirirsek, o noktada göreceğimiz, varolan her şeyin madde olduğunu iddia eden maddecilik (materialism) olacaktır. Fizikselcilik ise maddeciliğin sofistike bir çeşitlemesi olarak düşünülebilir.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fizikselcilik, diğer bircilik (monism) türleri gibi her şeyi tek bir şeye indirgeme amacında olan ya da daha uygun bir ifadeyle her şeyi tek bir şeyle açıklamaya çalışan ve zihin felsefesi alanında geniş bir taraftar kitlesine sahip bir öğreti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fizikselciliğin iddiası, her şeyin düşünce olduğunu öne süren idealizmden tamamen ve her şeyin madde olduğunu savunan maddecilikten biraz olsun farklı olarak her şeyin fiziksel olduğudur; ama söz konusu fizikselliğin özlüğü, e.d. nelerin fiziksel sayılıp, nelerin fiziksel sayılamayacağı büyük bir sorundur fizikselcilik için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde yükseldikleri miras, dış dünyayı – ne kadar dışarıda olduğu benim için derin bir ikircik kaynağıdır – açıklama yönünde büyük başarıların altına imzasını atmış fizik biliminin ortaya koydukları olan fizikselciler, madde ve enerjiden başka hiçbir şey içermediğini varsaydıkları evrenin açıklanmasında, fizik bilimince de temel alınan, fiziksel özelliklerinin yeterli olabileceğini savunurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünce ve zihin, beyne; beyin de içinde hüküm süren fiziksel süreçlere indirgenir ya da onlarla açıklanır. Günün sonunda “Düşünce Paylaşımı” dediğinizde avuçları içine bir beyin yerleştirilmiş bir çift elle karşılaşmanız işten bile değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-4287371868918920234?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/4287371868918920234/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=4287371868918920234&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4287371868918920234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4287371868918920234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2009/04/fizikselciligin-fotograf.html' title='Fizikselciliğin Fotoğrafı'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SduzUsUHTVI/AAAAAAAAAiQ/EmcKcdC7keg/s72-c/Sharing+Ideas+by+Maurice+Mikkers.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-1505365741793436134</id><published>2009-03-15T20:43:00.004+02:00</published><updated>2009-03-15T21:03:06.871+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Descartes, Kar, Rembrandt</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Sb1MzyH7OPI/AAAAAAAAAiA/PRFcKT-cnjY/s1600-h/Renatus_Cartesius.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 237px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Sb1MzyH7OPI/AAAAAAAAAiA/PRFcKT-cnjY/s400/Renatus_Cartesius.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313487587879106802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Sb1MtZIwqhI/AAAAAAAAAh4/90wS893InfU/s1600-h/meditation.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 332px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Sb1MtZIwqhI/AAAAAAAAAh4/90wS893InfU/s400/meditation.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313487478092507666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sabahleyin, yaşadığım evin zor kapanan kapısını gürültülü bir biçimde kapattığımda saat 08:40’dı ve dışarıda beni beyaz bir sürpriz bekliyordu. Yaşamımdaki pek çok sürpriz gibi bu da isabetsiz bir sürprizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki gece, e.d. Cumartesi gecesi, saat 20:45 gibi dışarı çıktığımda, yüzeyin eğiminden kaynaklanan su birikintilerini saymazsak, gün içinde aralıklarla yağan yağmurdan pek bir şey kalmamıştı geriye. Hava ılık, gökyüzü ise berraktı. Değil kar; yağmurun bile yağacağına ilişkin bir delil yoktu gökyüzünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak aradan geçen 12 saatlik sürede gökyüzü, elinden geleni ardına koymamış, içindeki neredeyse tüm beyazı sokaklara kusmuştu. Kaldırımlarda 10 cm.’ye, taşıtların üzerindeyse neredeyse 20 cm.’ye yakın kar vardı. Onca beyazı yeryüzüne boca eden gökyüzündeyse kala kala hem moral hem de sinir bozucu bir grilik kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerler beyazdı, beyaz olmasına; ama attığım her adımda beyaz, ıslak bir kahverengiye dönüşüyor, yalnızca ayakkabımı değil; pantolonumun paçalarını da berbat ediyordu. Kahverenginden, griden ettiğimden daha çok nefret ediyor; yavaş yürüyüp otobüsü kaçırmak ile hızlı yürüyüp pantolonumu iyice berbat etmek seçimleri arasındaki bölünmüşlüğü yaşıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgarın, altından geçmekte olduğum ağacın dallarındaki bir bölüm karı üzerime üflemesinin hemen ardından &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aristoteles&lt;/span&gt;’in altın orta ilkesi geldi aklıma. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aristoteles&lt;/span&gt;, hisler ve hisleri yanıtlamaya yönelik eylemler ortaya koymak söz konusu olduğunda, aşırı uçlardansa, aşırı uçları birbirine bağlayan doğrunun ortalarında bir yerlerde bulunan durumun hissedilmesini ve yerine getirilmesini salık veriyor, altın orta adıyla anılan bu durumu erdemle eşleştiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne hızlı yürüdüm, ne de otobüsü kaçırdım. Bir seçimde bulunmuştum, şansım da yaver gitmişti. Otobüsün sol tarafında yer alan koltuklardan cam kenarında kalan birinde yerimi almamla birlikte bölünmüşlüğüm de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aristoteles&lt;/span&gt;’in altın ortası da uçup gitmişti zihnimden. Onların yerini, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Frozen Silence&lt;/span&gt;’ın|1| &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Heart of Winter&lt;/span&gt;|2| adlı albümünden saçılan ezgilerin esinleyeceği düşünceler alacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüsü binmem ve dışarıyı seyredebileceğim bir koltuk bulmamla birlikte, karın neden olduğu keşmekeşle aramda oluşan tinsel uzaklık|3|, lapa lapa yağmakta ve çıplak ağaçların dallarında birikmeyi sürdürmekte olan kara olan bakışımı değiştirdi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bullough&lt;/span&gt;’un &lt;span style="font-style: italic;"&gt;denizdeki sis&lt;/span&gt;i, benim &lt;span style="font-style: italic;"&gt;sokaktaki kar&lt;/span&gt;ım olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kar, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;sokakları onunla örtülü bir şehirde, onun sessizce yağışını gören bir pencerenin yanında, bir fincan da kahvenin eşliğinde hangi filozofun, hangi metnine gömülmek, her satırın ardından dakikalarca düşünüp, notlar almak daha hoş olurdu&lt;/span&gt; sorusunu sordurdu bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beynimin sol yanı, Batı felsefe tarihinin aşina olduğum adlarını zamandizinsel olarak benim için sıralarken; sağ yanı da Hollandalı ressam &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rembrandt&lt;/span&gt;’ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Philosopher in Meditation&lt;/span&gt;|4| adlı muhteşem çalışmasını gözlerimin önüne getiriyordu. Beynimin sağ ve sol yanları arasında, beynin en sevdiğim bölümü olan corpus callosumca kurulan bağlantı sorumun yanıtını ateşlemişti: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Renati Descartes&lt;/span&gt;|5| ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Meditationes de prima philosophia, in qua Dei existentia et animæ immortalitas demonstratur&lt;/span&gt;|6|.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rembrandt&lt;/span&gt;’ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Derin Düşünmedeki Filozof&lt;/span&gt;’u ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Descartes&lt;/span&gt;’ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;İlk Felsefe Üzerine Derin Düşünmeler&lt;/span&gt;’i.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rastlantıya bakın ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Descartes&lt;/span&gt;’ın dünyaya gelmesi de dünyadan ayrılması da kış mevsimine rastlıyordu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Descartes&lt;/span&gt;, 31 Mart 1596’da Fransa’nın – bugün filozofun kendi adıyla çağrılan – Touraine adlı şehrinde dünyaya gelmiş, 1650 yılının 11 Şubat’ında da İsveç’in başkenti Stockholm’de dünyadan ayrılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rembrandt &lt;/span&gt;doğduğunda (15 Temmuz 1606), &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Descartes &lt;/span&gt;10 yaşındaydı ve bir sene sonra La Flèche’de bulunan, Cizvitler yönetimindeki Kraliyet Henry-Le-Grand Koleji’ne başlayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Descartes&lt;/span&gt;, 1628 yılında Hollanda’ya, 1630 yılında da Leiden Üniversitesi’nde görev almak üzere, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rembrandt&lt;/span&gt;’ın doğduğu şehir olan, Leiden’e gidecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rembrandt&lt;/span&gt;, 1625-1631 yılları arasında Leiden’de, 1632-1636 yılları arasında da Amsterdam’da yaşayacaktı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Descartes &lt;/span&gt;ise 1630 yılında Leiden’de, 1631-32 ve 1634-35 yılları arasında Amsterdam’da bulunacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Descartes &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rembrandt &lt;/span&gt;karşılaşmış olabilirler miydi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rembrandt&lt;/span&gt;’ın eserindeki filozof kimdi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rembrandt&lt;/span&gt;’ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Derin Düşünmedeki Filozof&lt;/span&gt;’u 1631 yılında mı; yoksa 1632 yılında mı tamamladığını bilemiyorum. Eğer ressamın Leiden Dönemi’ne ait bir eserse söz konusu tablo, e.d. 1631 yılında tamamlanmışsa, o tarihte &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Descartes&lt;/span&gt;’ın Amsterdam’da bulunduğunu söyledik. Ancak tablo 1632 yılında tamamlanmışsa, o sırada, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Descartes &lt;/span&gt;da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rembrandt &lt;/span&gt;da Amsterdam’daydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İlk Felsefe Üzerine Derin Düşünmeler&lt;/span&gt;, 1641 yılında Latince, 1647 yılında da Fransızca olarak yayınlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1650 yılında İsveç Kraliçesi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Christina&lt;/span&gt;’nın daveti üzerine Stockholm’e giden &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Descartes&lt;/span&gt;, kraliçenin sabah saat beşte talep ettiği felsefe tartışmalarını yürütebilmek adına uykusuz kalmayı göze aldı. Uyku düzenindeki bozukluk nedeniyle, bağışıklık sistemi zayıflayan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Descartes&lt;/span&gt;, elli dört yaşında yaşama veda etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;|1| Donmuş Sessizlik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;|2| Kışın Kalbi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;|3| Psychical distance&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;|4| Derin Düşünmedeki Filozof, Louvre Müzesi, Paris, Fransa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;|5| René Descartes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;|6| İlk Felsefe Üzerine Derin Düşünmeler – (Tanrının varlığının ve ruhun ölümsüzlüğünün gösterilmesi)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-1505365741793436134?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/1505365741793436134/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=1505365741793436134&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1505365741793436134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1505365741793436134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2009/03/descartes-kar-rembrandt.html' title='Descartes, Kar, Rembrandt'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Sb1MzyH7OPI/AAAAAAAAAiA/PRFcKT-cnjY/s72-c/Renatus_Cartesius.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-2595940415130678751</id><published>2009-01-07T06:28:00.006+02:00</published><updated>2009-01-07T06:39:03.335+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><title type='text'>Wittgenstein'ın Norveç Günleri ve Kulubesi ...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;... “içinde yaşasın diye” bir ev yapar ya Wittgenstein kız kardeşine, Wittgenstein’in yaşamına ilişkin – beni çok etkileyen – bir başka ayrıntıyı da Oruç Aruoba dile getirir :.. Wittgenstein ise, Norveç’in ıssız bir fiyordunun yol geçmeyen yamacına bir kulübe yapar. (De ki işte, s.137) …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... 1913 yılının Ekim ayı ortalarında Wittgenstein Norveç’e gider ... amacı, Cambridge’deki yüzeysel bulduğu entelektüel ortamdan kurtulabilmektir ... Ekim sonunda, Skjolden’de bir konuk-evinde kalmaya başlayacaktır ...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SWQwbygfcpI/AAAAAAAAAgc/8Tw_Wd1gzx4/s1600-h/Skjolden+konuk-evi.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 354px; height: 219px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SWQwbygfcpI/AAAAAAAAAgc/8Tw_Wd1gzx4/s400/Skjolden+konuk-evi.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5288405116412457618" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;... Skjolden, Oslo’nun kuzey batısında, Bergen’in ise kuzey doğusunda kalan; Lustra fiyordunun hemen sonunda küçük bir köydür (haritalar) ... Norveç’in soğuk ve sessiz kışında, mantık sorunları üzerinde derin düşünmeler onu beklemektedir ...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SWQwPUTp1vI/AAAAAAAAAgM/y85ZfTq9dGQ/s1600-h/Sko.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 241px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SWQwPUTp1vI/AAAAAAAAAgM/y85ZfTq9dGQ/s400/Sko.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5288404902147118834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SWQwItqyryI/AAAAAAAAAgE/Eg4WMyIC83g/s1600-h/sko2.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 242px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SWQwItqyryI/AAAAAAAAAgE/Eg4WMyIC83g/s400/sko2.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5288404788695969570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;... 1914 baharında, çalışmaları adına daha sakin bir ortam için – yine Skjolden yakınlarında, Songe fiyordunun arkasında – tahtadan bir kulübe yapacaktır kendine ...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SWQwU4jBc_I/AAAAAAAAAgU/HuttRdHYCPc/s1600-h/Wittgenstein%27%C4%B1n+kulubesi.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 236px; height: 354px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SWQwU4jBc_I/AAAAAAAAAgU/HuttRdHYCPc/s400/Wittgenstein%27%C4%B1n+kulubesi.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5288404997774603250" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;... Haziran sonuna kadar burada kalacak ve daha 25 yaşına ulaşmadan, mantık alanında çok önemli keşiflerin altına imzasını atacaktır :.. matıksal doğruların totolojiler olarak açıklanmasını sağlayacak doğruluk fonksiyonları ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... yaklaşık yedi yıl sonra – 1931’de – Norveç günlerine ilişkin olarak şöyle diyecektir Wittgenstein :.. “&lt;a href="http://www.wittgen-cam.ac.uk/cgi-bin/text/biogre4.html"&gt;Bana öyle geliyor ki içimde yeni düşünce hareketlerinin doğmasını sağlamışım.&lt;/a&gt;”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.wittgen-cam.ac.uk/cgi-bin/text/biogre4.html"&gt;Fotoğraflar&lt;/a&gt; ...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-2595940415130678751?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/2595940415130678751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=2595940415130678751&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/2595940415130678751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/2595940415130678751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2009/01/wittgensteinn-norve-gnleri-ve-kulubesi.html' title='Wittgenstein&apos;ın Norveç Günleri ve Kulubesi ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SWQwbygfcpI/AAAAAAAAAgc/8Tw_Wd1gzx4/s72-c/Skjolden+konuk-evi.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-8468219941783277590</id><published>2008-12-26T01:38:00.002+02:00</published><updated>2008-12-26T01:43:06.607+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><title type='text'>Mesaj - Melih Kibar ve Sevmek Zamanı ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SVQZ5oL-kgI/AAAAAAAAAfs/TZirnCit_NA/s1600-h/Sevmek+Zaman%C4%B1+-+Halil+ve+Meral.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 302px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SVQZ5oL-kgI/AAAAAAAAAfs/TZirnCit_NA/s400/Sevmek+Zaman%C4%B1+-+Halil+ve+Meral.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5283876740643328514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yıllar önce Savaş Ay, ATV için hazırladığı A Takımı programında Kudüs’ü konu etmişti. Gerek tarzı gerekse tavrıyla sev(e)mediğim bir adamdı Savaş Ay; ama söz konusu olan, yeryüzündeki üç tanrısal dinin üçü için de kutsal bir kent olan Kudüs olunca, ekran karşısında kilitlenip kalmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş Ay, yanlış anımsamıyorsam hem Mescid-i Aksa’yı ve Kubbetüs Sahra’yı – ki İslam dini açısından kutsal yapılardır – hem de Musevilik açısından kutsallık taşıyan Ağlama Duvarı’nı ekrana taşımıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekanların kendilerine özel kutsallık ve gizemi bir yana; onları bambaşka bir boyuta taşıyansa, bu yazının da asıl konusunu oluşturan ve ekrana taşınan görüntülere eşlik eden şarkıydı. O gün o şarkıyı ilk duyuşumdu ve ilk duyuşumda vurulmuştum. O günden sonra, ta ki içinde bulunduğumuz yıla kadar, bir daha duyamadım o şarkıyı. Araştırmalarım da bir sonuç vermemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak geçen Ekim ayı gibi olmalı,  yıllardır bulamadığım; ama aklımdan da çıkmayan şarkı, bir inşaat firmasının konut reklamında karşıma çıktı. Bu kez – mutlaka – hem şarkının adını hem de bestecisini bulmalıydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki sonunda araştırmalarım meyvesini verdi: Şarkının adı Mesaj, bestecisi ise Melih Kibar’mış; Melih Kibar’ın 2002 tarihli Yadigar albümünden. İçinden şarkılar dinlemediğim, bilmediğim bir albüm değildi Yadigar; ama işte Mesaj’a hiçbir yerde rastlamamıştım. Şimdi merak ettiğimse, elimde Yadigar’ın kartoneti olmadığından, Mesaj’daki harika sesin kime ait olduğu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesaj’a ilişkin araştırmalarım sırasında bir de hoş bir sürprizle karşılaştım: &lt;a href="http://www.dailymotion.com/relevance/search/melih%2Bkibar/video/x74agw_mdek-firtina_creation"&gt;Dailymotion&lt;/a&gt;’da, Metin Erksan’ın 1965 tarihli muhteşem filmi Sevmek Zamanı’ndan alınmış kareler, yine Melih Kibar’ın Çiğdem Talu’yla ortak çalışması olan harikulade parça İçimdeki Fırtına’nın Erol Evgin yorumuyla birleştirilmiş. Hoş bir &lt;a href="http://www.dailymotion.com/relevance/search/melih%2Bkibar/video/x74agw_mdek-firtina_creation"&gt;çalışma&lt;/a&gt; olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimdeki Fırtına’nın olmasa da Sevmek Zamanı’nın bendeki öyküsüyle, çalışma ayrı bir boyuta taşındı zihnimde.          &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-8468219941783277590?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/8468219941783277590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=8468219941783277590&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/8468219941783277590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/8468219941783277590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/12/mesaj-melih-kibar-ve-sevmek-zaman.html' title='Mesaj - Melih Kibar ve Sevmek Zamanı ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SVQZ5oL-kgI/AAAAAAAAAfs/TZirnCit_NA/s72-c/Sevmek+Zaman%C4%B1+-+Halil+ve+Meral.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-1448819458407869791</id><published>2008-11-12T21:30:00.001+02:00</published><updated>2008-11-12T21:32:41.194+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntılar'/><title type='text'>"Yalnızca aptallar masumdur" ...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yine de katilliğe alışmak zor. Evde duramıyorum, sokağa çıkıyorum, sokakta duramıyorum, öteki sokağa yürüyorum, sonra o sokaktan sonrakine yürüyorum ve insanların yüzüne baktıkça görüyorum ki ellerine daha cinayet işleme fırsatı geçirmemiş oldukları için pek çok kişi masum zannediyor kendini. Bu küçük ve talih meselesi yüzünden, insanların çoğunun benden daha ahlaklı ya da iyi olduğuna inanmak zor. Olsa olsa henüz cinayet işlemedikleri için biraz daha aptal suratlı oluyorlar ve bütün aptallar gibi iyi niyetli gözüküyorlar. Gözünde bir zeka ışıltısı, yüzünde ruhundan yansıyan bir gölge gördüğüm herkesin gizli bir katil olduğunu anlamam için o zavallıyı öldürdükten sonra, İstanbul sokaklarında dört gün yürümem yetti. Yalnızca aptallar masumdur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Orhan Pamuk; Benim Adım Kırmızı, s.23&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... ... ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sözleri, Sezen Aksu ve Meral Okay’ın ortak çalışması sonucu ortaya çıkmış, Sezen Aksu’nun harikulade yorumladığı ve benim de çok sevdiğim o şarkıda dendiği gibi – aslında – “Masum değiliz hiçbirimiz”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Aslında’ mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi çok farklı anlamlara sahip olsalar da gerçeklik ve doğruluk (hakikat) kavramlarından hangisini “asıl” sözcüğünün karşılığı olarak seçerseniz seçin, masum olmak ya da masumiyet hakkında işin gerçeğini ya da doğrusunu (hakikatini) söylemek kolay değilmiş gibi görünüyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşıt uçların bir doğru veya doğru parçası üzerinde değil de bir çember üzerinde bulunabileceği olasılığını düşündüğümde bir karşıt uçtan diğerine atlamanın ya da geçmenin çok da zor olmadığı izlenimine kapılmam güç olmuyor benim için. E.d. biraz önce ‘hiçbirimizin masum olmadığını’ işin aslı da buymuş gibi ‘iddia eden’ ben, biraz düşününce tam tersini, e.d. ‘hepimizin – aslında – masum olduğu’ fikrini de o denli kabul edilemez bulmuyorum. Az önce de belirtmeğe çalıştığım gibi nelere ilişkin olursa olsun gerçeklik ve hakikat konuları kendi içlerinde zaten sorunlu meseleler – öyle olmasaydı 2500 yıllık engin Batı felsefesi tarihi ya da ondan çok daha kadim Doğu öğretileri bu konularla uğraşmazdı – bir de ‘masumiyet’ gibi sınırlarını çizmenin kolay olmadığı bir kavram söz konusu olunca işin ‘aslı’na değinebilmek iyiden iyiye güçleşiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim Adım Kırmızı adlı kitabında Orhan Pamuk’un ‘katil’in ağzından ortaya attığı iddia ‘yalnızca aptalların masum olduğu’ yönünde, e.d. şöyle deniyor iddiada: “Yalnızca aptallar masumdur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm paragraf boyunca arka planda ilerleyen ironi bu ifadede orta çıkıyor, e.d. ‘yalnızca aptallar masumdur’ deniyor; ama aslında düşünülen ve söylenmek istenen ‘aptalların bile – aslında – masum olmadığı’. Yine bir ‘aslında’ sözcüğü; ama bunun neden kullanıldığını açıklamak, yukarıda kullanılan ‘aslında’ sözcüğüne oranla daha kolay olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak ‘aslında’nın bu kez neden kullanıldığını açıklamadan önce, yine yukarıdaki ifade, e.d. “Yalnızca aptallar masumdur” ifadesi bağlamında, aptalların da masum olmaması durumunda geriye hiçbir masumun kalmadığını belirtmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldukça basit: İfadeye göre masum olanlar, ‘yalnızca’ aptallar olduğuna göre, e.d. aptallardan başka masum olan olmadığına göre; eğer aptallar da masum değilse, geriye hiçbir masum kalmıyor: Bir tür ‘Masum değiliz hiçbirimiz’ durumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki aptallar masum mudur? İfadenin dile getirdiği öyle oldukları; ama aynı ifadenin tam tersi bir anlamı da kastetmesi olanaklı ki ironik ifadelerle ulaşılmak istenen sonuç da budur. Bu noktada sorulabilir, “söz konusu ifadenin ironik bir ifade olduğunu da nereden çıkarttın?” diye. Sonuçta bir ifadenin ironik olup olmamasının o ifadenin biçimiyle ilgisi yok; anlama ilişkin bir şeyler olmalı delil olarak aldığım. İroni konusunu, bu yazının yazılış amacını aşacağından, burada noktalıyım; ama ifadeyi neden ironik bir ifade olarak gördüğümü de hemen açıklayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paragrafın ortalarında şöyle diyor katil: “[…] insanların yüzüne baktıkça görüyorum ki ellerine daha cinayet işleme fırsatı geçirmemiş oldukları için pek çok kişi masum zannediyor kendini.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zannetmek, e.d. sanmak… Bu konu da az çetrefil bir konu değil; ama girme sanırım, Platon bana yardımcı olabilir. ‘Sanmak’ sözcüğünden sanı sözcüğüne oradan da Platon’un doxa kavramına geçerek bir açıklamaya varmam olanaklı. Platon için doxa, sanı ya da inanca dayalı bilgi anlamına gelir. Bu değişken bilgi türünün kaynağı duyulardır ve duyuların verilerini aldıkları alanlar, e.d. Platon’un duyulur dünyası, sürekli değişen tikel koşulların alanıdır; dolayısıyla bu tür koşulların ürünü olan bilgi türü, Platon’un episteme adıyla çağırdı, değişmeze ilişkin, mutlak/tümel koşulların bilgisi olan bilgi türüyle karşılaştırıldığında güvenilir ve kesin olarak nitelendirilmez. Sorun, sanmak ya da sanı durumlarında kesinliğin tikel koşullara bağlı olması, dolayısıyla sarsılmaz bir kesinliğin de olmamasıdır; çünkü Platon, kesinliği, değişmeyen koşullara bağlı olana ilişkin bilgide arar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir önceki paragrafı özetleyecek olursak doxanın, sanının, zannetmenin söz konusu olduğu durumlarda, güvenilir bir kesinlik olmadığından, başka türlü de olma olasılığı vardır, e.d. bir şeyi ‘öyle’ sandığınızda, siz o şeyin ‘öyle’ olmasına (daha çok) inanıyorsunuzdur. Ancak sizin ‘öyle’ sandığınız şey, ‘şöyle’ ya da ‘böyle’ de olabilir. Sizin bir şeyi ‘öyle’ sanmanız, o şeyin ‘öyle’ olmasını ‘zorunlu’ kılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katilin sözleriyle açıklayacak olursak, kişinin kendini masum zannetmesi, o kişinin masum olduğu anlamına gelmez; aynı kişinin masum olmaması da olanaklıdır ki – bana göre – katil de bu ikinci olanağa daha yakın düşüncededir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişinin masumiyeti bir sanıdır. Böyle bir sanının gelişmesinin tikel koşulları ise kişinin eline bir cinayet işleme fırsatının geçmiş ya da geçmemiş olması, e.d. talih veya kaderin oyunlarıdır. Başka tikel koşulların varlığı, kişinin masum olduğuna dair sanısını yıkabilir, dahası onun aslında masum olmadığı gerçeğiyle yüz yüze getirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte katil, kişinin kendi masumiyetine ilişkin düşüncesinin bir sanı olduğunun farkında olarak “Yalnızca aptallar masumdur” der. Aslında aptallar bile masum olmayabilir; dahası değildir katilin gözünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun gizil haldeki masum olmayabilme durumunun açığa çıkmamış olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktaya kadar yazdıklarımda ‘aptal’ kavramını, aptallıkla-masumiyet arasında katilce kurulan ilişkiyi göz ardı ettim. Bunun nedeni katilin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“[…] insanların yüzüne baktıkça görüyorum ki ellerine daha cinayet işleme fırsatı geçirmemiş oldukları için pek çok kişi masum zannediyor kendini.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yalnızca aptallar masumdur” şeklindeki iki ifadesi arasındaki ilişkiyi “aptal” kavramı üzerinden kurmamış olmam. Katilinse böyle bir ilişki kurmuş olması söz konusu. Şöyle ki: Katile göre kişinin kendini masum sanması, eline bir cinayet işlem fırsatı geçirmemiş olmasından kaynaklanıyor ve aynı nedenden ötürü, e.d. eline böyle bir fırsat geçmeyen dolayısıyla cinayet işlememiş insan, yine katile göre, aptal suratlı oluyor ve bütün aptallar gibi iyi niyetli gözüküyor. Buradan da yalnızca aptalların masum olduğu sonucuna varıyor katil. Bu noktada benim yorumum, aptallıkla masumiyet arasında özsel bir ilişki olmadığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek istediğim, kişinin masum olmasının nedeni kendini masum sanmasıysa; kişi, aptal olduğu için böyle bir sanıya sahip ya da aptal olduğu için kendisine ilişkin bir sanıdan kendisine ilişkin bir gerçeğe geçiyorsa, kişinin aptal olmasıyla masum olması arasında bir ilişki kurulabilir. Ancak paragraftan benim okuduğum, kişinin kendini masum sanmasından dolayı masum olması değil; ama onun masum olmayabileceğini de gösterecek cinayet işleme fırsatını eline – henüz – geçirmemiş olduğu için hem kendini masum saydığı hem de masum olduğu. E.d. kişinin masum olmasının nedeni kendini masum sayması değil; kişinin kendini masum sayması da masum olması da onun masum olmayabileceğini de gösterecek bir fırsatın eline geçmemiş olmasının sonucu. Dolayısıyla kişinin kendini masum sayması da masum olması gibi bir sonuç, hem de aynı şeyin sonucu olduğundan, bana göre, masum olma sanısını, masum olmanın nedeni olarak alamayız. Bu paragrafın başında sözü edilen ve katilce öne sürülen sanma-aptallık ilişkisinden yola çıkarak da aptalların masum olduğu sonucuna varmak doğru görünmüyor bana. Bu da bir başka bakış açısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aptallık ve masumiyet, kendini masum sanma ve masum olma ilişkilerini bir yana bırakıp paragrafa masum olma ve ahlaklı olma ilişkisi üzerinden okumak da olanaklı. Böyle bir okuma üzerinden masum olmanın, ahlaklı olmak anlamına gelip gelmediği; kişinin ahlaklı olmasının masum olmasını gerektirip gerektirmediği; kişinin, sırf karşısına masum olmayabileceğini de gösterecek bir fırsatın çıkmamasından dolayı, böyle bir fırsatla karşılaşmış ve seçim yapmış bir insanla karşılaştırılarak öncekinin ahlaklı, sonrakininse ahlaksız olduğunu söylemenin doğru olup olmadığı; masum olmanın bir talih meselesi mi, yoksa seçim meselesi mi olduğu sorularına da yanıt aranabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu yazılık bu kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-1448819458407869791?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/1448819458407869791/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=1448819458407869791&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1448819458407869791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1448819458407869791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/11/yalnzca-aptallar-masumdur.html' title='&quot;Yalnızca aptallar masumdur&quot; ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-4708299094877395085</id><published>2008-11-03T01:36:00.001+02:00</published><updated>2008-11-03T01:37:22.168+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>42:.. Neden olmasın ?..</title><content type='html'>... &lt;a href="http://1konu4yorum.blogspot.com/2008/10/42-neden-olmasn.html"&gt;yazıyı okumak için&lt;/a&gt; ...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-4708299094877395085?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/4708299094877395085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=4708299094877395085&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4708299094877395085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4708299094877395085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/11/42-neden-olmasn.html' title='42:.. Neden olmasın ?..'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-7001271250438429915</id><published>2008-10-30T02:37:00.000+02:00</published><updated>2008-10-30T02:38:26.258+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Aramak ve bulmak üzerine ...</title><content type='html'>... &lt;a href="http://1konu4yorum.blogspot.com/2008/10/aramak-ve-bulmak-zerine-bitmemi-bir.html"&gt;yazıyı okumak için&lt;/a&gt; ...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-7001271250438429915?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/7001271250438429915/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=7001271250438429915&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/7001271250438429915'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/7001271250438429915'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/10/aramak-ve-bulmak-zerine.html' title='Aramak ve bulmak üzerine ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-7067081795591567559</id><published>2008-10-14T22:07:00.005+02:00</published><updated>2008-10-14T22:20:35.898+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiirin şarkısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Yol uzun, Su karanlık ...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her yeni ölümde eski dizeler, her ölümde aynı dizeler geliyor aklıma :..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Boş bulunup gülersen&lt;br /&gt;Bir Ölünü görünce&lt;br /&gt;Ocağa Tütsü atarsın&lt;br /&gt;Pencerene sürme çek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ölünün Babasıyla&lt;br /&gt;Uzunca bir Rakı iç&lt;br /&gt;Anmadan eski Günleri&lt;br /&gt;Bırak biraz Ay doğsun&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dört arkadaş bir olup&lt;br /&gt;Tahta kutu içinde&lt;br /&gt;Ölünüzü götürün&lt;br /&gt;İncirlerin altına&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dönersen ıslık çalarsın&lt;br /&gt;Yol uzun, Su karanlık&lt;br /&gt;Otur bir çardak altına&lt;br /&gt;Bırak biraz Yağmur yağsın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergin Günçe’nin 79 yılında yazdığı dizeler … &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bir Dostu Ölü Götürmek&lt;/span&gt; …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm, ansızın çıkıyor karşıma … biraz da bu yüzden korkuyor olmalıyım ölümden :.. bir son olmasının ya da onu bir son sanmamım, ardında beni bir kıpıda yutacak bir bilinmezliği gizlemesinin yanında, insafsız bir şaka gibi apansız karşıma çıkması korkutuyor beni …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi ölümüm değil korktuğum … o noktada Epikuros’a sığınıyorum zaten :.. ben varsam ölüm yok, ölüm varsa ben yokum, diyorum …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl sorun, ben varken var olan ölümler :.. yakınımdakilerin, sevdiklerimin, yerlerini bir başka hiçbir şeyle dolduramayacaklarımın ölümleri … o ölümlerin verdiği acı ya da yaşanmalarına yönelik içimde çöreklenmiş korku, kendi ölümümü unutturuyor bana …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölmelerden korktuğum denli korkmuyorum ölmekten … en büyük korkum, en sevdiklerimin zamanın meydan okuyuşuna yenilip birer birer yitirirlerken yaşamlarını, tüm bu ölümlerin seyircisi olmak … geri dönüşü olmayan terk edilmeleri birbiri ardına yaşamak … bir gün önce sıcak bir gülümseyişi paylaştığım, iyi olduğunu öğrenip mutlu olduğum birinin ardından, bir gün sonra göz yaşı döküyor olmak …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm bizim için – o kadar da – hiç değil Epikuros !.. Yalnızca kendi ölümümüz belki … diğer tüm ölümler, hiç olmaktan o kadar uzaktalar ki …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-7067081795591567559?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/7067081795591567559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=7067081795591567559&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/7067081795591567559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/7067081795591567559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/10/yol-uzun-su-karanlk.html' title='Yol uzun, Su karanlık ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3269756705589119895</id><published>2008-10-14T01:23:00.002+02:00</published><updated>2008-10-14T01:40:38.415+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><title type='text'>Adem'in peşinde sürüklenmek ...</title><content type='html'>Cennetten kovulmuş olmanın acısını avantaja dönüştürmeye çalışmak …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah Adem ah !..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o elmayı yemeseydin ölür müydün ?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yemesen ölürdün, yedin onu öldün … yemesen ölürdün, ama yedin – yine – öldün …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beni de peşinden sürükledin …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derin bir acı nasıl avantaja dönüştürülebilir(di) ki ?..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3269756705589119895?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3269756705589119895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3269756705589119895&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3269756705589119895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3269756705589119895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/10/ademin-peinde-srklenmek.html' title='Adem&apos;in peşinde sürüklenmek ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-6945626132702495091</id><published>2008-09-29T05:56:00.000+02:00</published><updated>2008-09-29T05:57:03.991+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>İnsan: tek adlandıran ...</title><content type='html'>... &lt;a href="http://1konu4yorum.blogspot.com/2008/09/insan-tek-adlandran.html"&gt;yazıyı okumak için&lt;/a&gt; ...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-6945626132702495091?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/6945626132702495091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=6945626132702495091&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6945626132702495091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6945626132702495091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/09/insan-tek-adlandran.html' title='İnsan: tek adlandıran ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-6373616581510434560</id><published>2008-09-29T05:54:00.000+02:00</published><updated>2008-09-29T05:55:45.942+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>“Ben”i önceleyen “Sen” ...</title><content type='html'>... &lt;a href="http://1konu4yorum.blogspot.com/2008/09/beni-nceleyen-sen.html"&gt;yazıyı okumak için&lt;/a&gt; ...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-6373616581510434560?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/6373616581510434560/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=6373616581510434560&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6373616581510434560'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6373616581510434560'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/09/beni-nceleyen-sen.html' title='“Ben”i önceleyen “Sen” ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-6125036339175140453</id><published>2008-05-11T23:34:00.002+03:00</published><updated>2008-05-11T23:38:46.285+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Tünelleme ...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;|1| Kaldırımda yürürken – her ne kadar olmasa da – önümüzde duvar bir blok olduğuna inanıp, etrafından dolaşmayı seçebiliriz; ama önümüzde bir duvar olduğu halde, o duvarın aslında olmadığına inanıp, içinden geçemeyiz? Yoksa geçebilir miyiz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;|2| Bu örnek için iki farklı – dahası birbirlerine karşıt – ‘bilimsel’ açıklama öne sürmek olanaklı: Bu açıklamalardan birisi şöyle: Katı cisimlerin birbirinin içerisine girmesini engelleyen şey, maddesel doluluk olmayıp, atomlardaki hareketli elektronların birbirlerini itme gücüdür. Atom içerisindeki uzam boştur; ancak çok büyük elektriksel güçlerle doludur. İşte atomlar dünyasında rol oynayan da yalnızca bu elektriksel enerjilerdir; kütlenin bir rolü hemen hemen yok gibidir. Bizce, yani insanlar tarafından, bu elektriksel güçler, katılık ve sertlik gibi nitelikler şeklinde duyumlanır. Bunun nedeni, en ufak bir madde örneğinde bile milyonlarca pozitif ve negatif taneciğin bulunması ve bunların elektriksel etkilerinin bizim nahif duyularımızda birbirini ortadan kaldırmasıdır. Ancak kütle bakımından, yani eylemsizlik ve ağırlık bakımından, böyle bir pozitif ve negatif karşıtlığı yoktur. Bundan dolayıdır ki milyonlarca atom bir arada bulunduğu zaman bunların kütle etkileri toplanıp, bizler tarafından duyumsanabilecek toplam bir kütle etkisi yaparlar.&lt;a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/83847/bilimlertarihivefelsefesi"&gt;&lt;sup&gt;(1)&lt;/sup&gt;&lt;/a&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;|3| Açıklamalardan diğeri ise kuantum fiziğinde ‘&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Quantum_tunneling"&gt;tünelleme&lt;/a&gt;’ adını alıyor ve bir önceki göre kulağa çok daha garip geliyor: Klasik fiziğe göre herhangi bir cismin kinetik enerjisi negatif olamaz. Dolayısıyla duvara attığımız bir top duvarı delmeden öteki tarafa geçemez; çünkü duvarın getirmiş olduğu enerji engelini aşabilmek için – klasik fiziğe göre duvarın içinden &lt;i style=""&gt;duvarı delmeksizin&lt;/i&gt; geçebilmek için – negatif kinetik enerjiye sahip olmalıdır. Bu da klasik fiziğe aykırıdır. Kuantum kuramına göreyse bir enerji engelini aşmak için yeterli enerjisi olmayan bir kuantum parçacığı, yine de, bu engeli aşabilir. Yani engelin diğer tarafında bulunması olasılığı sıfır değildir. Kuramın tahmin ettiği ve doğruluğu deneylerle kanıtlanmış olan, radyoaktivite gibi olguları açıklayan bu etkiye tünelleme adı verilir.&lt;sup&gt;(2)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoListParagraph" style="text-indent: -18pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;span style=""&gt;(1)&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Bozkurt, N. (2003). Bilimler Tarihi ve Felsefesi. Morpa Kültür Yayınları: İstanbul. s.62&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoListParagraph" style="text-indent: -18pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;span style=""&gt;(2)&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı 395, Ekim 2000&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-6125036339175140453?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/6125036339175140453/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=6125036339175140453&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6125036339175140453'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6125036339175140453'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/05/tnelleme.html' title='Tünelleme ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3646855911996967529</id><published>2008-05-11T23:11:00.003+03:00</published><updated>2008-05-11T23:20:28.452+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Mobius zihin ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SCdTCkYhPoI/AAAAAAAAAI4/rSMH-dAAs4w/s1600-h/M%C3%B6bius+Strip+by+David+Benbennick.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SCdTCkYhPoI/AAAAAAAAAI4/rSMH-dAAs4w/s320/M%C3%B6bius+Strip+by+David+Benbennick.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5199215598413889154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;|1| Zihin ve ona ilişkin olası farkındalık durumları üzerine söylenenlerin bir bölümünü bir zaman-dizin kapsamında incelersek, – kabaca – aşağıdakiler söylenebilir:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;|2| &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Descartes"&gt;Descartes&lt;/a&gt;’a göre zihinsel bir etkinlik varolduğu ve devam ettiği sürece, o zihinsel etkinliği yerine getiren kişi, söz konusu etkiliğin(in) tamamen farkındadır; e.d. onu yerine getirenin farkında olmadığı hiçbir zihinsel etkinlik yoktur. Bilinç, zihnin özüdür ve bilinçdışı, tanım gereği, bilinç olamaz. Dolayısıyla zihinsel bir edimin bilinçdışı olması olanaksızdır (&lt;a href="http://www.amazon.com/Mind-body-Problem-Opinionated-Introduction-Westview/dp/0813390567"&gt;&lt;i style=""&gt;Armstrong, 1999, p.15&lt;/i&gt;&lt;/a&gt;).&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;|3| &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Gilbert_Ryle"&gt;Ryle&lt;/a&gt;, zihinsel etkinliklerin kendilerinin açık/parlak (&lt;b style=""&gt;self-luminous&lt;/b&gt;) olduğunu öne sürer. Bir zihinsel etkinlik gerçekleştiğinde, söz konusu zihinsel etkinlik, kendisini sahibine sezdirir/ima eder. Ryle’nin bu düşüncesi, kendini-ima etme/sezdirme öğretisi (&lt;a href="http://www.iep.utm.edu/s/self-con.htm"&gt;&lt;b style=""&gt;doctrine of self-intimation&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;) olarak adlandırılır (&lt;a href="http://www.amazon.com/Mind-body-Problem-Opinionated-Introduction-Westview/dp/0813390567"&gt;&lt;i style=""&gt;Armstrong, 1999, p.15&lt;/i&gt;&lt;/a&gt;). &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;|4| &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Jean-Paul_Sartre"&gt;Sartre&lt;/a&gt; için bilinçdışı zihinsel durum diye bir şey söz konusu değildir. Bilinç, zorunlu olarak, kendisine saydamdır (&lt;a href="http://www.iep.utm.edu/s/sartre-ex.htm#SH2a"&gt;&lt;b style=""&gt;transparent&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;) ve bilinçdışı, bilinç olamaz (&lt;a href="http://www.amazon.com/Theories-Human-Nature-Leslie-Stevenson/dp/0195120418"&gt;&lt;i style=""&gt;Stevenson, 2004, p.183&lt;/i&gt;&lt;/a&gt;). &lt;b style=""&gt;Descartes’a benzer&lt;/b&gt; … &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;|5| &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/John_Searle"&gt;Searle&lt;/a&gt;’e göreyse, bir durum, zihinsel olduğu sürece – zorunlu olarak – bilinççe ulaşılabilir olmalıdır (&lt;a href="http://www.amazon.com/Mind-body-Problem-Opinionated-Introduction-Westview/dp/0813390567"&gt;&lt;i style=""&gt;Armstrong, 1999, p.16&lt;/i&gt;&lt;/a&gt;). &lt;b style=""&gt;Descartes and Sartre’a benzer&lt;/b&gt;…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Diğer taraftan …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;|6| &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Gottfried_Leibniz"&gt;Leibniz&lt;/a&gt;, zihinsel bir etkinliğin farkındalığının – yine – zihinsel bir etkinlik olduğunu, bu ikinci düzeydeki farkındalığın da farkında olması gereken bir başka – üçüncü düzey – farkındalığın olması gerektiğini ve bunun böylece sonsuza dek devam edeceğini öne sürer. Bunun olanaksız olduğunu düşünen Leibniz şöyle devam eder:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;“Tüm bu düşünceler üzerine düşünmeyi durdurmalıyım ki sonunda kendisine ilişkin düşünmediğim bir düşünce ortaya çıkabilsin; yoksa aynı şey üzerinde durmayı sürdürüyor olacağım” (&lt;a href="http://www.earlymoderntexts.com/leibne.html"&gt;&lt;i style=""&gt;New Essays, II, i, §19, p. 118&lt;/i&gt;&lt;/a&gt;).&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;|7| &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/David_Malet_Armstrong"&gt;Armstrong&lt;/a&gt; ise şunları ekler: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;“Tamamen saydam bir zihin öğretisinin zihin felsefesi açısından – daha yeni yeni kurtuluyor olduğumuz – bir felaket olduğuna inanıyorum. […] Orada olan her şey, kendi zihnimiz de dahil – bilgikuramsal bir buzdağıdır. Doğrudur ki kendilerine ilişkin pek çok şeyin farkında olmadığımız şeyler var (buzdağının suyun altında kalan bölümü)” (&lt;a href="http://www.amazon.com/Mind-body-Problem-Opinionated-Introduction-Westview/dp/0813390567"&gt;&lt;i style=""&gt;Armstrong, 1999, p.17&lt;/i&gt;&lt;/a&gt;).&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;|8| Peki &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Sigmund_Freud"&gt;Freud&lt;/a&gt; ne düşünür ?.. Freud, &lt;a href="http://wilderdom.com/personality/L8-3TopographyMindIceberg.html"&gt;topografik ya da buzdağı modeli&lt;/a&gt; olarak adlandırılabilecek, farklı ve daha ayrıntılı bir zihin incelemesi öne sürer. Bu modelde zihin için üç farklı düzey tanımlanır: bilinç, ön-bilinç ve bilinçaltı. Buzdağı modeline göre, en büyük alana sahip düzey bilinçaltı iken (bütünün % 75-80’i); ön-bilinç (% 10-15) ve bilinç onu azalan alanlarla izler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;|9| Bilinç, zihnin farkında olunulan bölümüdür. Ön-bilinç ise, "hafıza" adıyla çağrılan, şeylerin, sürekli olarak orada tutulmadıkları; ama bilinççe kolayca anımsanabildikleri yerdir. Bilinçaltı, zihnin farkındalık yoluyla ulaşılamayan bölümüdür. İd, Ego, Superego üçlüsü de burada yer alır. Çatışmaya, acıya, kaygıya ilişkin fikirler zihnin bu bölümündedir. Bilinç ile ön-bilinç arasında iki yönlü düşünce aktarımı olanaklıyken; bilinçten ve ön-bilinçten bilinçaltına doğru yalnızca tek-yönlü bir düşünce aktarımı söz konusudur. Diğer yönde bir aktarımın gerçekleşebilmesi içinse psikoanalitik terapi gerekmektedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;|10| Bense zihnin, bir &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/M%C3%B6bius_strip"&gt;Mobius Şeridi&lt;/a&gt; gibi görülebileceğini düşünüyorum: Olağan bir şerit – analojiye göre – bilinç ve bilinçaltı olarak adlandırılabilecek iki farklı yüzeye sahiptir. Dolayısıyla zihini, olağan bir şerit olarak düşündüğümüzde, bilinç ve bilinçaltını bir bütünün iki ayrı yüzeyi olarak görebiliriz. Ancak zihini, bir &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/M%C3%B6bius_strip"&gt;Mobius Şeridi&lt;/a&gt; olarak düşünürsek, &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/M%C3%B6bius_strip"&gt;Mobius Şeridi&lt;/a&gt; yalnızca bir yüzeye sahip olduğundan, bilinç ve bilinçaltı arasındaki sınır/ayrım ortadan kalkar. &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/M%C3%B6bius_strip"&gt;Mobius Şeridi&lt;/a&gt; ise, olağan bir şeride kendi çevresinde yarım-burgu verilip, iki ucunun birleştirilmesiyle oluşur. 1858 yılında &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/August_Ferdinand_M%C3%B6bius"&gt;August Ferdinand Möbius&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Johann_Benedict_Listing"&gt;Johann Benedict Listing&lt;/a&gt; adlarındaki iki matematikçi tarafından keşfedilmiş olan Mobius Şeridinin, tıpkı bir çember gibi, nerede başlayıp nerede bittiği belirsizdir, e.d. bir sonu yoktur. Analojiye devam edip, zihnin de nerede başlayıp nerede bittiğinin belirsiz olduğunu ve onunda bir sonu olmadığını söyleyebiliriz belki.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Kaynaklar :&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" lang="EN-US" &gt;Armstrong, D.M. (1999). &lt;i style=""&gt;The Mind-Body Problem&lt;/i&gt;. Westview Press: Colorado&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" lang="EN-US" &gt;Leslie Stevenson, D. H. (2004). &lt;i&gt;Ten Theories of Human Nature.&lt;/i&gt; Oxford: Oxfor University Press.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  lang="EN-US" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a style="font-family: trebuchet ms;" href="http://wilderdom.com/personality/L8-3TopographyMindIceberg.html"&gt;http://wilderdom.com/personality/L8-3TopographyMindIceberg.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;Fotoğraf :.. Möbius strip, &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: trebuchet ms;" href="http://commons.wikimedia.org/wiki/User:Dbenbenn"&gt;David Benbennick&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt; ...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3646855911996967529?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3646855911996967529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3646855911996967529&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3646855911996967529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3646855911996967529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/05/mobius-zihin.html' title='Mobius zihin ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SCdTCkYhPoI/AAAAAAAAAI4/rSMH-dAAs4w/s72-c/M%C3%B6bius+Strip+by+David+Benbennick.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-2636741742472062560</id><published>2008-05-08T21:35:00.002+03:00</published><updated>2008-05-08T21:37:36.917+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündüz düşleri'/><title type='text'>DüşGerçek ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SCNIIXaD5gI/AAAAAAAAAIw/kVPUftrbhS4/s1600-h/Absorption,+Michael+Newberry.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SCNIIXaD5gI/AAAAAAAAAIw/kVPUftrbhS4/s320/Absorption,+Michael+Newberry.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198077703475160578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;... düş ve gerçeğin birbirine karıştığı ya da karıştırıldığı zamanlar hangi zamanlardır ?.. hangi zamanlardır düşü düş, gerçeği gerçek yapan sınır ilkeleri belirsizleşir yavaş yavaş ?.. gerçeğin bir kıpıda akışından mıdır onu düş sanmamız ya da beklendik ile beklenmedik arasındaki duvarı yıkıp, onların birbirinde erimesini sağlayan küçük bir sürpriz midir neden ?..kim bilir, “gerçek”ten yorulan insan, sırf onu daha az acı verir ve daha katlanılır kılabilmek adına gerçeği, içinden az sonra uyanılacak bir düş gibi de görüyor olabilir ...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Resim :.. Absorption, &lt;a href="http://www.michaelnewberry.com/"&gt;Michael Newberry&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-2636741742472062560?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/2636741742472062560/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=2636741742472062560&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/2636741742472062560'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/2636741742472062560'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/05/dgerek.html' title='DüşGerçek ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SCNIIXaD5gI/AAAAAAAAAIw/kVPUftrbhS4/s72-c/Absorption,+Michael+Newberry.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-8413638759259912296</id><published>2008-05-08T21:15:00.002+03:00</published><updated>2008-05-08T21:18:22.060+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Ceza ?..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SCNDY3aD5eI/AAAAAAAAAIg/OuxALVTo6g8/s1600-h/Christ+Carrying+the+Cross+%281595%29,+El+Greco.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SCNDY3aD5eI/AAAAAAAAAIg/OuxALVTo6g8/s320/Christ+Carrying+the+Cross+%281595%29,+El+Greco.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198072489384863202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm; font-family: trebuchet ms;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;... yaşamın, &lt;i&gt;yalnızca&lt;/i&gt; yaşam olabilme olasılığı bir yana, yaşamı bir sınavmışçasına görmek kimi zaman garip geliyor bana ... bu garip gelişin nedeniyse yaşamın bir sınav olmayabilir olmasından çok; bir ceza olabilme olasılığı ...  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; font-family: trebuchet ms;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm; font-family: trebuchet ms;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Resim :.. Christ carrying the Cross (1595), &lt;a href="http://www.abcgallery.com/E/elgreco/elgreco.html"&gt;El Greco&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-8413638759259912296?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/8413638759259912296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=8413638759259912296&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/8413638759259912296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/8413638759259912296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/05/ceza.html' title='Ceza ?..'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SCNDY3aD5eI/AAAAAAAAAIg/OuxALVTo6g8/s72-c/Christ+Carrying+the+Cross+%281595%29,+El+Greco.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3438227807949701859</id><published>2008-05-05T01:42:00.003+03:00</published><updated>2008-09-10T20:53:19.204+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><title type='text'>Bozkır ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SB482w3EBwI/AAAAAAAAAIY/vtp33pA9oek/s1600-h/Bozk%C4%B1r+Kitab%C4%B1+%282008%29,Tuncer+Erdem.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SB482w3EBwI/AAAAAAAAAIY/vtp33pA9oek/s200/Bozk%C4%B1r+Kitab%C4%B1+%282008%29,Tuncer+Erdem.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5196657931558586114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;"  lang="EN-US"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a style="font-family: trebuchet ms;" href="http://www.ykykultur.com.tr/yazar/yazar.asp?id=635"&gt;Tuncer Erdem&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;'in "&lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: trebuchet ms;" href="http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=FCG4VXLS9K1KD6KG3M8I"&gt;Bozkır Kitabı&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;" adlı kitabının tanıtım yazısında şöyle deniyor bir yerlerde :.. "sonsuzluğu, hayatı, ölümü düşünmek, hayal kurmak için bozkırda olmak gerekir" ... herkesin bozkırı kendine göreli :.. bence bozkır ya da benim bozkırım, düşlerin değil kurulabildiği; kurulmuş düşlerin bile kırıldığı, parça parça olduğu, yaşadığım yerdir ... Erdem'e hem hayatı hem de ölümü düşündüren bozkır, beni yavaş yavaş öldürür ...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3438227807949701859?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3438227807949701859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3438227807949701859&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3438227807949701859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3438227807949701859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/05/bozkr.html' title='Bozkır ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SB482w3EBwI/AAAAAAAAAIY/vtp33pA9oek/s72-c/Bozk%C4%B1r+Kitab%C4%B1+%282008%29,Tuncer+Erdem.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-2192465868879995026</id><published>2008-05-03T02:12:00.004+03:00</published><updated>2008-05-03T02:25:30.154+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><title type='text'>Bulutlar &amp; Kaos ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SBugbw3EBtI/AAAAAAAAAIA/luhwubq5nkw/s1600-h/Giorgio+Luciano.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SBugbw3EBtI/AAAAAAAAAIA/luhwubq5nkw/s320/Giorgio+Luciano.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195922993934763730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" lang="EN-US" &gt;… deniz yolculuğu yapmanın tedirginliği yine üzerimde … ne ironik ki güvertede oturuyorum … tedirginliğimi bir ölçü de olsun bastırır umuduyla &lt;a href="http://www.arvehenriksen.no/"&gt;Arve Henriksen&lt;/a&gt;’in harikulade albümü &lt;a href="http://www.amazon.co.uk/Chiaroscuro-Arve-Henriksen/dp/B0002JP4HS"&gt;Chiaroscuro&lt;/a&gt; eşliğinde, Weber’deki “akılsallık” (rationality) kavramına ilişkin olarak yazmam gereken makale için aldığım notları gözden geçiriyorum … bir ara, aldığım notlardan biri üzerinde düşünmek için başımı kaldırdığımda gözlerim, gökyüzüne serpişmiş – beni bambaşka düşünce iklimlerine sürükleyecek – bulutlara takılıyor : gökyüzü, onlara bakma, onları izleme zamanı ayıran insanların, onlarda bambaşka resimler görebileceği onlarca kümülüs bulutuyla dolu … Weber’e ilişkin sorular uçup gidiyor aklımdan, yerlerini &lt;a href="http://www.around.com/"&gt;James Gleick&lt;/a&gt;’in, &lt;a href="http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=RBXNUR1VOK6SCKWPP8X6"&gt;Kaos&lt;/a&gt; adlı kitabında, matematiksel fizikçi &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mitchell_Feigenbaum"&gt;Mitchell Feigenbaum&lt;/a&gt;’dan aktardığı ifadeler alıyor :..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" lang="EN-US" &gt;“&lt;i style=""&gt;Derin matematik bilgisi olan bir kişi iseniz böyle bir manzaraya baktığınız zaman veya bulutların pufla üstüne pufla konmuş gibi yumuşak ve kabarık halini gördüğünüz zaman ya da denizde fırtına varken bir dalga kıranda durduğunuz zaman gerçekten de hiçbir şey bilmediğinizi anlarsınız.&lt;/i&gt;” (&lt;a href="http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=RBXNUR1VOK6SCKWPP8X6"&gt;&lt;i style=""&gt;Kaos&lt;/i&gt;&lt;/a&gt;, s.183)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  lang="EN-US" &gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;Fotoğraf, &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: trebuchet ms;" href="http://photo.net/photodb/member-photos?user_id=441531"&gt;Giorgio Luciano&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;’ya aittir ...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  lang="EN-US" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-2192465868879995026?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/2192465868879995026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=2192465868879995026&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/2192465868879995026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/2192465868879995026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/05/bulutlar-kaos.html' title='Bulutlar &amp; Kaos ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SBugbw3EBtI/AAAAAAAAAIA/luhwubq5nkw/s72-c/Giorgio+Luciano.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-4119281539842232447</id><published>2008-05-02T03:55:00.003+03:00</published><updated>2008-05-02T03:58:51.409+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><title type='text'>Aşinalık etkisi …</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SBpmmQ3EBsI/AAAAAAAAAH4/9AunDt6_dZQ/s1600-h/Hand+with+reflecting+sphere+%281935%29+by+Escher.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SBpmmQ3EBsI/AAAAAAAAAH4/9AunDt6_dZQ/s320/Hand+with+reflecting+sphere+%281935%29+by+Escher.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195577927672268482" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;|1| Üzerinde çokça düşünmemiş olabiliriz; ama yabancısı olmadığımız bir durum olduğunu düşünüyorum, başkalarının yüzlerini hem nesnel (dışarıdan) bir gözlemci olarak doğrudan hem de onların aynadaki yansımaları üzerinden – dolaylı olarak – görebilirken; kendi yüzlerimizi “doğrudan” göremememiz ve ancak aynadaki yansımaları üzerinden görebilmemiz durumunun.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;|2| Başka bir görme olanağım olmadığından olsa gerek, aynada gördüğüm yüzümü, e.d. yüzümün “ayna-görüntüsü”nü hiçbir zaman yadırgamamışımdır. Başkalarının yüzlerinin ayna-görüntüleriyse hep ilgimi çekmiştir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;|3| Yüzlerimiz % 100 simetrik olmadığından, yüzlerimizin asıl-görüntüsüyle (true image) ayna-görüntüsü (mirror image) – ayna ne denli hatasız olursa olsun – bire-bir olamaz. Bu iki görüntü arasındaki farklılık nedeniyledir ki bir kişinin doğrudan gördüğünüz yüzüyle, ayna üzerinden dolaylı olarak gördüğünüz yüzü farklı gelir size. Benzer bir farklılık, ayna üzerinden gördüğünüz yüzünüzle, o yüzün doğrudan fotoğraflanmış halini karşılaştırma olanağını yakaladığınızda da görülebilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;|4| 1977 yılında Mita, Dermer ve Knight tarafından yapılan bir çalışmada kişilerin, kendi fotoğrafları söz konusu olduğunda, ayna-görüntülerine ait fotoğrafları asıl-görüntülerine ait fotoğraflara tercih ederken; başkalarına ait fotoğraflar söz konusu olduğunda, asıl-görüntülere ait fotoğrafları ayna-görüntülerine ait fotoğraflara tercih ettikleri görülmüş. Sonuçlar, seçimlerimizin, daha aşina olduğumuz şeylere doğru yönelmesi durumuyla, e.d. kişilerin daha sık gördükleri yüzleri beğenmeye eğilimli olmaları durumuyla – familiarity effect – açıklanıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;|5| Asıl-görüntüme ve ayna-görüntüme ait iki fotoğrafımı aynı anda görme olanağım olmadığından, hangisinin daha çok hoşuma gideceğini, dolayısıyla aşinalık etkisinin ne ölçüde etkili olacağını bilemiyorum; ama başkalarının yüzlerinin ayna-görüntüleri, o yüzlerin kendilerinden hep daha ilgi çekici, dahası hoş gelmiştir bana.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 115%; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;|6| Resim: &lt;a href="http://www.mcescher.com/"&gt;Hand with reflecting sphere (1935), M.C. Escher&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.mcescher.com/"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-4119281539842232447?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/4119281539842232447/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=4119281539842232447&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4119281539842232447'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4119281539842232447'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/05/ainalk-etkisi.html' title='Aşinalık etkisi …'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SBpmmQ3EBsI/AAAAAAAAAH4/9AunDt6_dZQ/s72-c/Hand+with+reflecting+sphere+%281935%29+by+Escher.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-4400511227375860156</id><published>2008-03-27T03:28:00.003+02:00</published><updated>2008-03-27T03:32:54.090+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>“Kişi”ye dönmek ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/R-r4e5n0ljI/AAAAAAAAAHw/L9J4cQQJVFs/s1600-h/Person+and+nature+by+Cezary+Galaj.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/R-r4e5n0ljI/AAAAAAAAAHw/L9J4cQQJVFs/s320/Person+and+nature+by+Cezary+Galaj.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182227530990786098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;“Büyük ve yüksek şeyleri görebilmek için onlara göre bir ruhumuz olması gerekir; yoksa kendi çamurumuzu görürüz onlarda” der Montaigne [1]. Dolayısıyla, kimileri gereğince ayrımsanmıyorsa, bu – çoğunlukla – onlardan değil; onlara bakıp da göremeyenlerin tinsel yetersizliklerinden kaynaklanıyordur.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Büyük ve yüksek tinli ‘kişi’, aslında, boşuna bekler ‘çağdaşları insanlarca’ ayrımsanmayı, çünkü o insanlar, ancak, zaman boyutunda çağdaşıdırlar onun; düşünce boyutundaysa çoktan gerisinde kalmışlardır. Zaten onu ‘kişi’ yapan da – bir yerde – &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;budur: Ortalama ‘genel’likten ayrı ve uzak oluşu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Deyiş yerindeyse kişi, bir yalnızdır kalabalıklar içinde: Zamanına göre herkesi var; ama düşüncesine göre kimsesiz. Aruoba da bunları imler, &lt;i style=""&gt;Yürüme&lt;/i&gt; adlı kitabının ‘kişi’ bölümünde: “Kişi, toplumun terk ettiğidir. Özgürdür, çünkü yalnız bırakılmıştır. Özgür ve yalnızdır...” der [2].&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Özgürlüğü yalnızlığından kaynaklanır da, ya yalnızlığı? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Yalnızlığıysa, ‘aykırılığından’ filizlenir kişinin; ama bu düşündüğümüzden farklı bir aykırılıktır: Kişinin, ‘insanların alışılmış ilişki biçimlerine’ girmesiyle baş gösterir ve ‘insanların ölçüleri’ açısından aykırı durur kişi: O, artık, aykırı-insandır [3].&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Ancak kişi – bir yerden sonra da – dayanamaz yalnızlığa. Bu, yalnızca, insanın toplumsal bir varlık olduğundan mı kaynaklanıyordur? Özgürlük, bir yerde, yalnızlık; yalnızlığın fazlasıysa afyon gibidir; afyonsa, deneyimlendiğinde, dayanılmaz. Dolayısıyla dayanılmazdır yalnızlık da.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Ve kişi durur, kendini başkalarında aramaya başlar; ama kendini her bulduğu(nu sandığı)nda, aslında, kendini kendine geri dönmüş bulmaktan daha fazlasını edemez [4]; eş deyişle, her arayış, bir düş; her düş, sonuçta, bir yıkım; yıkımsa kendi küllerinden yeniden doğuştur bir yerde. Kişinin, kendisini başkalarında (insanlarda) araması bir düştür. Bulduğunu sanması; ama bulamadığını görmesi de yıkım: ‘düş’ün yıkımı. Yıkımın olduğu nokta kişinin kendisine/yalnızlığına/afyonuna döndüğü noktadır: Yeniden doğuş zamanı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Bütün suç kendisinde sanır kişi, uyumsuz addeder kendisini. Kişi ‘aykırı’dır; ama uyumsuz değil. Suçlamamalıdır kendisini. Uyumsuz ‘görülmesi’ doğaldır, çünkü ona bakan; ama onu göremeyen gözlerin iyeleri başka bir çağda, kendisiyse, başka bir çağda yaşar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Suçu olmasa da küçük bir hatası vardır kişinin: Kendisini/çağdaşını nerede arayacağını bilememesi; çünkü zamansal çağdaşlarında bulamayacaktır kendisini; onun bekleyen kendisi, düşünsel çağdaşları arasındadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Artık ‘insanlar’ı bırakıp, ‘kişi’lere dönme zamanıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;[1] Montaigne, ‘Mutluluğun Bize Göreliği’, Denemeler, Cem Yayınevi, 1994&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;[2] Aruoba O., Yürüme, - 36 – s.172, Metis Yayınları, 2000&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;[3] Aruoba O., Yürüme, - 24 – s.166, Metis Yayınları, 2000&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;[4] Aruoba O., Yürüme, - 19 – s.164, Metis Yayınları, 2000&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;Fotoğraf, &lt;a href="http://photo.net/photos/Cezary%20Galaj"&gt;Cezary Galaj&lt;/a&gt;’a aittir ...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-4400511227375860156?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/4400511227375860156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=4400511227375860156&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4400511227375860156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4400511227375860156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/03/kiiye-dnmek.html' title='“Kişi”ye dönmek ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/R-r4e5n0ljI/AAAAAAAAAHw/L9J4cQQJVFs/s72-c/Person+and+nature+by+Cezary+Galaj.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-1290131310869882</id><published>2008-03-14T01:44:00.001+02:00</published><updated>2008-03-14T01:44:51.777+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Tine dokunmak …</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;Haleli&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt; yazılardan parçalar … &lt;i style=""&gt;o yazıları yazdıran için&lt;/i&gt; …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;Tine dokunabilmek adına yeterli olabilseydi tene dokunmak, hiçbir tin için bu denli katlanılmaz olmazdı sanki dokunul(a)mamak ... tene dokunmayı bile bil(e)meyen ve kötü niyetlerini utançları ardına gizleyenler, tine-dokunma-sofistike-yalanı içine saklarlar tene dokunma arzularını ... yalnızca tene dokunan; ama tine erişemeyen hiçbir dokunuş bengi değildir, bilmezler ... tinlerini, tenlerine indirgeme dönüşümü geçirenlerinse, “tin” dedikleri ve dokunulduğunu &lt;i&gt;sandıkları&lt;/i&gt; şey, yalnızca bir &lt;i&gt;ad&lt;/i&gt;dır artık ... bir tine, yine bir tinle dokunulur ancak ... nasıl ki bir tene, yine bir tenle dokunabilinirse ... tine dokunmak, çok daha fazlasıdır tene dokunmanın ... ufukları yalnız tenle sınırlı olanlar, bir tine dokunmanın büyüsüne tanıklık etmişler miydi hiç ?.. inanmadığımız bir şeyi, hangi yolla olursa olsun, duyumsayabilir miydik ?.. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-1290131310869882?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/1290131310869882/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=1290131310869882&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1290131310869882'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1290131310869882'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/03/tine-dokunmak.html' title='Tine dokunmak …'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3498611333659571056</id><published>2008-03-14T01:41:00.001+02:00</published><updated>2008-03-14T01:43:23.326+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Farkında olabilmek …</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i style=""&gt;Haleli&lt;/i&gt; yazılardan parçalar … &lt;i style=""&gt;o yazıları yazdıran için&lt;/i&gt; …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:trebuchet ms;font-size:11;"  lang="EN-US" &gt;Farkındalığımın farkına vardığım günden bu yana, yaşatmaya çabaladım onu ... ne ki – aslında – yaptığım, benim için – zaten – yaşamsal olan bir şeyi yaşatmaktı ... farkındalığı olmayan bir yaşam, ne ölçüde yaşamdı ?.. çoğumuzun – bilerek ya da bilmeyerek – olanaklı kılmaya çalıştığı bir olanaksızlıktı bu :.. farkında olmadan; ama yine de yaşamaya çalışmak ... olabilir miydi ?.. en başta, “yaşıyorum” diyebilmek adına, yaşadığının farkında olmalı değil miydi insan ?.. ve çok daha sonrasında, umursamak veya umursamamayı seçmek için farkına varmak, farkında olmak gerekirdi ... tam suçlamaya hazırlanırken umursamaz insanları, bunlar geliyor aklıma ... ve kendime soruyorum :.. “daha yaşadığının, sonra nasıl yaşadığının, sonra neden yaşadığının, sonra ne için yaşadığının, sonra onlarla birlikte yaşayanların ve sonra tüm bunların temelinde, &lt;i&gt;kendinin&lt;/i&gt; farkında &lt;i&gt;olamayan&lt;/i&gt; bir insanın, umursayacak ya da umursamamayı seçecek neyi olabilirdi?” ... farkında &lt;i&gt;olamayanları&lt;/i&gt; suçlamaya hakkım yok(tu) sanırım ... ancak bir o kadar da hakkım var(dı) sanki farkında &lt;i&gt;olmayanları&lt;/i&gt; suçlamakta ... ve farkında &lt;i&gt;olmayanlar&lt;/i&gt; için de &lt;i&gt;olamayanlar&lt;/i&gt; için de üzülür(d)üm ... keşke, &lt;i&gt;bilebilseydik&lt;/i&gt; ...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3498611333659571056?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3498611333659571056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3498611333659571056&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3498611333659571056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3498611333659571056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/03/farknda-olabilmek.html' title='Farkında olabilmek …'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-830116929374932091</id><published>2008-03-14T01:39:00.001+02:00</published><updated>2008-03-14T01:41:09.673+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Nedenler ve sonuç …</title><content type='html'>&lt;p style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;Haleli&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" lang="EN-US" &gt; yazılardan parçalar … &lt;i style=""&gt;o yazıları yazdıran için&lt;/i&gt; …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;span style="line-height: 115%;font-size:100%;" lang="EN-US" &gt;... nedenler, önceler ya sonuçlarını ... bu zamansal sonralıklarından mıdır bilmem; çoğu zaman sonuç-odaklıdır yaklaşımlarımız ... nedenler, unutulurlar ... ne ki onlar da başka nedenlerin sonuçları olmuşlar; sonra da başka şeylere neden olmuşlardır aslında ... işte o, odağa aldığımız sonuç(lar), öyle çok nedeni sonralar ki o nedenlerin hepsini, bir anda, kavramamız ve dolayısıyla mevcut sonucu anlamamız olanaksız olur bizim için ... ahh, bu zamana hapsolmuşluk yok mu ?.. kim bilebilirdi aklımdaki onca sorunun yanıtını ?.. kim bağımsızdı ki zamandan ?..&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-830116929374932091?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/830116929374932091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=830116929374932091&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/830116929374932091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/830116929374932091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/03/nedenler-ve-sonu.html' title='Nedenler ve sonuç …'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-2663617992694949445</id><published>2008-02-08T09:18:00.000+02:00</published><updated>2008-02-08T09:20:32.151+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntılar'/><title type='text'>Çıplak (nude) &amp; soyunuk (naked) …</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Kenneth Clark, &lt;i style=""&gt;The Nude: A Study In Ideal Form &lt;/i&gt;adlı kitabında şunları söylemiş: Soyunukluk, elbisesiz olma durumunun adıdır; çıplaklık ise, birincisinden farklı olarak, bir sanatsal temsil kategorisidir. Soyunukluk, çoğu insanın elbisesizken duyduğu bir tür mahcubiyeti ima ederken; çıplaklık aydın gelenekte hiçbir rahatsız edicilik taşımaz. Çıplaklığın zihnimizde uyandırdığı imge, der-top olmuş savunmasız bir beden imgesi değil; rahat, kendinden emin ve hoşnut bir beden imgesidir: Yeniden biçimlendirilen beden.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;[...]&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Ne kadar soyut olursa olsun hiçbir nü yoktur ki seyreden üzerinde zerre kadar da olsa erotik duygu uyandırmasın. Eğer uyandırmıyorsa orada kötü bir sanat ve yanlış bir tutum var demektir. Sanat eserlerindeki güzel çıplak bedenlere bakma hazzı, fiziksel değil; öncellikle düşünsel bir hazdır. Bu görüş aydın gelenekte zihin ile beden arasında keskin bir ayrım yapılmasına yaslanır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Diğer taraftan John Berger, &lt;i style=""&gt;Ways of Seeing &lt;/i&gt;adlı kitabında şunları dile getirmiş: Soyunuk olmak tek başına olmaktır; fakat çıplak olmak ise başkaları tarafından görülmek ve kendini tek başına algılamamak demektir. Soyunukluk kendisini kendine açar. Çıplaklık ise sergilenir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;... Richard LEPPERT, Sanatta Anlamın Görüntüsü’nden … &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-2663617992694949445?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/2663617992694949445/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=2663617992694949445&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/2663617992694949445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/2663617992694949445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/02/plak-nude-soyunuk-naked.html' title='Çıplak (nude) &amp; soyunuk (naked) …'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-4739225461871552969</id><published>2008-02-08T09:12:00.000+02:00</published><updated>2008-02-08T09:18:12.866+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayn Rand'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntılar'/><title type='text'>Kandinsky ve Rand ...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;“Her sanat eseri, çağının çocuğu ve pek çok durumda duygularımızın kaynağıdır. Bundan da anlaşıldığı gibi, uygarlığın her dönemi, asla tekrarlanamayacak olan, kendine özgü bir sanat meydana getirir. Geçmişin sanat ilkelerini canlandırma çabaları en fazla ölü bir sanat doğurur. Eski Yunanlılar gibi yaşamamız ve hissetmemiz olanaksızdır. Aynı şekilde, heykelde Yunan metotlarını takip etmeye çalışanlar, yalnızca bir biçim benzerliği elde ederler; eser sonsuza değin ruhsuz kalır. Böylesi bir taklidin, maymunun yaptığı taklitten bir farkı yoktur. Dıştan bakıldığında bir maymun tamamen bir insanı andırır; burnunun ucunda bir kitap tutarak oturacak ve düşünceli bir ifadeyle sayfaları çevirecektir; ama yaptıkları onun için hiçbir gerçek anlam taşımaz”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt; ... Wassily KANDINSKY, Sanatta Ruhsallık Üzerine’den …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  class="MsoNormal" style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu satırlar, Ayn Rand’ın ‘hayat değiştiren’ romanı &lt;i style=""&gt;Hayatın Kaynağı&lt;/i&gt;’nda, romanın baş kahramanı Roark’ın söylediklerini çağrıştı bana:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;“Bakın … ünlü sütunların üzerindeki yivler … neye yarıyor bunlar? Tahtaların birleşme yerlerini saklamaya … tabii sütunların ahşaptan yapıldığı günlerde. Ama bunlar ahşap değil, mermer. Şu sütunların tepesinin üç kola ayrılması … nedir bunlar? Tahta. Bunlar tahta kiriş. Tıpkı insanların ahşap kulübe yapmaya ilk başladıkları zaman kullandıkları gibi. Sizin Yunanlılar mermeri almış, ahşap binaların kopyalarını yapmışlar! Başkaları öyle yapmıştı diye. Sonra sizin Rönesans ustalarınız gelmiş, tahta kopyası mermerlerin alçıdan kopyalarını yapmışlar. Şimdi de biz geldik, çelik ve betonu alıp, tahta kopyası mermerlerin kopyası olan alçıların kopyalarını yapıyoruz. Neden?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;[…]&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;Kurallar mı? İşte benim kurallarım: Bir maddeyle yapılabilen şey asla başka maddeyle yapılmamalı. İki madde asla birbirinin tıpkısı değildir. Dünyadaki hiçbir yer de bir başka yerin tıpkısı değildir. İki ayrı binanın amacı asla bir değildir. Biçimleri; amaç, yer ve malzeme saptar. Bir merkez fikir çerçevesinde oluşturulmamış hiçbir şey, mantıklı da, güzel de olamaz; her ayrıntıyı oluşturan da o fikirdir. Bina canlı bir şeydir. İnsan gibi. Onun dürüstlüğü, kendi tek gerçeğine hizmet etmektir.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; ... Ayn RAND, Hayatın Kaynağı’ndan …&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-4739225461871552969?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/4739225461871552969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=4739225461871552969&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4739225461871552969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4739225461871552969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2008/02/kandinsky-ve-rand.html' title='Kandinsky ve Rand ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-4548810522806728746</id><published>2007-10-25T08:46:00.001+02:00</published><updated>2007-10-25T08:47:48.665+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dinlediklerim'/><title type='text'>Veronica Maggio; Vatten &amp; Bröd ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RyA75CrPA2I/AAAAAAAAAGo/4vp6Av4idoY/s1600-h/Veronica+Maggio,+Vatten+%26+Br%C3%B6d.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RyA75CrPA2I/AAAAAAAAAGo/4vp6Av4idoY/s200/Veronica+Maggio,+Vatten+%26+Br%C3%B6d.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5125162227104416610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;Veronica Maggio; Vatten &amp;amp; Bröd (2006)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;1 – Ingenting kvar&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;2 – Havanna mamma &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;3 – Dumpa mig&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;5 – Kan inte saga nej&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 115%; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;7 – Mankensregn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-4548810522806728746?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/4548810522806728746/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=4548810522806728746&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4548810522806728746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4548810522806728746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/10/veronica-maggio-vatten-brd.html' title='Veronica Maggio; Vatten &amp; Bröd ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RyA75CrPA2I/AAAAAAAAAGo/4vp6Av4idoY/s72-c/Veronica+Maggio,+Vatten+%26+Br%C3%B6d.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3441165951047031725</id><published>2007-10-25T08:42:00.000+02:00</published><updated>2007-10-25T08:45:36.560+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dinlediklerim'/><title type='text'>Koop; Koop Islands ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RyA7fyrPA1I/AAAAAAAAAGg/yI6f_H_Hbgk/s1600-h/Koop,+Koop+Islands.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RyA7fyrPA1I/AAAAAAAAAGg/yI6f_H_Hbgk/s200/Koop,+Koop+Islands.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5125161793312719698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;"  lang="EN-US"&gt;Koop; Koop Islands (2007)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;"  lang="EN-US"&gt;1 – Koop island blues&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;"  lang="EN-US"&gt;2 – Come to me&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;"  lang="EN-US"&gt;4 – I see a different you&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;"  lang="EN-US"&gt;5 – Let’s elope&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;"  lang="EN-US"&gt;8 – Whenever there is you&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3441165951047031725?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3441165951047031725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3441165951047031725&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3441165951047031725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3441165951047031725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/10/koop-koop-islands.html' title='Koop; Koop Islands ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RyA7fyrPA1I/AAAAAAAAAGg/yI6f_H_Hbgk/s72-c/Koop,+Koop+Islands.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3819473929445109303</id><published>2007-10-25T08:39:00.000+02:00</published><updated>2007-10-25T08:41:33.840+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='parçalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntılar'/><title type='text'>parçalar 3 ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RyA6WSrPAzI/AAAAAAAAAGQ/UTY-Ccnh8aI/s1600-h/Friedrich+Nietzsche+%281906%29,+Edvard+Munch+%281863-1944%29.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RyA6WSrPAzI/AAAAAAAAAGQ/UTY-Ccnh8aI/s320/Friedrich+Nietzsche+%281906%29,+Edvard+Munch+%281863-1944%29.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5125160530592334642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;Friedrich Nietzsche (1844-1900); Thus Spoke Zarathustra, Part One, Zarathustra’s Prologue, 3&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;“The hour when you say, ‘What matters my pity? Is not pity the cross on which he is nailed who loves man? But my pity is no crucifixion.’”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;“Ne önemi var ki benim merhametimin? Merhamet değil mi ki insanı sevenin, üzerine çivileneceği çarmıhtır? Ama benim merhametim çarmıha germe değildir.” dediğiniz zaman.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 115%; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;Resim: Friedrich Nietzsche (1906), Edvard Munch (1863-1944)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3819473929445109303?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3819473929445109303/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3819473929445109303&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3819473929445109303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3819473929445109303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/10/paralar-3.html' title='parçalar 3 ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RyA6WSrPAzI/AAAAAAAAAGQ/UTY-Ccnh8aI/s72-c/Friedrich+Nietzsche+%281906%29,+Edvard+Munch+%281863-1944%29.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-5569431760251794184</id><published>2007-10-21T20:42:00.000+02:00</published><updated>2007-10-21T20:45:09.233+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dinlediklerim'/><title type='text'>Feist; The Reminder ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rxudq-x3nSI/AAAAAAAAAGI/ecpUN435OSA/s1600-h/Feist+-+The+Reminder.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rxudq-x3nSI/AAAAAAAAAGI/ecpUN435OSA/s200/Feist+-+The+Reminder.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5123862362796301602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Feist; The Reminder (2007) ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;1 – So sorry&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;2 – I feel it all&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;4 – The park&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;5 – The water&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;9 – 1 2 3 4&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-5569431760251794184?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/5569431760251794184/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=5569431760251794184&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/5569431760251794184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/5569431760251794184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/10/feist-reminder.html' title='Feist; The Reminder ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rxudq-x3nSI/AAAAAAAAAGI/ecpUN435OSA/s72-c/Feist+-+The+Reminder.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-2761387765909430307</id><published>2007-10-21T20:40:00.001+02:00</published><updated>2007-10-21T20:42:09.369+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dinlediklerim'/><title type='text'>Eva Cassidy; Wonderful World ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RxudMOx3nRI/AAAAAAAAAGA/OramlnQVJj8/s1600-h/Eva+Cassidy+-+Wonderful+World.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RxudMOx3nRI/AAAAAAAAAGA/OramlnQVJj8/s200/Eva+Cassidy+-+Wonderful+World.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5123861834515324178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;Eva Cassidy; Wonderful World (2004) …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;1 – What a wonderful world&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;2 – Kathy’s song&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;3 – Say goodbye&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;7 – Drowning in the sea of love&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;9 – You’ve changed&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;11 – Wally wally&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-2761387765909430307?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/2761387765909430307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=2761387765909430307&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/2761387765909430307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/2761387765909430307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/10/eva-cassidy-wonderful-world.html' title='Eva Cassidy; Wonderful World ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RxudMOx3nRI/AAAAAAAAAGA/OramlnQVJj8/s72-c/Eva+Cassidy+-+Wonderful+World.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3887068971425789740</id><published>2007-10-21T20:34:00.000+02:00</published><updated>2007-10-21T20:36:21.718+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şarkının şiiri'/><title type='text'>Grup Gündoğarken; Beni Aldatma ...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="sarki1"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Böyle şeyler hep olmaz ki&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="sarki1"&gt;Fırtınalar hava sakinken kopmalı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="sarki1"&gt;Olmalı olmalı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="sarki1"&gt;Yaşamın bir anlamı olmalı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="sarki1"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="sarki1"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Grup Gündoğarken; Beni Aldatma (1993)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span class="sarki1"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 115%; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Söz: İlhan Şeşen&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3887068971425789740?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3887068971425789740/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3887068971425789740&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3887068971425789740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3887068971425789740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/10/grup-gndoarken-beni-aldatma.html' title='Grup Gündoğarken; Beni Aldatma ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3146618698399441936</id><published>2007-10-21T20:29:00.000+02:00</published><updated>2007-10-21T20:32:57.534+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Tanrı öldü mü ?..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rxuazux3nPI/AAAAAAAAAFw/XMMygyuxbPk/s1600-h/Time%3B+kapak,+08.04.66.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rxuazux3nPI/AAAAAAAAAFw/XMMygyuxbPk/s320/Time%3B+kapak,+08.04.66.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5123859214585273586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;Time dergisi, 08.04.1966 tarihli sayı kapağı ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3146618698399441936?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3146618698399441936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3146618698399441936&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3146618698399441936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3146618698399441936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/10/tanr-ld-m.html' title='Tanrı öldü mü ?..'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rxuazux3nPI/AAAAAAAAAFw/XMMygyuxbPk/s72-c/Time%3B+kapak,+08.04.66.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-873661482668401964</id><published>2007-10-21T20:26:00.000+02:00</published><updated>2007-10-21T20:28:10.263+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='parçalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntılar'/><title type='text'>parçalar 2 ...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Wilhelm Dilthey (1833-1911); &lt;span style=""&gt;Gesammelte Schriften, &lt;/span&gt;Volume 1: &lt;span style=""&gt;Einleitung in die Geisteswissenschaften, p.xviii &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;         &lt;/span&gt;No real blood flows in the veins of the knowing subject constructed by Locke, Hume and Kant, but rather only diluted juice of reason, a mere process of thought.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:trebuchet ms;font-size:11;"  lang="EN-US" &gt;&lt;span style=""&gt;         &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;Locke, Hume ve Kant’ın bilen-öznesinin damarlarından akan gerçek kan değil; ama yalnızca seyreltilmiş akıl suyu, önemsiz bir düşünce sürecidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-873661482668401964?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/873661482668401964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=873661482668401964&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/873661482668401964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/873661482668401964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/10/paralar-2.html' title='parçalar 2 ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-1043058054292678692</id><published>2007-10-21T20:22:00.000+02:00</published><updated>2007-10-21T20:25:08.611+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='parçalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntılar'/><title type='text'>parçalar 1 ...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;     Charles B. Guignon; Heidegger and the Problem of Knowledge, Epistemology and Metaphysics, p.48&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;         &lt;/span&gt;Consequently, to make intelligible the being of any entity requires a prior grasp of the whole, and understanding the whole involves a grasp of the parts. This in turn leads to the final observation, namely, that the world cannot on this view be conceived of as reducible to a few homogeneous types of interchangeable particulars. If an entity’s being is fully circumscribed by its place in a totality, then it is not clear that another entity could take its place without changing the meaning of the whole. As a result, the essence of any entity is inextricably bound up with its actual locus within the totality. It cannot be picked out or identified independently of its position in that context. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-size:11;" lang="EN-US" &gt;&lt;span style=""&gt;         &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;Dolayısıyla, bir şeyin varlığının anlaşılır kılınması, öncelikle bütünün kavranmasını ve bütünü anlamak da parçalarının kavranmasını gerektirir. Bu, dünyanın – bu görüşe göre – birbiri yerine geçebilen tikellerden oluşmuş homojen tiplere indirgenebilirmiş gibi kavranamaz olması anlamındaki en son gözeleme varır. Eğer varlık bütün içindeki yeriyle tamamen sınırlandırılmışsa, o zaman bir başka şeyin, bütünün anlamını değiştirmeksizin, o şeyin yerini alabilmesi açık değildir. Dolayısıyla her şeyin özü, o şeyin bütün içindeki yeriyle ayrılamayacak biçimde bağlıdır. Şey, o bağlamdaki konumundan bağımsız olarak ayırt edilemez veya kimliklendirilemez.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-1043058054292678692?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/1043058054292678692/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=1043058054292678692&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1043058054292678692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1043058054292678692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/10/paralar-1.html' title='parçalar 1 ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-4124551164544164802</id><published>2007-10-03T16:48:00.001+02:00</published><updated>2007-10-03T16:57:00.907+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><title type='text'>187/1 çılgınlığı nedir ?..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RwOr6Ox3nLI/AAAAAAAAAFQ/jjDTvi4qJVM/s1600-h/art12%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RwOr6Ox3nLI/AAAAAAAAAFQ/jjDTvi4qJVM/s200/art12%5B1%5D.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5117122618511039666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p  style="margin-bottom: 0cm;font-family:trebuchet ms;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;... söz konusu 187 / 1 dalgalanmasının bir parçası da siz olmak istiyorsanız yapmanız gereken, en yakınınızdaki kitabın – ne olduğu önemli değil; sayfa sayısı 187'den büyük olsun yeterli – 187. sayfasındaki ilk tümceyi yazmanız ... bu dalgalanmadan etkilenmemi sağlayan &lt;a href="http://yeraltindanotlar.blogspot.com/2007/10/1871-elenceli-dalgalanma.html"&gt;persona&lt;/a&gt;-ydı ... ben de &lt;a href="http://liliales.blogspot.com/"&gt;tulip&lt;/a&gt;-in, &lt;a href="http://blog.360.yahoo.com/blog-A5WFaWQzerTLWgAsbQV37GiP.w--?cq=1"&gt;gerçek maceralar&lt;/a&gt;-ın ve &lt;a href="http://360.yahoo.com/profile-JssUWq40d69Z9B3DGZ8-?cq=1"&gt;elif&lt;/a&gt;-in etkilenmesini bekliyorum ...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="margin-bottom: 0cm;font-family:trebuchet ms;" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p face="trebuchet ms" style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p face="trebuchet ms" style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-4124551164544164802?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/4124551164544164802/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=4124551164544164802&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4124551164544164802'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4124551164544164802'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/10/1871-lgnl-nedir.html' title='187/1 çılgınlığı nedir ?..'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RwOr6Ox3nLI/AAAAAAAAAFQ/jjDTvi4qJVM/s72-c/art12%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-8159968579501375318</id><published>2007-10-01T19:35:00.001+02:00</published><updated>2007-10-01T19:39:36.378+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntılar'/><title type='text'>187/1 çılgınlığı ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RwEv_Yy7vkI/AAAAAAAAAFA/vaFqOgWBlYs/s1600-h/phpThumb_generated_thumbnailjpg.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RwEv_Yy7vkI/AAAAAAAAAFA/vaFqOgWBlYs/s400/phpThumb_generated_thumbnailjpg.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5116423417703939650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;... aşağıdaki alıntı, 187/1 dalgalanması uyarınca, hemen masamın üzerinde duran en yakınımdaki kitaptan – &lt;i style=""&gt;Routledge Philosophy Guidebook to Descartes and the Meditations by Gary Hatfield (Descartes ve Meditasyonları için Routledge Felsefe Kılavuzu; Gary Hatfield)&lt;/i&gt; – yapılmıştır (187. sayfa - 1. tümce) :..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;[...] Error in this sense is not simply a matter of being wrong; it involves being wrong when we should be able to avoid it: “error is not a pure negation, but rather a privation or lack of some knowledge which should somehow be in me” [...] (from Meditations 4, p. 55)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;[...] Bu anlamda hata, basitçe bir yanılma sorunu değildir; hata, ondan kaçınabilmemiz gerektiği zaman yanılmayı içerir: “Bir değilleme değildir hata; ama daha ziyade, bir şekilde bende olması gereken kimi bilgilerin yoksunluğu, eksikliğidir” [...] (Meditasyonlar, s.55) &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 115%; font-family: trebuchet ms;" lang="EN-US"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-8159968579501375318?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/8159968579501375318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=8159968579501375318&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/8159968579501375318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/8159968579501375318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/10/1871-lgnl.html' title='187/1 çılgınlığı ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RwEv_Yy7vkI/AAAAAAAAAFA/vaFqOgWBlYs/s72-c/phpThumb_generated_thumbnailjpg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-1731382177339084369</id><published>2007-09-29T04:29:00.000+02:00</published><updated>2007-09-29T04:34:00.103+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='E.M. Cioran'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntılar'/><title type='text'>E.M. Cioran; Doğmuş Olmanın Sakıncası - 3</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rv25G4y7vjI/AAAAAAAAAE4/WUeJ8758z4U/s1600-h/E.M.+Cioran.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rv25G4y7vjI/AAAAAAAAAE4/WUeJ8758z4U/s320/E.M.+Cioran.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5115448279739121202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ Sınırsız özgürlük ruh için bir suikasttır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ Felaketlerimizin sebebi biz isek, bizi kim kurtaracak? Kendimiz mi? Bereket versin, gerçek suçlular olduğumuzu unutmamız için pek güçlük çıkarmıyoruz. Ve zaten hayata, bu yalanı ve unutkanlığı her gün tekrarladığımız takdirde dayanabiliyoruz ancak.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ İnsanlar cehennemden kaçarken bile, cehennemi başka bir yerde yeniden kurmak için yaparlar bunu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ Ne ileride ne geride arama bir şey, bizzat kendinde ara, ne bir korku ne bir özlem duymadan. Hiç kimse, geçmişin ya da geleceğin olduğu kadar kendine bağlı değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ Uyuduğumuz geceler sanki hiç yaşanmamış gibidir. Göz kırpmadığımız gecelerdir beleğimizde kalanlar: “Gece” demek, uykusuz geçen gece demektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ Bütün pratik sorunlarımı kuramsal sorunlara dönüştürdüm, onları çözmek zorunda kalmamak için. Çözümsüz olana karşı, böylece rahatlıyorum …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ Başkalarının keyfince dinlendiği bir uykudan uyanmak için nice yıllar, ve sonra bu uyanıştan kaçmak için nice yıllar daha …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ Yaşamak, savaşı kaybetmektir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ Sorumluluk probleminin anlamı olurdu, eğer doğmadan önce bize sorulmuş olsaydı. O zaman olduğumuz şeyi kesinlikle kabul etmiş olacaktık.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ Bir gnostik kitabında şöyle der: “Kederli insanın duası hiçbir zaman Tanrı’ya ulaşacak kadar güçlü değildir.” … İnsan sadece darbe yediği zaman dua ettiği için, bundan, hiçbir duanın hiçbir zaman amacına ulaşmamış olduğu sonucu çıkar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ Yalnızlığımızı korumanın tek yolu, sevdiklerimizden başlayarak herkesi yaralamaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ Anlamış olmaktan ve hala hayatta kalmaktan daha yanlış bir durum yoktur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ Artık kendimize inanmadığımızda, üretmeyi ya da mücadeleyi, kendimize sorular sormayı ve cevaplamayı bıraktığımızda – olması gereken bunun tam tersi olduğu halde – bağlardan kurtulduğumuz andan itibaren gerçekliği tam olarak yakalayabildiğimiz, gerçekle gerçek olmayanı ayırt edebildiğimiz görülmüştür; fakat kendi rolümüze olan inanç bir kez kurursa, her şeye, gerçekliğe de, ona herhangi bir zamandan daha yakın olsak bile ilgisiz kalırız. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ Daha ne kadar ayakta kalabileceğim? Ne zaman yok olup gideceğim?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;+ Torino’da, krizin başlangıcında, Nietzsche durmadan aynaya doğru atılıyor, kendine bakıyor, geri çekiliyor, yeniden gözünü aynaya dikiyordu. Onu Basel’e götüren trende ısrarla istediği tek şey bir ayna idi. Kim olduğunu artık bilmiyor, kendini arıyordu. Kimliğini korumaya o kadar bağlı, o kadar düşkün olan Nietzsche’nin, kendini bulmak için, en anlamsız, en içler acısı çareden başka bir çaresi yoktur artık … &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;+ Sorumluluklarımdan kaçmak için yıllarca okudum, her gün, saatlerce, ne buldumsa okudum. Hiçbir yararları olmadı. Ama ne var ki kendime yanıltıcı bir etkinlik sağladım. İlk gençlik yıllarımda beni baştan çıkaran sadece kitaplıklar ve genelevlerdi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-1731382177339084369?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/1731382177339084369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=1731382177339084369&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1731382177339084369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1731382177339084369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/09/em-cioran-domu-olmann-sakncas-3.html' title='E.M. Cioran; Doğmuş Olmanın Sakıncası - 3'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rv25G4y7vjI/AAAAAAAAAE4/WUeJ8758z4U/s72-c/E.M.+Cioran.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-6673218496490636464</id><published>2007-06-26T01:04:00.000+03:00</published><updated>2007-06-26T01:13:20.148+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat - tasarım'/><title type='text'>Friedrik Samuel'in bayrakları ...</title><content type='html'>&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RoA8ycE4t7I/AAAAAAAAAEw/-QhHfSAvvuw/s1600-h/03.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RoA8ycE4t7I/AAAAAAAAAEw/-QhHfSAvvuw/s400/03.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5080127216901732274" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p  style="margin-bottom: 0cm;font-family:trebuchet ms;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;... içlerinde Türkiye'nin de bulunduğu bir takım ülkelerin bayraklarının “gerekçeli” farklı yorumlarının bulunduğu bir &lt;a href="http://www.frederiksamuel.com/blog/images/myflags.swf"&gt;flash animasyon&lt;/a&gt; ... görülmeye değer ... &lt;/span&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0cm;font-family:trebuchet ms;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;... kaynak :.. &lt;a href="http://www.maricazottino.com/blog/"&gt;why not&lt;/a&gt; – &lt;a href="http://www.maricazottino.com/blog/?p=396"&gt;maricazottino&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;  &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-6673218496490636464?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/6673218496490636464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=6673218496490636464&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6673218496490636464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6673218496490636464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/06/friedrik-samuelin-bayraklar.html' title='Friedrik Samuel&apos;in bayrakları ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RoA8ycE4t7I/AAAAAAAAAEw/-QhHfSAvvuw/s72-c/03.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-8006606930169302196</id><published>2007-06-26T00:38:00.000+03:00</published><updated>2007-06-26T00:42:56.130+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='E.M. Cioran'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntılar'/><title type='text'>E.M. Cioran; Doğmuş Olmanın Sakıncası - 2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RoA2D8E4t6I/AAAAAAAAAEo/aUZf_n6bE-g/s1600-h/E.M.+Cioran.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RoA2D8E4t6I/AAAAAAAAAEo/aUZf_n6bE-g/s320/E.M.+Cioran.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5080119820968048546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ Doğum üzerine kafa yormak, saçmalığa varan çözümsüz bir problem zevkinden başka nedir ki?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ Kaygı ve şaşkınlık içinde, cenin olduğumuz düşüncesinin bir anlık sessizliği …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ Hiçbir şeyin henüz doğmaya tenezzül etmediği bir dünyaya dalıp gitmek, sonsuzca … Bilincin istenmeden sezinlendiği dünyaya, oraya, daha varlığa bürünmemiş olanın dölyatağına, benden önceki bir ben’in sıfır varlığının tadının çıkarıldığı dünyaya doğru hayali bir yolculuk … Doğmuş olmamak, sadece onu düşünmek, ne mutluluk, ne özgürlük, ne sonsuzluk!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ Sonunda daima en rezil düşmanıma benzediğimi fark ettiğimden beri artık hiç kimseyi suçlamamaya karar verdim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ Sayıklayıp duran, aptallığa batmış ahmaklarla dolu bir dünyada kendi değerlerini sergilemek ne işe yarar? Kim için, hangi amaç uğruna uğraşacaksın?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ “… Fakat Elohim (Tanrı) o meyveden yediğiniz gün gözlerinizin açılacağını bilir.” Ve açılır açılmaz dram başlar. “Anlamaksızın” bakmak, cennet budur işte! Cehennem de, insanın anladığı, gereğinden fazla anladığı yer olacaktır …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ En yaman cellatların bile hayal edemeyeceği geceler vardır. Paramparça sabahı bulduğumuz olur, aptal ve şaşkın, hiçbir şey anımsamadan ve anlamadan, hatta kim olduğumuzu bilmeden … Günün yararsız, tehlikeli, koyu karanlıklardan daha da boğucu göründüğü zamandır bu …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ Yüce gönüllü olarak bildiğimiz eylemlerimizi iyice incelediğimizde ne görürüz? Her birinin, belli bir açıdan, ayıplanabilir ve hatta zararlı olduğunu, yaptığımıza bin pişman edecek kadar … Öyle ki, sonunda çekimserlikle vicdan azabı arasında bir seçim yapmaktan başka bir şey gelmez elimizden.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ Vazgeçiş sonsuz bir iktidar sağlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ Sokakta her şey bir şaşkınlıkla başlayarak önemini, değerini yitirir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ Bu an, sonsuzluk içinde yitip gitti, geri gelmeyenin adsız ülkesinde kayboldu. Hiçbir zaman geri dönmeyecek. Yansam bir türlü, yanmasam bir türlü – Hepsi bir – ve anlamsız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ Unutma yeteneğimiz olmasa, geçmişimiz öyle bir çöküverir ki günümüzün üstüne, tek bir an için bile kendimizi kıyıya atacak bir gücü bulamazdık. Hele orada tutunmak hiç mümkün olmazdı. Hayat sadece “dünya yansa hasırı yanmaz” olanlar için dayanılır gibi görünüyor, açıkça her şeyi unutanlar için.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ Her şeyden beter olan kendini tanıma, en az çaba gösterdiğimiz şeydir: Sabahtan akşama, hayali bir suçüstü korkusuyla yaşamak, acımasızca her davranışın kökenine uzanmak neye yarar? Ve kendi mahkememizde dava üstüne dava kaybetmek?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ “Kimseyi kendi yerine koymadan yargılama!” Bu eski atasözü, her yargılamayı olanaksız kılar; çünkü birini ancak tam olarak onun yerine kendimizi koyamadığımız için yargılarız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;+ Doğa insan fırsat tanımakla, bir hesap atasından çok daha fazlasını yaptı: Kendine karşı suikast!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;+ “Arzu ve kinle dolu bir insan için gerçeklik gizli kalır.” (Buda) Yani her canlı için.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-8006606930169302196?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/8006606930169302196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=8006606930169302196&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/8006606930169302196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/8006606930169302196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/06/em-cioran-domu-olmann-sakncas-2.html' title='E.M. Cioran; Doğmuş Olmanın Sakıncası - 2'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RoA2D8E4t6I/AAAAAAAAAEo/aUZf_n6bE-g/s72-c/E.M.+Cioran.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-2019067166433253889</id><published>2007-06-24T03:11:00.000+03:00</published><updated>2007-06-24T03:14:30.737+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündüz düşleri'/><title type='text'>Yalan değil; aldanış !..</title><content type='html'>&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|18| Dolayısıyla bir &lt;i style=""&gt;yalan&lt;/i&gt; değildi seni inandırdığım. Yaşanan, ikimizin de paylaştığı ortak bir &lt;i style=""&gt;aldanış&lt;/i&gt;-tı. Ne sen bana &lt;i style=""&gt;yalan söyledin&lt;/i&gt;, ne de ben sana. İkimiz de &lt;i style=""&gt;aldandık&lt;/i&gt; ve bu &lt;i style=""&gt;aldanışlarımızdan&lt;/i&gt; dolayı &lt;i style=""&gt;aldattık&lt;/i&gt; birbirimizi; ama &lt;i style=""&gt;yalan söylemedik&lt;/i&gt; birbirimize.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;[...]&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|1| Benim bulunduğum konumdan konuşmak daha kolay olabilir(di). Bunu kabul edebilir(d)im; ama kolay ya da zor; yaşanılan veya yaşanıldığı &lt;i&gt;sanılan &lt;/i&gt;bir takım şeylere “yalan”mış atfında bulunup, ne o olaylara ne de o olayların taraflarına haksızlık etmek istemem. &lt;i&gt;Var sanılan&lt;/i&gt; bazı şeyler &lt;i&gt;olmayabilirler &lt;/i&gt;ve insan, – aslında – olmayan bir şeyi var da &lt;i&gt;sanabilir&lt;/i&gt; kimi zaman. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|2| Ancak var veya yok &lt;i&gt;&lt;u&gt;saymak&lt;/u&gt;&lt;/i&gt; başka şeydir; var veya yok &lt;i&gt;&lt;u&gt;sanmak&lt;/u&gt;&lt;/i&gt; &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;başka şey. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|3| İlk durumda, var veya yok &lt;i&gt;&lt;u&gt;saydığımız&lt;/u&gt;&lt;/i&gt; şeye ilişkin, var veya yok olması konusunda bir bilgi sahibiyken; ikinci durumda, var veya yok &lt;i&gt;&lt;u&gt;sandığımız&lt;/u&gt;&lt;/i&gt; şeye ilişkin, az önce sözü edilen konuda, bir bilgiden yoksunuzdur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|4| Bu bağlamda, var olduğunu &lt;i&gt;bildiğimiz&lt;/i&gt; bir şeyi, yok; yok olduğunu &lt;i&gt;bildiğimiz&lt;/i&gt; bir şeyi de var &lt;i&gt;sayarak –&lt;/i&gt; bu durumlara ilişkin – &lt;i&gt;var-sayımlar&lt;/i&gt; öne sürerek yani, bir takım düşünce deneyleri oluşturabiliriz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|5| Diğer taraftan, bir şey varken, onu yok &lt;i&gt;&lt;u&gt;sanmamız&lt;/u&gt;&lt;/i&gt; veya bir şey yokken, onu var &lt;i&gt;&lt;u&gt;sanmamız&lt;/u&gt;&lt;/i&gt; da mümkündür. Mümkün olan – daha açık bir deyişle – var veya yok olduğunu (yani, var olup, olmadığını) &lt;i&gt;&lt;u&gt;bil(e)mediğimiz&lt;/u&gt;&lt;/i&gt; bir şeyi yok veya var &lt;i&gt;&lt;u&gt;sanmaktır&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|6| &lt;i&gt;&lt;u&gt;Sayma&lt;/u&gt;&lt;/i&gt; durumunda bir &lt;i&gt;seçim&lt;/i&gt;; &lt;i&gt;&lt;u&gt;sanma&lt;/u&gt;&lt;/i&gt; durumundaysa bir &lt;i&gt;sürüklenim&lt;/i&gt; gerçekleşir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|7| Birinci durumda, şeyin aslına ilişkin bilgimizden kaynaklı bir bilinçlilik, dolayısıyla olan-bitene ilişkin bir farkındalık, ve yine dolayısıyla o olan-bitenle ilgili olarak bir seçim söz konusuyken;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|8| İkinci durumda, şeyin aslına ilişkin böyle bir bilgimizin, dolayısıyla olan-bitene ilişkin bir farkındalığımızın olmayışı, sürüklenimimizin altında yatan nedenlerdir. Farkında olabildiğimiz tek şey, &lt;i style=""&gt;sanma&lt;/i&gt; sürecimiz süresince veya &lt;i style=""&gt;sanma&lt;/i&gt; sürecimiz sonucunda – &lt;i style=""&gt;görünür düzeyde&lt;/i&gt; – yaşadıklarımızdır. Gerçekte &lt;i&gt;olan&lt;/i&gt; ve &lt;i&gt;olduğu&lt;/i&gt; için de belirleyici olansa art alanda gerçekleşenlerdir; ne ki onlara ilişkin ne bir farkındalığa ne de onlar üzerinde bir denetime sahibizdir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;span style=""&gt;                                                                           &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|9| Var / yok &lt;i&gt;&lt;u&gt;saymada&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;, bir &lt;i&gt;seçim&lt;/i&gt; ve olan-biten üzerinde bir denetim; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|10| Var / yok &lt;i&gt;&lt;u&gt;sanmada&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;, farkında olunmayan bir &lt;i&gt;sürükleniş&lt;/i&gt; ve denetimi altında bulunulan bir durum söz konusudur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|11| İşte var &lt;i&gt;&lt;u&gt;sanılan&lt;/u&gt;&lt;/i&gt; bazı şeyler – sanıldığının aksine – &lt;i&gt;var olmayabilirler&lt;/i&gt;; ama bu, onların birer “yalan” olduğu anlamına gelmez. Ortada bir “aldanış” ve bu aldanıştan kaynaklı, bilinçsiz, bilmeyerek bir “aldatış” olabilir; ama bu, “yalan”dan ve “yalan söylemek”ten farklıdır. Var veya yok &lt;i&gt;&lt;u&gt;sanma&lt;/u&gt;&lt;/i&gt; durumları – en uç noktada – birer “aldanış” durumları olabilirler; ama “yalan” değil!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|12| Aslında yok olan bir şeyi var &lt;i&gt;&lt;u&gt;sanarak&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;, onun var olduğu konusunda &lt;i&gt;aldanabilir&lt;/i&gt; ve bu sanınıza dayanarak davrandığınızda, çevrenizdekileri de &lt;i&gt;aldatabilirsiniz&lt;/i&gt;. Daha doğru bir ifadeyle onların da &lt;i&gt;aldanmasına&lt;/i&gt; &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;– ister-istemez – neden olabilirsiniz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|13| Bir &lt;i&gt;yalan&lt;/i&gt;-daysa, var olduğunu &lt;i&gt;bildiğiniz&lt;/i&gt; bir şey yokmuş; yok olduğunu &lt;i&gt;bildiğiniz&lt;/i&gt; bir şey de varmış gibi davranarak &lt;i&gt;aldatırsınız&lt;/i&gt; çevrenizdekileri. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|14| &lt;i style=""&gt;Aldanış&lt;/i&gt;, olanın, aslında-ne-olduğunun &lt;i style=""&gt;bilin(e)mediği&lt;/i&gt; durumlar için söz konusuyken; &lt;i style=""&gt;yalan&lt;/i&gt;, olanın, &lt;i style=""&gt;bilinmezlikten gelindiği&lt;/i&gt; ve diğer insanların da onu görmesinin önüne geçildiği durumlar için söz konusudur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|15| &lt;i style=""&gt;Aldatmak&lt;/i&gt; ve &lt;i style=""&gt;yalan söylemek&lt;/i&gt; yüklemleri yakın anlamlı sözcükler olduklarından birbirleri yerine kullanılabilirler. Ancak bir kez daha anımsatılmalı ki&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|16| &lt;i style=""&gt;aldatmak&lt;/i&gt; ile anlatılmak istenen, bir aldanış ve bu aldanıştan kaynaklanan, hem kendini hem de çevrendekileri – farkında olmayarak, bilinçsizce; ama kaçınılmaz olarak – &lt;i style=""&gt;aldatıştır&lt;/i&gt;.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;|17| &lt;i style=""&gt;Yalan&lt;/i&gt; &lt;i style=""&gt;söylemek&lt;/i&gt; ile anlatılmak istenense, bilinen bir gerçeğe rağmen, o gerçeği görmezden gelerek ve diğerlerinin de onu görmelerini engellemek amacıyla o gerçeği çarpıtarak – bilinçli, istemli – bir yalan yaratma ve onunla da insanları &lt;i style=""&gt;aldatmaktır&lt;/i&gt;.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=";font-size:11;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="line-height: 115%; font-family: trebuchet ms;font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;|18| Dolayısıyla bir &lt;i style=""&gt;yalan&lt;/i&gt; değildi seni inandırdığım. Yaşanan, ikimizin de paylaştığı ortak bir &lt;i style=""&gt;aldanış&lt;/i&gt;-tı. Ne sen bana &lt;i style=""&gt;yalan söyledin&lt;/i&gt;, ne de ben sana. İkimiz de &lt;i style=""&gt;aldandık&lt;/i&gt; ve bu &lt;i style=""&gt;aldanışlarımızdan&lt;/i&gt; dolayı &lt;i style=""&gt;aldattık&lt;/i&gt; birbirimizi; ama &lt;i style=""&gt;yalan söylemedik&lt;/i&gt; birbirimize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-2019067166433253889?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/2019067166433253889/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=2019067166433253889&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/2019067166433253889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/2019067166433253889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/06/yalan-deil-aldan.html' title='Yalan değil; aldanış !..'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-622380210516970913</id><published>2007-06-24T02:19:00.000+03:00</published><updated>2007-06-24T02:30:18.475+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündüz düşleri'/><title type='text'>Kadın ve Ritsos ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rn2r5ME4t5I/AAAAAAAAAEg/24ulVj_pfug/s1600-h/Encircled+Enigma+Bill+Mack.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rn2r5ME4t5I/AAAAAAAAAEg/24ulVj_pfug/s320/Encircled+Enigma+Bill+Mack.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5079404953726400402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;... çoğu hüzünlü akşam gibi yağmurlu bir akşam … dahası, şubatın siyah soğuğu … küçük bir su birikintisi içinde birbiri ardı sıra intihar eden yağmur damlaları ve su birikintisini renklendiren yalnız bir trafik lambası … rengi kırmızı …lambanın kırmızısında kapanıp yeşilinde açılan gök mavisi gözleriyle pencereden dışarı bakan bir kadın … &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;... ne yeniden kırmızıya dönen trafik lambasını görüyor ne de su birikintisinde yitip giden damlaları … ince beyaz parmaklarıyla pencerenin pervazından destek almış, insanın evrendeki en güzel varlık olduğunu haykıran bir Yunan heykeli edasıyla duruyor pencerenin önünde … dış-dünyaya kayıtsız; ama katıksız iradenin simgesi yüzünde, ince uzun gölgeler bırakıyor pencere camı üzerinde kayan yağmur damlaları … dışarı bakan; ama tüm çıplaklığıyla içini gören gözleri Ritsos’u çağırıyor sanki …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;span style=""&gt;         &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;Göklere inanırdım eskiden,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;span style=""&gt;         &lt;/span&gt;Ama sen, denizlerin&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;span style=""&gt;         &lt;/span&gt;Derinliğini gösterdin bana,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;span style=""&gt;         &lt;/span&gt;Ölü kentleri,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;span style=""&gt;         &lt;/span&gt;Unutulmuş ormanları,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;span style=""&gt;         &lt;/span&gt;Boğulmuş gürültüleriyle.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;span style=""&gt;         &lt;/span&gt;Gök şimdi yaralı bir martı,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;Süzüldü denize.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;Sana kargaşalığın üzerindeki&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;Köprüyü kurmaya çalışan bu el &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;Kırıldı.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;... içinde yanan ateş … sevgisinin sürekli harladığı ve zaten hiç sönmeyecek olan … nefretinin yaktığı ateşi bir çırpıda söndüren iradesi yetersiz kalıyordu şimdi sevgisinin yaktığı ateşin karşısında … oysa ki uyarılmıştı :.. sevgi nefretten daha tehlikeli ve acımasızdı ... &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;... ne de olsa bilerek yakardı insan sevgi ateşini ve hiç düşünmezdi önünü alıp alamayacağını ... binlerce kelebeğin kanat çırpışıyla giderek harlanırdı ateş … bahar şarkıları eşlik ederdi çıtırtılara … o ateş ki iradenin kontrolü altında içini aydınlatırken insanın, gönüllü bir iradesizlik durumunda, hiç tereddüt göstermezdi bir cehenneme dönüşmekte … &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;... bir zamanlar sevgisinin ateşiyle ısınan o asude kadın, sevgisinin cehenneminde yanandı şimdi …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;Şiir :.. Yannis Ritsos; &lt;a href="http://www.edebiyatiklimi.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;amp;id=42&amp;Itemid=28"&gt;Kızkardeşimin Türküsü&lt;/a&gt;’nden ... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:11;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Resim :.. &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: trebuchet ms;" href="http://www.billmack.com/artwork.html"&gt;Bill Mack&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;; Encircled Enigma ...&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-622380210516970913?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/622380210516970913/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=622380210516970913&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/622380210516970913'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/622380210516970913'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/06/kadn-ve-ritsos.html' title='Kadın ve Ritsos ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rn2r5ME4t5I/AAAAAAAAAEg/24ulVj_pfug/s72-c/Encircled+Enigma+Bill+Mack.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-1006443460481228141</id><published>2007-06-24T02:09:00.000+03:00</published><updated>2007-06-24T02:13:19.621+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Filozofların ölüm nedenleri ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rn2of8E4t4I/AAAAAAAAAEY/9SiFMZ5MVW4/s1600-h/filozof+ve+%C3%B6l%C3%BCm.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rn2of8E4t4I/AAAAAAAAAEY/9SiFMZ5MVW4/s400/filozof+ve+%C3%B6l%C3%BCm.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5079401221399820162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Daha fazlası için :.. &lt;a href="http://people.pwf.cam.ac.uk/dhm11/DeathIndex.html"&gt;http://people.pwf.cam.ac.uk/dhm11/DeathIndex.html&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-1006443460481228141?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/1006443460481228141/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=1006443460481228141&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1006443460481228141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1006443460481228141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/06/filozoflarn-lm-nedenleri.html' title='Filozofların ölüm nedenleri ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rn2of8E4t4I/AAAAAAAAAEY/9SiFMZ5MVW4/s72-c/filozof+ve+%C3%B6l%C3%BCm.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3883642005971571147</id><published>2007-06-24T01:57:00.000+03:00</published><updated>2007-06-24T02:01:36.897+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Bilim vs İman (inanç) ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rn2ly8E4t3I/AAAAAAAAAEQ/1EoBR_JriRw/s1600-h/Bilim+vs+%C4%B0man+%28inan%C3%A7%29.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rn2ly8E4t3I/AAAAAAAAAEQ/1EoBR_JriRw/s400/Bilim+vs+%C4%B0man+%28inan%C3%A7%29.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5079398249282451314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Kaynak :.. &lt;a href="http://www.wellingtongrey.net/"&gt;http://www.wellingtongrey.net/&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3883642005971571147?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3883642005971571147/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3883642005971571147&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3883642005971571147'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3883642005971571147'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/06/bilim-vs-iman-inan.html' title='Bilim vs İman (inanç) ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rn2ly8E4t3I/AAAAAAAAAEQ/1EoBR_JriRw/s72-c/Bilim+vs+%C4%B0man+%28inan%C3%A7%29.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3423208657424206335</id><published>2007-06-24T01:48:00.000+03:00</published><updated>2007-06-24T01:56:12.862+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='E.M. Cioran'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntılar'/><title type='text'>E.M. Cioran; Doğmuş Olmanın Sakıncası - 1</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rn2kScE4t2I/AAAAAAAAAEI/-8F9HBOsAUA/s1600-h/E.M.+Cioran.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rn2kScE4t2I/AAAAAAAAAEI/-8F9HBOsAUA/s320/E.M.+Cioran.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5079396591425075042" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ Ölüme doğru değil bu koşu, doğum felaketinden kaçarız çırpınarak. Bu yıkımdan kurtulanlar, onu unutmayı deneyenlerdir sadece. Doğum anındaki endişenin geleceğe yansımasından başka bir şey değildir ölüm korkusu … Doğum tiksindirir bizi, bu kesin. Oysa en büyük iyiliğin doğmuş olmak, en kötüsünün hayatın başında değil; sonunda olduğunu ezberlettiler bize. Kötülük, gerçek kötülük, yine de arkamızdadır, önümüzde değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ Ne kadar yıkıcı olsa da her gerçeğe dayanılır, yeter ki her şeyin yerini tutsun, yerini aldığı umut kadar yaşamsallığa sahip olsun.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ Hiçbir şey yapmıyorum, kabul. Ama saatlerin geçtiğini görüyorum – bu, onları harcamaya çalışmaktan iyidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ İnsanlığın gerilemede hangi noktada olduğunu; doğumun üzüntü ve gözyaşlarıyla karşılanmadığı tek bir kabile, tek bir topluluk bulma olanaksızlığından daha iyi kanıtlayan bir şey yoktur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ Kalıtıma başkaldırmak, milyarlarca yıla, ilk hücreye başkaldırmak demektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ Tüm cinayetleri işlemiş olmak, baba olma cinayeti dışında.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ Hayatta olmak – Ansızın bu deyimin garipliği ile şaşkına döndüm. Sanki hiç kimseyi ilgilendirmiyormuş gibi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ Mümkün olanın yakasını asla bırakmamak, geçici sonsuzlukta yan gelip yatmamak ve doğmuş olduğunu asla unutmamak gerek.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ Çünkü her kaygı, boşa çıkmış bir metafizik deneyimden başka bir şey değildir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ Cennet dayanılır gibi değildi; yoksa ilk insan kendini ona alıştırmış olurdu. Bu dünya da ondan aşağı kalmaz; çünkü burada cenneti özlüyoruz ya da ondan başka bir şey umuyoruz. Ne yapmalı peki, nereye gitmeli? Hiçbir şey yapmayalım, hiçbir yere gitmeyelim. Hepsi bu kadar basit. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ Kimileri mutlu, kimileri kaygılı günler yaşıyor. Hangileri en acınacak durumda?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ Bir uykusuzun, her gün çarmıha gerilmesinin yanında, İsa’nın bir kerecik çarmıha gerilmesi nedir ki?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ Doğmuş olmaktan dolayı kendimi bağışlamıyorum. Sanki dünyaya gelerek bir gizeme saygısızlık etmiş, adı olmayan önemli bir hata etmiştim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ Çünkü, başarı, bizde ve her şeyde özel olarak bulunan şeyden bizi uzaklaştırdığı halde, her zaman özsel olan başarısızlık bizi bize açımlar, Tanrı’nın bizi gördüğü gibi, bize bizi görme fırsatını verir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ Zamanın henüz varolmadığı bir zaman oldu … Doğumun reddi, zamandan önceki bu zamanın özleminden başka nedir ki?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;+ İki çeşit ruh vardır: gündüz ve gece görünen. Yöntemi de, töresi de farklıdır bunların. Gün ortası saklanılır, her şey karanlıkta söylenir. Başka insanların uykuya gömüldüğü saatlerde insanın kendine sorduğu şey için düşündüklerinin iyi ya da kötü sonuçları pek önemli değildir. Bunun için, kendisine ya da başkalarına yapabileceği kötülüğü düşünmeksizin doğmuş olma talihsizliğini kurcalar durur. Ve gece yarısından sonra başlar tehlikeli gerçeklerin baş döndürücü sarhoşluğu!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3423208657424206335?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3423208657424206335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3423208657424206335&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3423208657424206335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3423208657424206335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/06/em-cioran-domu-olmann-sakncas-1.html' title='E.M. Cioran; Doğmuş Olmanın Sakıncası - 1'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/Rn2kScE4t2I/AAAAAAAAAEI/-8F9HBOsAUA/s72-c/E.M.+Cioran.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-6463283200466101575</id><published>2007-05-21T02:43:00.000+03:00</published><updated>2007-05-21T02:46:59.280+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiirin şarkısı'/><title type='text'>Cummings; Soneler-Gerçekdışılıklar XI</title><content type='html'>&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;a name="notalwaysso"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;a name="notalwaysso"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;bu hep böyle olmayabilir;ve derim ki ben&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;dudakların ki,sevdim,değecekse elinkilerine&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;ve sevgili güçlü parmakların kavrarsa&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;onun kalbini,benimki gibi bir süre önce;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;ipek saçların dökülüverirse onun yüzüne&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;bildiğim bir sessizlik içre,ya da böyle&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;acıyla kıvranan büyük sözler,durmadan söylenip&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;umarsız kıstırılmış kalırsa ruhun önünde;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;olacaksa bu,derim ben olacaksa bu-&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;sen kalbimdeki,bir söz gönder bana;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;ki gideyim ona,tutayım da ellerini&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;diyeyim,Kabul et tüm mutluluğumu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;Sonra çeviririm yüzümü ve duyarım bir kuşun&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;şarkısını pek de uzak yitik ülkelerden.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;Laleler &amp; Bacalar, Bacalar, Soneler-Gerçekdışılıklar XI&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Tulips &amp; Chimneys, Chimneys, Sonnets-Unrealities XI&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;it may not always be so;and i say&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;that if your lips,which i have loved,should touch&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;another's,and your dear strong fingers clutch&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;his heart,as mine in time not far away;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;if on another's face your sweet hair lay&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;in such a silence as i know,or such&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;great writhing words as,uttering overmuch,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;stand helplessly before the spirit at bay;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;if this should be,i say if this should be-&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;you of my heart,send me a little word;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;that i may go unto him,and take his hands,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;saying,Accept all happiness from me.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Then shall i turn my face,and hear one bird&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;sing terribly afar in the lost lands.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-6463283200466101575?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/6463283200466101575/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=6463283200466101575&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6463283200466101575'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6463283200466101575'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/05/cummings-soneler-gerekdlklar-xi_21.html' title='Cummings; Soneler-Gerçekdışılıklar XI'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-9021107583428758014</id><published>2007-05-18T18:39:00.000+03:00</published><updated>2007-05-18T18:43:34.708+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Bir aporia olarak insanın kendisi ...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;... &lt;i style=""&gt;zal&lt;/i&gt; yazılarından parçalar ... &lt;i style=""&gt;o yazıları yazdıran için&lt;/i&gt; ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;... “kendi(si)yle çatışmak” ... nasıl anlamalıyım bu ifadeyi ?.. zihnimde ilk beliren anlamıyla çatışmak, – her ne denli olumsuz bir tınıya sahip olsa da – insanın kendisiyle birlikte yaptığı önemli bir eylemmiş gibi geliyor bana ... özellikle de “ilerleme(k)” söz konusuysa; yeterli olmasa da gerekli olduğunu düşünüyorum çatışmanın ... kendisiyle çatışmayan bir insan için kendisi, bir “sorun” değildir artık ... “sorun” ... iyi; ama hangi “anlamda” ?.. [anlam, herşeydi ... Oruç Aruoba, İle, s.15] ... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;... olası anlam 1:.. araştırılıp öğrenilmesi veya düşünülüp çözümlenmesi ve bir sonuca bağlanması gereken durum ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;... olası anlam 2:.. sıkıntı veren durum ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;!.. birinci durumun da sıkıntı verebilecek bir doğaya sahip olabilme olasılığı göz önünde bulundurularak 1.anlam, 2.anlama indirgenebilir; ama bu bağlamı göz önüne almayacağım ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;... &lt;i style=""&gt;yukarıdaki “sorun” sözcüğünü, 2. değil; ama 1. anlamda kullanıyorum&lt;/i&gt; ... bunu vurgulamak istiyorum; çünkü “&lt;i style=""&gt;kendisiyle çatışmayan bir insan için kendisi, bir sorun değildir artık&lt;/i&gt;” ifadesindeki “sorun” sözcüğüne farklı anlamlar yüklediğimizde ifadenin de anlamı değişiyor ... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;... “sorun” sözcüğünü, &lt;i style=""&gt;1.anlamda&lt;/i&gt; kullanarak diyorum ki ... kendisiyle çatışmayan bir insan için kendisi, bir “sorun” değildir artık ... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;... ama biri, “sorun” sözcüğünü, 2.anlamıyla kullanarak şöyle diyebilir(di) :.. kendisiyle çatışan bir insan için kendisi bir sorun-dur ve bu, o insanın sorun-lu olduğuna bir kanıttır ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;... işte bu olası karmaşanın önüne geçmek için anlamlar arasındaki ayrımın altını çizmek istedim ... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;... Aristoteles, Metafizik’te, “varlık olarak varlık nedir?” sorusunun yanıtını araştırırken, insanı bu yanıtı aramaya iten güdü kaynağı olarak, harikulade bir kavram ortaya koyar :.. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;aporia&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt; ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;... aporia, karşılarında şaşkınlığa düştüğümüz, kafamızın karıştığı, onları anlamaya çalıştığımız “problem”leri ifade eder ... işte evren, böyle “aporia”la doludur ve “varlık olarak varlık” onların en başında gelir ... insanın aporia-lar karşısında düştüğü durum (aporiai), onu sorular sormaya ve yanıtlar bulmaya iter ... ve şimdi – bana göre – bir insan için en temel bir aporia olarak &lt;i style=""&gt;onun (insanın) kendisi&lt;/i&gt; de alınabilir ... &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;... “sorun” sözcüğünü birinci anlamıyla ele alıp, oradan problem kavramına, oradan da aporia-ya geçince, insanın, kendisini bir sorun olarak ele almasını ve kendisiyle çatışmasını neden önemsediğimi anlatabilirim sanırım ... gerek kendi içimizde, gerekse kendi dışımızda ilerlemenin yolu, kendi-içimizde-ikiye-bölünerek, diğer parçamızı bir aporia olarak ele almamızdan, onun karşısında düştüğümüz şaşkınlığı sorularla yenmeye çalışarak bir şeyleri anlamlandırmamızdan geçiyor sanki ... bu yolda, insanın diğer parçasıyla – yani – kendisiyle olan “çatışma”sını ise &lt;i style=""&gt;Herakletiosçu bir anlamda&lt;/i&gt; anlamak istiyorum :.. “çatışma”nın, her ne varsa, onun için özsel bir nitelik olduğunu düşünüyordu Herakleitos ... özsel, yani, olmazsa olmaz; o şeye anlamını veren bir nitelik olarak – insan ve kendisi bağlamında - çatışma ... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-9021107583428758014?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/9021107583428758014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=9021107583428758014&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/9021107583428758014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/9021107583428758014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/05/bir-aporia-olarak-insann-kendisi_18.html' title='Bir aporia olarak insanın kendisi ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-1929552146442272834</id><published>2007-05-18T18:19:00.000+03:00</published><updated>2007-05-18T18:24:12.097+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Olmuş(,) olmayabilir miydi ?..</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;... &lt;i style=""&gt;zal&lt;/i&gt; yazılarından parçalar ... &lt;i style=""&gt;o yazıları yazdıran için&lt;/i&gt; ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;“… ne de olsa “anlam” her şeydi: Evren’de ve evren içre evrenlerde, kurumuş bir yaprağın dalından düşüşünden, bir yıldızın ölümüne kadar gerçekleşen hiçbir olay “öylesine” gerçekleşmiyor, her şey bir “anlam” kapsamında ve belirli bir “yasa”ya göre varola geliyordu …” diye yazmışım, 2005 Nisan’ında ... ve bugün ... ne değişti ?.. hiçbir yaşamda ve her yaşamın hiçbir aşamasında &lt;i style=""&gt;raslantılara&lt;/i&gt; inanmam ben ... rastlantı gibi görünen şeylerin – yalnızca – öyle &lt;i style=""&gt;göründüklerini &lt;/i&gt;ve bunun da &lt;i style=""&gt;görünüşlerin aldatıcı doğasının&lt;/i&gt; bir örneği olduğunu; &lt;i style=""&gt;gerçeğin&lt;/i&gt; ise &lt;i style=""&gt;göründüğü gibi olmadığını&lt;/i&gt; düşünürüm ... sırf olayların, “neden öyle” ve “oldukları gibi olduğunu” anlayamadığımız; sonsuz olaylar arasındaki – yine – sonsuz sayıdaki bağlantıları kuramadığımız için, olaylara &lt;i style=""&gt;rastlantı-dır&lt;/i&gt; deyip geçtiğimizi ... felsefe ve inanç ... “&lt;i style=""&gt;görünenden güçlüdür görünmeyen bağlantı&lt;/i&gt;” demişti Herakleitos ... ve bizler, görünen bağlantılarla yetinmemizden ve bu – yalnızca görünen – bağlantıların, yaşanan hiçbir şeyin – aslında – rastlantı olmadığını bizlere kavratacak denli &lt;i style=""&gt;güçlü&lt;/i&gt; olmamasından; ve yine bizlerin de görünmeyen bağlantıları görme &lt;i style=""&gt;olanaksızlığımızdan&lt;/i&gt; dolayıdır ki &lt;i style=""&gt;olan/olmuş&lt;/i&gt; bir şeyin – aslında – &lt;i style=""&gt;olmayabilir&lt;/i&gt; de olduğunu veya olabileceğini düşünürüz ... burada sorun, bir şeyin &lt;i style=""&gt;olma ya da olmama olasılığı&lt;/i&gt; üzerine düşünmek değil; ama zaten &lt;i style=""&gt;olmuş&lt;/i&gt; bir şeyin – aslında – &lt;i style=""&gt;olmayabilir de olabileceğini&lt;/i&gt; düşünmektir ... bir şey &lt;i style=""&gt;olmuş-sa&lt;/i&gt;, o – hiçbir zaman – &lt;i style=""&gt;olmayabilir olmamıştır&lt;/i&gt; aslında ... &lt;i style=""&gt;olmuş-sa – mutlaka; ama mutlaka – olacağı için olmuştur&lt;/i&gt; ... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 115%; font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-1929552146442272834?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/1929552146442272834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=1929552146442272834&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1929552146442272834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1929552146442272834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/05/olmu-olmayabilir-miydi.html' title='Olmuş(,) olmayabilir miydi ?..'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-5288909176793056341</id><published>2007-05-18T00:53:00.003+03:00</published><updated>2009-03-18T23:54:44.752+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Thales üzerine; Aristoteles ve Diogenes Laertios</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RkzPCxb5pcI/AAAAAAAAAEA/um9tYPRgEA4/s1600-h/thales.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RkzPCxb5pcI/AAAAAAAAAEA/um9tYPRgEA4/s320/thales.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5065651327422014914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Bu çalışmada, Thales üzerine, Aristoteles’in Metafizik’te; Diogenes Laertios’un da Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri’nde yaptığı yorumlar incelenmiştir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Doksograf&lt;sup&gt;(1)&lt;/sup&gt; Diogenes Laertios (M.S. 3.yy), &lt;i style=""&gt;Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri&lt;/i&gt;&lt;sup&gt;(2)&lt;/sup&gt; adlı eserinin I. Kitap-Giriş bölümünde, &lt;i&gt;felsefe (philosophia) &lt;/i&gt;sözcüğünü bulan ve kendini &lt;i&gt;filozof (philosophos)&lt;/i&gt; olarak çağıran ilk kişinin &lt;i&gt;Pythagoras &lt;/i&gt;(M.Ö. 580-500 dolaylarında) olduğunu söyler. Pythagoras'ın &lt;i&gt;felsefe (philosophia) &lt;/i&gt;adıyla çağırdığı etkinlik – aslında – Pythagoras'tan önce de bir ada sahiptir; ne ki bu ad &lt;i&gt;bilgelik&lt;/i&gt;tir &lt;i&gt;(sophia)&lt;/i&gt;; ama Pythagoras, hem Tanrı dışında hiç kimsenin kendilerini &lt;i&gt;bilge (sophoi)&lt;/i&gt; olarak çağırmaması gerektiğini düşündüğünden; hem de kendisini, &lt;i&gt;bilge (sophoi)&lt;/i&gt; adıyla çağrılan diğer kişilerden ayırmak ve kendisinin &lt;i&gt;bilge (sophoi) &lt;/i&gt;değil; ama &lt;i&gt;bilgeliği arayan kişi (philosophos) &lt;/i&gt;olduğunu belirtmek istediğinden&lt;sup&gt;(3)&lt;/sup&gt; böyle bir ad öne sürmüştür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Diğer taraftan, &lt;i&gt;bilgelik (sophia)&lt;/i&gt; ve &lt;i&gt;bilgelik-sevgisi/arayışı/arzusu arasında&lt;/i&gt; &lt;i&gt;(philosophia)&lt;/i&gt; benzer bir ayrıma, Pythagoras'tan yaklaşık iki yüz yıl sonra &lt;i&gt;Aristoteles&lt;/i&gt; (M.Ö. 384-322) de gidecektir&lt;sup&gt;(4)&lt;/sup&gt;: Aristoteles'e göre – Metafizik, I. Kitap&lt;sup&gt;(5)&lt;/sup&gt; – &lt;i&gt;bilgelik (sophia)&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;bilgi&lt;/i&gt;nin &lt;i&gt;(episteme) &lt;/i&gt;en üstün biçimi; ulaşılabilecek en son bilişsel düzeydir. Duyulara dayanmaları bakımından, onlardan en uzakta olan bir bilgi türü olarak &lt;i&gt;bilgeliğe (sophia) &lt;/i&gt;ulaşmak, insan için, çok; ama çok zordur. Dolayısıyla insanın deneyimleyebileceği, mutlak olarak &lt;i&gt;bilgelik (sophia) &lt;/i&gt;değil; ama &lt;i&gt;bilgelik-sevgisi/arayışı/arzusudur (philosophia)&lt;/i&gt;, yani, felsefe. Bu &lt;i&gt;bilgelik-arayışı &lt;/i&gt;yolunda insan için önemli olan, sonuçlar ve pratik amaçlardan çok; &lt;i&gt;bilginin (episteme)&lt;/i&gt; veya onun en üst düzeyi olan &lt;i&gt;bilgeliğin (sophia)&lt;/i&gt; kendisidir. Bu bağlamda &lt;i&gt;felsefeyle (philosophia)&lt;/i&gt; işaret edilmek istenen, şeylerin-bilgisinden çok; o şeylerin &lt;i&gt;nedenlerinin (aitiai)&lt;/i&gt; ya da o şeylerin &lt;i&gt;neden öyle olduklarının açıklamalarının&lt;/i&gt; bilgisidir.&lt;sup&gt;(6)&lt;/sup&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Konusu &lt;i&gt;Thales&lt;/i&gt; olan bir yazıda, Thales'in kendisinden söz etmeden önce, ondan sonra yaşamış iki düşünürden söz edilmesi, Thales'in &lt;i&gt;ilk-filozof&lt;/i&gt; olarak adlandırılmasında, Pythagoras'ın &lt;i&gt;“felsefe” sözcüğünü bularak&lt;/i&gt;, Aristoteles'in de &lt;i&gt;“felsefe” sözcüğünün anlam içeriğini belirleyerek&lt;/i&gt; büyük pay sahibi olmalarından kaynaklanıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Her ne denli başka bir çalışmanın konusu olsa da, yine yukarıdaki bilgilerden – ki daha da genişletilebilmeleri olanaklıdır – yola çıkılarak, &lt;i&gt;“Thales ilk-filozof mudur? Eğer öyleyse, neden ilk-filozoftur?”&lt;/i&gt; ya da &lt;i&gt;“Felsefe, M.Ö. 6. yüzyılda, Yunan uygarlığının sınırları içinde mi başlamıştır? Eğer öyleyse, onlardan önceki veya onlarla eş-zamanlı Babil, Mısır gibi uygarlıkların düşünsel etkinlikleri için “felsefe” adını kullanamaz mıyız?”, “Yunan felsefesi, felsefe adını verdiği etkinliği başka uygarlıklara – &lt;/i&gt;muhtemelen&lt;i&gt; – daha doğusunda kalan uygarlıklara mı borçludur?”&lt;/i&gt; gibi sorulara da yanıt verilebilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Şimdilik, bu gibi sorulara verilebilecek en &lt;i&gt;insaflı&lt;/i&gt; yanıtla, Diogenes Laertios'un yanıtıyla yetinilebilinir sanırım: Her ne denli Diogenes, Thales'i filozofların &lt;i&gt;(philosophos)&lt;/i&gt; değil; ama bilgelerin &lt;i&gt;(sophoi)&lt;/i&gt; arasına yerleştiriyor (Pythagoras ayrımı) ve &lt;i&gt;ilk-felsefecinin&lt;/i&gt; Thales'in öğrencisi &lt;i&gt;Anaksimandros&lt;/i&gt; olduğunu öne sürüyor olsa da&lt;sup&gt;(7)&lt;/sup&gt;, felsefenin kökeni konusunda şunları söyler: “&lt;i&gt;Bazıları felsefe araştırmalarının barbarlarda başladığını söylerler.&lt;/i&gt; [...] &lt;i&gt;Ama bunlar, Yunanlıların başarılarını barbarlara mal ettiklerinin farkında değiller; oysa yalnız felsefe değil, aynı zamanda insan soyu da onlarla (Yunanlılar) başlamıştır. &lt;/i&gt;[...]&lt;i&gt; Böylece felsefe Yunanlılarda başlamıştır, zaten felsefe adının da barbar bir sözcükle ilişkisi yoktur.&lt;/i&gt;”&lt;sup&gt;(8)&lt;/sup&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Thales'in, ardında yazılı bir çalışma bırakıp bırakmadığının tartışmalı bir konu olması bir yana&lt;sup&gt;(9)&lt;/sup&gt;, Thales'in felsefesine ilişkin ikincil antik kaynaklar da fazla değildir.&lt;sup&gt;(10)&lt;/sup&gt; Bu kaynaklardan en erken döneme ait ve Thales'in felsefesi açısından en kapsamlı olanı ise Aristoteles'in Thales'e ilişkin yazdıklarıdır.&lt;sup&gt;(11)&lt;/sup&gt; Nitekim, daha sonraki dönemlerde, Thales üzerine yazan yorumcular da kaynak olarak Aristoteles’i (ve öğrencisi Theophrastus’u) almışlardır.&lt;sup&gt;(12) &lt;/sup&gt;En kapsamlısı Metafizik’te&lt;sup&gt;(13)&lt;/sup&gt; olmak üzere Aristoteles, beş eserinde&lt;sup&gt;(14)&lt;/sup&gt;, yedi kez Thales’den söz eder.&lt;sup&gt;(15)&lt;/sup&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aristoteles, Metafizik – I. Kitap – 3. bölümde&lt;sup&gt;(16)&lt;/sup&gt;, yukarıda sözü edilen felsefe tanımı bağlamında – yani, &lt;i&gt;varlık olarak tüm varlığın (panta) ilk nedenlerinin (protai aitiai) ve ilk ilkelerinin (protai archai) araştırılması ve öne sürülmesi bağlamında&lt;/i&gt; – Thales'in, bu türde bir &lt;i&gt;felsefeyi&lt;/i&gt; ortaya koyan &lt;i&gt;ilk kişi&lt;/i&gt; olduğunu öne sürmüştür. Thales'e göre &lt;i&gt;ilk-ilke&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;su&lt;/i&gt;ydu.&lt;sup&gt;(17)&lt;/sup&gt; Thales'in bu sonuca nasıl vardığı süreci üzerineyse şöyle bir yorumda bulunur Aristoteles: “&lt;i&gt;Bütün varlıkların sudan can bulup, suyla beslenmelerini; ılıklığın kendisinin sudan kaynaklanmasını ve bütün varlıkların suyla yaşadıklarını görerek böyle bir varsayımda bulunmuş olabilir&lt;/i&gt;.”&lt;sup&gt;(18)&lt;/sup&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu noktada, &lt;i&gt;Aristoteles'in Thales'ini&lt;/i&gt; anlamakta bize yardımcı olacağı düşünülen küçük bir hatırlatma yapılabilir sanırım. Genelde Aristoteles, bir konuya ilişkin sorgulama sürecine girmeden ve kendi görüşlerini ortaya koymadan önce, kendisinden öncekilerin o konu üzerine söylediklerini inceleme yoluna gider. Mercek altına alınacak sorunun, böylesine bir &lt;i&gt;tarihsel çözümlemesi&lt;/i&gt;, o soruna ilişkin daha önce söylenmiş ve doğru olması muhtemel bir şeyin gözden kaçırılmasının önüne geçeceği gibi; önceki düşünürlerin, hangi noktalarda anlaşmazlığa düştüklerini de ortaya koyması bakımından, sorunun – aslında – nereden ve niçin kaynaklandığını da görünür kılacaktır. İşte bu &lt;i&gt;tarihsel çözümleme&lt;/i&gt; ve Aristoteles'in Thales'e ilişkin söyledikleri bağlamında asıl göz önünde tutulması gerekense, böyle bir çözümlemede, Aristoteles'in, kendinden öncekilerin doğru ve tam bilgilerini veren bir &lt;i&gt;tarihçi&lt;/i&gt; olarak değil; ama kendinden öncekilerinin bilgilerini, kendi felsefesi ve dili ışığında değerlendiren ve o bilgilerden, konutlamak istediği felsefeye birer basamak olarak yararlanan bir &lt;i&gt;filozof&lt;/i&gt; olarak hareket ettiğidir.&lt;sup&gt;(19)&lt;/sup&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yeniden Thales'e, dolayısıyla Aristoteles'e dönecek olursak, onun yukarıdaki yorumundan yola çıkılarak, Thales'in &lt;i&gt;gözlem yoluyla&lt;/i&gt;, tüm varlığın en temel ilkesi olarak-su sonuca vardığı düşünülebilir; ne ki bu düşünce de, doğayı açıklamada doğa-dışı hiçbir yetkeye dayanmadan – örneğin mitoloji –, yine doğanın kendisinden yola çıkan bir usun etkinliği olarak-felsefe tanımıyla birleştirildiğinde, Thales'in neden Aristoteles tarafından ilk-filozof olarak görüldüğünün olası bir açıklaması olarak kullanılabilir. Yeri gelmişken şunu da eklemekte yarar var: Aristoteles, Thales'e ilişkin yorumun hemen ardından, Thales'ten önceki dönemlere uzanarak, felsefeden çok mitolojinin tarihine giren dönemlerde &lt;i&gt;su&lt;/i&gt;ya atfedilenleri de serimler.&lt;sup&gt;(20)&lt;/sup&gt; Bu serimlemenin sonunda ise Thales'in neden ilk-filozof olarak adlandırıldığına bir delil olarak kullanabileceğimiz, Thales'in, &lt;i style=""&gt;ilk-ilke olarak-suyu&lt;/i&gt; önermesinde, kendisinden öncekilere ne denli yaslanıp yaslanmadığı konusunda şöyle bir yorumda bulunur: “&lt;i&gt;Bu düşüncenin&lt;/i&gt; [suyun her şeyin kaynağı olması] &lt;i&gt;aslında eskiye ait&lt;/i&gt; [ancient] &lt;i&gt;ve ilksel&lt;/i&gt; [primitive] &lt;i&gt;olup olmadığı kesin olmayabilir; ama yine de ilk-ilkeye ilişkin bu düşüncenin Thales'e ait olduğu söylenir.&lt;/i&gt;”&lt;sup&gt;(21)&lt;/sup&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Thales'in &lt;i&gt;ilk-ilkeye&lt;/i&gt; ilişkin düşüncesini böylece serimledikten sonra Aristoteles, kendi felsefesi ışığında, eleştirmeye yönelir Thales'i. Aristoteles, şeylerin &lt;i&gt;neden öyle, oldukları gibi olduklarına&lt;/i&gt; ilişkin olarak &lt;i&gt;dört-neden&lt;/i&gt; veya &lt;i&gt;dört-açıklama (aitiai)&lt;/i&gt; öğretisini öne sürer. Bunlar &lt;i&gt;özdeksel, biçimsel, etkin ve ereksel nedenlerdir.&lt;/i&gt; İşte bu dört-neden bağlamında Thales, yalnızca, özdeksel nedeni imlediğinden – Aristoteles'e göre – &lt;i&gt;şeylerin değişimini&lt;/i&gt; açıklamada başarılı olamamıştır; çünkü bunun için etkin nedenlerin de belirlenmesi gerekmektedir.&lt;sup&gt;(22)&lt;/sup&gt; Aristoteles'in &lt;i&gt;Sokrates-öncesi filozoflara&lt;/i&gt; ilişkin yaptığı yorum ve eleştirilerin felsefe tarihi açısından büyük bir öneme sahip oldukları gerçeğinin – bir kez daha – altını çizip, bu yorum ve eleştirilere bir başka çalışmada değinmek üzere, Diogenes Laertios'un Thales ile ilgili yazdıklarına geçelim. Diogenes ile başladığımız gibi – yine – Diogenes'le noktalayalım çalışmamızı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;“&lt;i style=""&gt;Bazılarına göre, ki aralarında ozan Khoirilos da vardır, ruhun ölümsüz olduğunu söyleyen ilk kişi o olmuş. [...] Ayın son gününe “otuzuncu gün” adını ilk o vermiştir. Kimilerine göre de, doğa üzerine konuşan ilk kişi o olmuş. [...] Pamphile onun Mısırlılardan geometriyi öğrenip çember içine bir dik üçgen çizen ilk kişi olduğunu ve bir sığır kurban ettiğini söyler. [...] Neden çocuk sahibi olmadığını soranlara, “Çocukları çok sevdiğim için” diye yanıt veriyormuş. Annesi onu evlenmeye zorladığında, “Daha zamanı değil” demiş. Sonra yaşı ilerleyip annesi gene sıkıştırınca, “Artık zamanı değil” demiş. [...] Hermippos Yaşamlar adlı eserinde, kimilerinin Sokrates hakkında söyledikleri şeyi ona yakıştırır. Nitekim, dediklerine göre, üç nedenden ötürü Talih'e minnet borçluymuş: “Birincisi, hayvan değil insan olduğum için; ikincisi, kadın değil erkek olduğum için; üçüncüsü de barbar değil Yunanlı olduğum için.” [...] Ayrıca ondan şu özdeyişler aktarılır: Varlıkların en eskisi tanrıdır: çünkü oluşmamıştır. En güzel şey evrendir: tanrının eseridir. En büyük şey yerdir: çünkü her şeyi içine alır. En hızlı şey akıldır: çünkü her yerde dolaşır. En güçlü şey zorunluluktur: çünkü her şeyi alt eder. En bilge şey zamandır: çünkü her şeyi ortaya çıkarır. [...] Neyin zor olduğunu sorana: “Kendini tanımak”; neyin kolay olduğunu sorana: “Başkasına akıl vermek”; neyin en tatlı olduğunu sorana: “Kavuşmak”; tanrının ne olduğunu sorana: “Başı sonu olmayan şey”; gördüğü en acayip şeyin ne olduğunu sorana: “Yaşlı bir tiran”; insanın talihsizliğe en kolay nasıl katlanacağını sorana: “Düşmanlarını daha kötü durumda gördüğü takdirde”; en iyi ve en doğru nasıl yaşayacağımızı sorana: “Başkalarında kınadığımız şeyi kendimiz yapmadığımız takdirde”; “Kim mutludur?” - “Bedence sağlıklı, ruhça becerikli, yaratılışça eğitimli olan” dedi. [...] Bilge Thales yaşlılığında bir jimnastik yarışması izlerken, sıcağın ve susuzluğun etkisiyle düşüp öldü. Mezar taşında şunlar yazılıdır: “Bilgeler bilgesi Thales'in mezarı bu: kendisi küçük; ama şanı göklere çıkıyor.” [...] “Kendini tanı” sözü onundur&lt;/i&gt;.”&lt;sup&gt;(23)&lt;/sup&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Thales'in felsefe tarihindeki önemi – yine Aristotelesçi bağlamda – &lt;i&gt;her şeyin ondan oluştuğu, ondan geldiği ve yine ona dönüşeceği, kendisinden oluşan şeyler değişse de kendisi değişmeden kalan, var olan her şeyin altında yatan temel ilke olarak su&lt;/i&gt;yu önermesinden çok; böyle niteliklere sahip bir &lt;i&gt;ilk-ilke&lt;/i&gt; önermesinden ileri gelir. Nitekim daha sonraları, Thales'in &lt;i&gt;su&lt;/i&gt;yu; Anaksimandros'un &lt;i&gt;apeiron&lt;/i&gt;una, Anaksimenes'in &lt;i&gt;hava&lt;/i&gt;sına, Pythagoras'ın &lt;i&gt;sayı&lt;/i&gt;larına, Herakleitos'un &lt;i&gt;ateş&lt;/i&gt;ine, Parmenides'in &lt;i&gt;bir&lt;/i&gt;ine, Empedocles'in &lt;i&gt;dört-öğe&lt;/i&gt;sine, Anaksagoras'ın &lt;i&gt;nous&lt;/i&gt;una, Demokritos ve Leukippos'un &lt;i&gt;atomlar&lt;/i&gt;ına dönüşecektir. Thales'in, insanlık tarihine kazandırdığı bu – yaklaşık – 150 yıllık ivme, Sofist akımla azaltılacak olsa da, Platon ve özellikle de öğrencisi Aristoteles, yeniden arttıracaklardır ivmeyi. Sonuç olarak Thales'in yaktığı ateşle yolunu aydınlatan insanlık, ne yaratılması ne de yok edilmesi olanaklı olan, başka biçimlere dönüşebilen; ama niceliği hep sabit kalan, var olan her şeyin kendisine indirgenebileceği, temel bir &lt;i&gt;ilk-ilke&lt;/i&gt; olarak &lt;i&gt;enerji&lt;/i&gt; düşüncesine kadar ulaşacaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dipnotlar&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(1) Doxograph. Eskiçağ döneminde yaşamış düşünürlerin görüşlerini, yaşamlarını derleyen kişilere verilen ad (Herman Diels). Bknz. D. Laertios, Ünlü filozofların yaşamları ve öğretileri, s. 9 - 12&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(2) Laertios, D. Ünlü filozofların yaşamları ve öğretileri. Çev. Candan Şentuna. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık. (2004) - İngilizce elektronik metni için http://www.classicpersuasion.org/pw/diogenes/&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(3) D. Laertios, The lives and opinions of eminent philosophers, book I - Introduction VIII - http://www.classicpersuasion.org/pw/diogenes/&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(4) V. Politis, Aristotle and the Metaphysics, s. 24&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(5) Kitap I (alfa), bölüm 2, 982 a23 - 982 a25 arası&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(6) V. Politis, Aristotle and the Metaphysics, s. 4&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(7) D. Laertios, Ünlü filozofların yaşamları ve öğretileri, s. 17&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(8) D. Laertios, Ünlü filozofların yaşamları ve öğretileri, s. 13-14&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(9) P.F. O'Grady, Thales of Miletus, s. 8 - Daha fazla bilgi için bknz. P.F. O'Grady, Thales of Miletus, s. 8-15&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(10) P.F. O'Grady, Thales of Miletus, s. xvii - Daha fazla bilgi için bknz. P.F. O'Grady, Thales of Miletus, s. xvii-xxi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(11) P.F. O'Grady, Thales of Miletus, s. xvii&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(12) P.F. O'Grady, Thales of Miletus, s. 29&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(13) Kitap I (alfa), bölüm 3 - "Metafizik"ten yapılan çeviri ve alıntılarda, H. Tredennick ve H. Lawson çevirilerinden yararlanıldı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(14) Metafizik, Gökyüzü Üzerine, Ruh Üzerine, Nikomakhos'a Etik ve Politik&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(15) P.F. O'Grady, Thales of Miletus, s. xvii - Daha fazla bilgi için bknz. P.F. O'Grady, Thales of Miletus, s. xvii-xix&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(16) Kitap I (alfa), bölüm 3, 983 b6 - 984 a4 arası&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(17) Kitap I (alfa), bölüm 3, 983 b20&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(18) Kitap I (alfa), bölüm 3, 983 b22 - 983 b25 arası&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(19) J.L. Ackrill, Aristotle the philosopher, s. 10&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(20) Kitap I (alfa), bölüm 3, 983 b29 - 983 b34 arası &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(21) Kitap I (alfa), bölüm 3, 983 b35 - 984 a1-2 arası&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(22) Kitap I (alfa), bölüm 3, 984 a19&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(23) D. Laertios, Ünlü filozofların yaşamları ve öğretileri, s. 20-27&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kaynaklar&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(1) Laertios, D. Ünlü filozofların yaşamları ve öğretileri. Çev. Candan Şentuna. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık. (2004)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(2) Politis, V. (2004). Aristotle and the Metaphysics. Routledge Philosophy Guidebooks: London&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(3) O'Grady, P.F. (2002). Thales of Miletus: The beginnings of western science and philosophy. Western Philosophy Serises&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(4) The Metaphysics, translated by Lawson, H. Penguin classics: 2004&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(5) The Metaphysics, translated by Tredennick, H. Loed classical Library: 2003&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;6) Ackrill, J.L. (1981). Aristotle the philosopher. Clarendon Press: Oxford&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-5288909176793056341?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/5288909176793056341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=5288909176793056341&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/5288909176793056341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/5288909176793056341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/05/thales-zerine-aristoteles-ve-diogenes.html' title='Thales üzerine; Aristoteles ve Diogenes Laertios'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RkzPCxb5pcI/AAAAAAAAAEA/um9tYPRgEA4/s72-c/thales.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3656040223965783274</id><published>2007-05-18T00:47:00.000+03:00</published><updated>2007-05-18T00:49:37.495+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>“Gnomon”u izlemek ...</title><content type='html'>&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Özet &amp; Uyarı ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Bu yazının kaleme alınma amacı – aslında – gnomonun gölgesindeki günlük ve yıllık değişimlerin ne anlamlara geldiğini ve bu değişimlerin Güneş ile olan ilgisini açıklamaktı (Dolayısıyla konunun teknik boyutuyla ilgilenenler, Ф1. ve Ф2. bölümleri atlayıp, Ф3. bölümden – gnomonun teknik analizi - başlayabilirler). Ancak yazar, daha farklı bir noktadan, Güneşin göksel küredeki, yerküremizden gözlemlenebilen, en parlak yıldız olması olgusunu yıldızların parlaklık sistemiyle (kadir sistemi) olan ilişkisinden yola çıkarak başladı, gnomonun öyksünü anlatmaya (Bölüm Ф1.). Daha sonra gnomonun nasıl bir itkiyle yaratıldığını (Bölüm Ф2.) ve hangi amaçlarla kullanıldığını anlatmak istedi (Bölüm Ф3). &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Anahtar sözcükler ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Bölüm Ф1. kadir sistemi, Ptolemy, Hipparchus, Güneş ... Bölüm Ф2. John D. Bernal, takvim, Güneş, gnomon ... Bölüm Ф3. gnomon, gündönümü (solstice), ılım (equinox), 21 Mart, 21/22 Haziran, 23 Eylül, 21/22 Aralık ... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф1. Kadir Sistemi ve Güneşin Parlaklığı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф1.1. Günümüzde, yıldızların parlaklıklarını tanımlamak için kullanılan “kadir sistemi”ne (magnitude scale) ilişkin ilk bilgilere, milattan sonra 2. yüzyıl dolaylarında yaşamış Yunan astronom Cladius Ptolemy'nin (Batlamyus olarak da bilinir) kitaplarında rastlanmıştır. Diğer taraftan Ptolemy'nin kaleme aldığı ve kendisinden sonraki 14 yüzyıl boyunca (16. yüzyıla dek) etkisini yitirmeyecek başyapıt Almagest'in “tamamen” özgün olmadığı da bilim tarihçileri tarafından belirtilmektedir. Ptolemy, kendisinden önce yaşamış Perga'lı Apollonius (M.Ö. 3.yy) ve Hipparchus (M.Ö. 2.yy ) gibi astronomların gözlem ve kuramlarını bir araya getirmiş ve üzerlerine kendi özgün katkılarını da ekleyerek, o döneme dek yazılmış en kapsamlı ve sistematik matematiksel astronomi kitabını yazmıştır (Almagest). &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф1.2. Bu bilgilerin ışığında, “kadir sistemi”nin oluşturulmasının Ptolemy'den 4 yüzyıl önce yaşamış Hipparchus'a atfedilmesi çok şaşırtıcı değildir. Hipparchus, birkaç yüz kadar yıldızı – birbirleriyle karşılaştırma yoluyla – 6 farklı parlaklık sınıfına (kadir / magnitude) ayırmış; gökyüzündeki en parlak yıldızları Birinci Kadir Yıldızlar (first class stars) olarak, diğer yıldızları da azalan parlaklık veya artan sönüklük derecelerine göre ikinci, üçüncü, ..., altıncı kadir yıldızlar olarak sınıflamıştır. Burada akılda tutulması gereken iki noktadan birincisi, yıldızların parlaklıkları azaldıkça, kadir numaralarının artıyor; ikincisiyse Hipparchus bu gözlemleri hiçbir araç kullanmadan yaptığından, sınıflamaları yapılmış yıldızların çıplak gözle görülebilen yıldızlar olduğudur. Böylelikle, önce Hipparchus ve ardından Ptolemy, 6 parlaklık sınıfından oluşmuş bu sistemi kendi yıldız kataloglarında kullanmışlardır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф1.3. Doğaldır ki gökyüzünü gözlemlemek için teleskopların kullanılmaya başlanmasıyla, çıplak gözle görülenlerden hem daha fazla hem de daha parlak ve sönük yıldızlar gözlemlenebilmiştir. Bu da 6-sınıflı sistemin, gözlemlenen yeni yıldızları da içerecek şekilde, geliştirilmesini sağlamıştır. Bugün uzayda dolaşan en duyarlı teleskop olan Hubble Uzay Teleskobu'nun yaptığı keşiflerle 30. kadir düzeyine kadar yıldızlar belirlenebilmiştir. Aynı şekilde, Hipparchus'un gözlemlediği 1. kadir yıldızlardan daha parlak yıldızlar da belirlendiğinden, parlaklık ölçeği negatif yönde de geliştirilmiştir. Bu bağlamda, Güneşi saymazsak, gökyüzündeki en parlak yıldız olan Sirius'un parlaklık sınıfı – 1.42'dir. Eğer Ayı ve Güneşi de bu sisteme göre sınıflandıracak olursak parlaklık sınıfları, sırasıyla, – 12.5 ve – 26.5 olacaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф1.4. Hipparchus'un öne sürdüğü “her kadir numarasına karşılık gelen parlaklık, kendinden bir sonra gelen kadir numarasına karşılık gelen parlaklıktan 2.5 kat daha parlaktır” ilkesinden yola çıkarak söyleyebiliriz ki Güneş, Kutup Yıldızından (Pole Star, Polaris) 10&lt;/span&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style="font-size: 13.5pt; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;9 &lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;kat daha parlaktır. Dolayısıyla, her ne denli orada olsalar da, gündüzleri hiçbir yıldızı görmemiz olanaklı değildir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф2. Takvim, Güneş ve Gnomon &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф2.1. Modern Çağ Öncesi Fizik adlı kitabında bilim adamı John D. Bernal harikulade bir saptamada bulunur:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;“İlk kentsel uygarlıklar ile bilim arasındaki bağlantı, kent yaşamının gerektirdiği birtakım rutin işlevlerin yerine getirilmesinde kendini gösterir. Bunların arasında bilimle en yakından ilişkili olanı üretim, özellikle de tarımsal üretimdir. İşte takvim de burada devreye girer. Aslında eski çağlarda bilim, takvimle birlikte doğmuş ve gelişmişti. Diğer bir deyişle takvim bilimdi ya da bilim takvimdi. Takvim, gök cisimlerinin hareketlerinin bilinmesi ve anlaşılması demekti ki bu da çağlar boyu yaşamsal önem taşımıştır. Özellikle Mısırlılar takvimle çok yakından ilgileniyorlardı, zira yaşam kaynakları olan Nil, her yıl aynı dönemde taşmakta ve çevresindeki ekili arazileri sular altında bırakmaktaydı. Diğer ırmakların ne zaman ne yapacağı belli olmazdı; ama Nil'e güvenebilirdiniz.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф2.2. Yukarıda Bernal'in altını çizdiği kılgısal itki ve gök cisimlerinin gözlemlenmesine yönelim, “gnomon” düşüncesinin temellerini atmıştır. Tarımsal üretimin yolu takvimden, takviminse yolu gök cisimlerinin hareketlerinin gözlemlenmesinden geçtiğinden, yerküremize yakınlığı ve bir yıldız olması dolayısıyla, göksel kürenin en parlak nesnesi olan Güneş, kısa zaman zarflarındaki düzenli hareketleriyle Mısırlı ve Babillilerin gözlerini almıştı. Ancak geceleri, güneşi gözlemlemek olanaksızdı ne ki gece, güneşin gökyüzündeki yokluğunun sonucuydu; gündüzleri ise bir başka olanaksızlık söz konusuydu: güneşi doğrudan gözlemlemek. – 26.5 kadirden bir yıldıza ne kadar süreyle çıplak gözle bakabilirdiniz ki?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф2.3. Yüzyıllar sonra Francis Bacon, “Doğaya hükmetmek için ona itaat edilmesi gerekir” diyecekti. Akılcı insan yüzyıllar öncesinde de bugünkünden pek farklı değildi ve doğaya karşı zaferinin bir başka manifestosunu daha imzalamak üzereydi. Doğaya itaat ediyordu insan: Güneşin muhteşem parlaklığı nedeniyle doğrudan gözlemlenmesi olanaksızdı ... ve doğaya hükmedecekti insan: Güneşin doğrudan gözlemlenmesini olanaksız kılan parlaklığı, dolaylı yoldan gözlemlenmesinin kapısını aralıyordu. Manifestonun başlığı hazırdı: Doğayı kendi silahıyla vurmak. İşte bu manifestonun somutlaşmış hali “gnomon”un ta kendisiydi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф3. Gnomonun Teknik Analizi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф3.1. “Gnomon” sözcüğü Yunanca'da “bilen, yorumlayan” anlamlarına gelmektedir. Gnomon, Güneşin gökyüzündeki hareketi sonucu yere düşürdüğü gölgesinin uzunluğunu ve yönünü izlemek için oluşturulmuş, Güneş alan düz bir yüzey üzerine düşey olarak yerleştirilmiş bir çubuktan oluşur. Gnomon yardımıyla Güneşin günlük ve yıllık hareketlerine ilişkin bilgi ediniliyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф3.2. Gnomon &amp; Güneşin günlük hareketi:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;(Gnomon &amp; Güneşin günlük hareketi ifadesi doğru görünmeyebilir. Aslında Güneşin, ekliptik (ecliptic) denen yörüngedeki hareketi, Dünyanın kendi ekseni etrafındaki ve Güneş çevresindeki hareketlerinden kaynaklanır. Anımsanması gereken diğer bir nokta da o dönemlerde güneş-merkezli (heliocentric) evren modeli yerine yer-merkezli (geocentric) evren modeli yürürlükteydi, yani, Dünya, Güneşin etrafında değil; Güneş, Dünyanın etrafında dönüyordu.)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф3.2.1. Güneş doğarken (dawn/sunrise) = “doğu”dan yükselirken, gnomonun gölgesi “batı”yı; Güneş batarken (dusk/sunset) = “batı”da alçalırken, gnomonun gölgesi “doğu”yu gösterir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф3.2.2. Güneşin doğduğu ve battığı anlarda gnomonun gölgesi en uzun durumuna ulaşır. Öğle vaktine doğru giderek kısalan gölge, tam öğle vaktinde (at noon), yani, Güneşin en tepede olduğu konumda en kısa değere ulaşır. Bu andan sonra, Güneşin batmaya yönelmesiyle gnomonun gölgesi tekrar uzamaya başlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф3.2.3. Tam öğle vaktinde (at noon) = Güneş en tepedeyken, gnomonun gölgesi en kısa halini alır ve eğer Kuzey Yarım Küredeyseniz “kuzey”i gösterir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф3.2.4. Birbirini izleyen iki öğle vakti arası bir güneş günü (solar day) olarak kabul edilir. Günü daha küçük zaman dilimlerine ayırmak amacıyla, Babil, Mısır, Yunan ve Romalılar, su saatleri (water clocks) kullanmışlardır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф3.3. Gnomon &amp; Güneşin yıllık hareketi:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф3.3.1. Gnomon, Dünyanın, Güneş çevresindeki yıllık hareketleri be eksen eğikliği sonucu meydana gelen “gündönümleri”ni (solstice) ve ılımları (equinox) belirlemekte de kullanılıyordu. Dünyanın Güneş çevresindeki hareketi ve sahip olduğu eksen eğikliği, güneş ışınlarının, yerküre üzerine dik geldiği alanların periyodik olarak değişmesine neden olur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф3.3.2. Kış gündönümünde (winter solstice) Güneş, oğlak dönencesine dik gelir (tropic of capricorn). (21/22 Aralık) ... İlkbahar ılımında (vernal equinox) Güneş Ekvator'a dik gelir. (21 Mart) ... Yaz gündönümünde (summer solstice) Güneş yengeç dönencesine dik gelir (tropic of cancer). (21/22 Haziran) ... Sonbahar ılımında (autumnal equinox) Güneş Ekvator'a dik gelir. (23 Eylül).&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф3.3.3. Gündönümlerinde (solstice) Güneş Ekvator'dan en uzak noktalara dik gelir. Kış gündönümünde en uzun gece, en kısa gündüz; yaz gündönümünde en kısa gece, en uzun gündüz yaşanır. Ilımlarda (equinox) ise gece-gündüz süreleri birbirine eşittir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф3.3.4. Kış gündönümünde (winter solstice) = Güneş Güney Yarım Küredeyken, tam öğle vakti, gnomonun gölgesi yıl içindeki en uzun değerini alır. Bunun nedeni güneş ışınlarının, yılın bu zamanında, Kuzey Yarım Küreye eğik gelmesidir ... Kış gündönümüyle - İlkbahar ılımı arasında gnomonun gölgesi “kuzey”e düşer ... İlkbahar ılımında (vernal equinox) = Güneş Ekvator'a dik gelirken, gnomonun gölgesi yatay bir düzlem boyunca uzar ve kısalır ... İlkbahar ılımıyla - Yaz gündönümü arasında gnomonun gölgesi güneye düşer ... Yaz gündönümünde (summer solstice) = Güneş Kuzey Yarım Küredeyken, tam öğle vakti, gnomonun gölgesi yıl içindeki en kısa değerini alır ... Sonbahar ılımında (autumnal equinox) = Güneş Ekvator'a dik gelirken, gnomonun gölgesi yatay bir düzlem boyunca uzar ve kısalır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф4. Sonuç&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ф4.1. Gnomonu izlemek böyle bir şeydi işte. Güneş, diğer yıldızlar ve gezegenler; onların hareketlerindeki düzenlilikler derken, evrenin bilimi kozmoloji ve evrenin içerdiklerinin bilimi oln astronomi hızla gelişecek; yalnızca bilim tarihinde değil; insanlık tarihinin neredeyse her farklı alanında çarpıcı etkiler yaratacaktı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Kaynaklar ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Kuhn, T. (1985). The Copernican Revolution. Harvard University Press. pp. 8-13.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Seeds, M. Stars and Galaxies. Belmont: Thomson Brooks/Cole, 2007. pğ. 16-17.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Bernal, J.D. Modern Çağ Öncesi Fizik. Ankara: Tübitak, 1994. s.66&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Özel, E., Saygaç, T. Gökyüzünü Tanıyalım. Ankara: Tübitak, 1997. s.4&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Osserman, R. (1995). Evrenin Şiiri. Ankara: Tübitak. s. 10-11&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 115%; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hetherington, N. (Ed.) (1942). Cosmology. New York: Garland Publishing. p.107&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3656040223965783274?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3656040223965783274/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3656040223965783274&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3656040223965783274'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3656040223965783274'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/05/gnomonu-izlemek_18.html' title='“Gnomon”u izlemek ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-6876474235256138860</id><published>2007-04-08T01:05:00.000+02:00</published><updated>2007-04-08T01:10:56.059+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündüz düşleri'/><title type='text'>"Çocukluk Rüyam" : Don Kişot ...</title><content type='html'>&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... içimizdeki Don Kişot'u yavaş yavaş öldürmenin göz kamaştırıcı adıydı “büyümek” ... ebeveynlerimizden devraldığımız adım adım cinayet sürecini, onlardan öğrendiğimiz yollarla, biz kendimiz devam ettirdik sonra ... büyümek ... insanlık tarihinin – belki de – en büyük yanılsamasıydı ... bize “öyle” dendiği, bize “öyle” diyenlere de “öyle” öğretildiği için, içimizdeki Don Kişot'u öldürmeye yönelik her yeni hamlede biraz daha büyüdük sandık ... “bilinmesi gereken” ile “sanıyor olduğumuz” yine karşıttı birbirine ... büyüyen biz değil; içimizdeki Don Kişot'un yavaş yavaş yok olması sonucu geriye kalan boşluktu ... kendimizi değil; o boşluğu büyütüyorduk aslında ... o boşluk ki er ya da geç onu yaratan bizi de yutacaktı ... “kendimize” ihanetin beklenmeyen bedeliydi bu belki de ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... “Çocukluk Rüyam” adlı yazısında şöyle anlatıyordu B. :&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;[...] ben küçücük adımlarımla yaklaştım sokağına. pencerenin dibine gelip ismini fısıldadım. bir kaç gölge oynaştı pencerede. kafanı çıkarıp bana baktın. tam o sırada güneşin son ışıkları yüzüne vurdu. sokağa çıkar mısın? dedim. benimle saklambaç oynar mısın? hayır dedin. babam izin vermiyor. içeri girip pencereyi kapadın. güneş battı. kocaman adımlarla kendi sokağıma döndüm. boğazımda bir yumru. söyleyemediklerim. akşam karanlığının içinde yemek kokuları. eve dönmüş insanların huzurlu yorgunluğu arasında apartmanımızın önünde ki basamaklara oturdum. babam balkonda içki içiyordu. beni gördü. içeri gelmemi söyledi. duymamazlıktan geldim. sözleri kayboluyordu içimde. içim hiç bir şeyi tutmuyordu. sinirlenerek bağırdı. korktum. ama aldırmadım. küçücük cesaretimle başka bir sokağın yolunu tuttum. tanıdık kimsenin olmadığı yabancı bir sokaktı. kimse beni tanımazdı. istediğimi yapabilirdim. ama yapmadım. ben aynıydım ya. değişen yalnızca sokaktı. tanımadığım, yabancı, uzaklaşmış adımlarla sokağıma döndüm. merdivenleri tırmanıp evimin kapısını çaldım. kapı açıldı. [...] &lt;a href="http://gercekmaceralar.blogspot.com/"&gt;devamı için&lt;/a&gt; ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... B.'nın anlattığı çoğu “maceranın” bendeki yüzü hüzündü ... gerçekten hüzünlü olan o maceralar mıydı; yoksa ben mi onlardan hüzünler yaratan bir hüzünbazdım bilemiyorum ... B.'dan alıntıladığım bölümde o çocuğun boğazına bir yumru oturmuştu ya hani; işte aynısı benim de boğazıma oturmuştu, o çocuğun öyküsünü okuyunca ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... o çocuk B.'dı, bendim, bu yazıyı okuyacak olan herkesti bir zamanlar ... pencerenin altında durup, artık batmakta olan güneşin yüzüne vurduğu o kıza bakarkenki tarihimi düşündüm ... “Benimle saklambaç oynar mısın?” derken içimde yükselen o orkestranın sesini bir kez daha duymaya çalıştım ... öylesi anlarda öyle neşeli çalarlardı ki; o neşe somutlaşır, fışkırırdı gözlerimden ... ne denli çok istiyor olsam da her istediğimin gerçekleşemeyeceğini de yavaş yavaş öğrendiğim zamanlardı ... “hayır”ın “evet”ten çok daha olası bir yanıt olduğuna inancım – belki de – o günlerden kalan bir mirastı bana ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... kapanan pencerenin ardında kalan bir “hayır” ... “güneş battı.” demişti B. ... batan yalnızca gökküredeki güneş olmazdı böylesi anlarda, içimdeki güneş de batar, orkestram susardı ... “boğazımda bir yumru” ... eve dönüş yolunu tutardım ... o zamanlarda acılar, bir an önce pes etmem için gerekçelerim olmaz; düşlerimde de olsa şövalyelik yapabilmem için güzel nedenlerim olurdu ... eve dönüşte düşlerime uğrardım önce ... hiçbir zaman benim dışımda hiç kimsenin olamayacak olan düşlerime ... işte o düşlerden birinde, babası izin vermediği için benimle saklambaç oynayamayan; “ama oynamayı çok istediğine inandığım” o küçük kızı kurtarabilirdim babasından ... küçük bir kulübemiz olurdu, saatlerce saklambaç oynardık içinde ... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... oynayabilir miydik ?.. belki de yalnızca düşlerde ... bir düş değildi yaşam; yaşayarak, yaralanarak öğrenecek; sonra da yaralayarak öğretecektim bu “gerçeği” ... ama sonuçta her defasında, asıl yaralanan ben olacaktım ... o küçük kızın “hayır” yanıtı ve babamın – az sonra duyacak olduğum - “içeri gel” sözleri, yolun başındaki ve sonundaki iki gerçekti ... işte düşler, gerçekler arasında zamanla daha az uğrayacağım soluklanma duraklarım olacaktı ... bir de uyku-öncesi düşleri vardı ... onlarınki bir gün okuyabilmeyi umduğum bambaşka bir şiirdi ... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... az önce, benimle saklambaç oynamak istediğine; ama babası izin vermediği için sokağa çıkamadığına inandığım küçük kızı babasından kurtaran, kahraman-şövalyeyken düşümde; şimdi bir başka baba – bu kez benim babam – eve gelmemi söylüyordu ... kahraman-şövalyeler emir alır mıydı ?.. daha kendi babasına karşı şövalyelik yapamayacak ve az sonra evine dönmek zorunda kalacak ben, o küçük kızı babasından kurtarabilir miydim ?.. babamın çağrısı yalnızca sokaktan eve dönmeme ilişkin değil; düşlerden de gerçeğe dönmeme ilişkin bir çağrıydı diğer taraftan ... o çocuğun düş-merkezli olan yaşamı, o çocuk büyüdükçe, gerçek-merkezli bir yaşama dönecek ve içimdeki Don Kişot yavaş yavaş ölecekti ... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... “Why did we tell you then ... You were always the golden boy then ... And that you'd never lose that light in your eyes ... hey you.. did you realize what you'd become” ... “Öyleyse neden söyledik sana ... daima altın çocuk olduğunu ... ve hiç yitirmeyeceğini gözlerindeki o ışığı ... hey sen.. hiç farkına varmış mıydın neye dönüşeceğinin” ... (1)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... zamanla, gerçekteki kahramanlıkların, düşlerdeki denli kolay yapılamadığını; kahramanlıkların düşlerde kaldığını; birisinin kahramanı olmanın olanaksız olduğunu; küçük kızların saklambaç oyna(ya)mama nedenlerinin yalnızca babaları olmadığını; hiçbir zaman kahraman olamayacağımı da anlayacaktım ... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... “The child is grown ... the dream is gone ... and I have become ... comfortably numb” ... “Çocuk büyüdü ... düş kayboldu ... ve ben ... rahat bir uyuşuğa dönüştüm” ... (2)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... tüm içime yayılmış halde gizlenen ve tarihimin – belki de – en acı miraslarından biri olan o yumru, B.'nın “çocukluk rüyası” yoluyla açığa vurmuştu kendini ... benim de tarihim, onun tarihi gibi hüzünlerin tarihiydi biraz da ... onun rüyaları bu nedenle benim de düşlerimdi ... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... “kargınmış bir çocuktuk büyüdüğümüzden beri” ... (3)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... (1) ... “Poles Apart” ... The Division Bell ... Pink Floyd ... 1994 ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... (2) ... “Comfortably Numb” ... The Wall ... Pink Floyd ... 1974 ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;... (3) ... “Bir Yılın Son Günleri I” ... Mırıldandıklarım ... Murathan Mungan ... 1981 ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-6876474235256138860?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/6876474235256138860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=6876474235256138860&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6876474235256138860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6876474235256138860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/04/ocukluk-ryam-don-kiot.html' title='&quot;Çocukluk Rüyam&quot; : Don Kişot ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-2121077873021282213</id><published>2007-03-25T02:26:00.000+02:00</published><updated>2007-03-25T02:29:34.996+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><title type='text'>Türkiye'den futbol; Yunanistan'dan yönetmenlik dersi ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RgXCDrUptRI/AAAAAAAAADc/SjVNKqmZj5M/s1600-h/Yunanistan+1+-+4+T%C3%BCrkiye.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RgXCDrUptRI/AAAAAAAAADc/SjVNKqmZj5M/s200/Yunanistan+1+-+4+T%C3%BCrkiye.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5045652325963248914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;Bir zamanlar öyleydi belki; ama artık futbol, yalnızca futbol değil. Yarattığı talep ve oluşturduğu milyarlarca dolarlık piyasa bir yana; futbol, bireylerin, toplulukların ve hatta toplumların, kimliklerini yaşamaya ve sergilemeye fırsat buldukları; öfkelerini ve sevinçlerini tüm çıplaklığıyla yaşama dönüştürdükleri bir gösteri günümüzde. Belki de öyle olmasaydı, ulusal futbol takımımız böyle farklı bir galibiyetle &lt;a href="http://www.uefa.com/competitions/euro/fixturesresults/round=2241/match=83887/report=rp.html"&gt;(Yunanistan: 1 – 4 :Türkiye)&lt;/a&gt; dönmeyecekti Atina'dan.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;Aslında başlama düdüğü çalana dek, büyük oranda galibiyetten yana olan takım, Yunanistan Ulusal Futbol Takımı olarak görülüyordu: 2004 Avrupa Şampiyonu Yunanistan'da hiçbir sakat ve cezalı oyuncu yoktu. Takım formundaydı ve yeni oyun biçemleri daha hücuma dönük ve saldırgan bir futbol vadediyordu. Karşılaşma Atina'da, 33.300 kişilik Karaiskakis Stadyumu'nda oynanacaktı. Türk ve Yunan futbol federasyonlarının yaptığı ortak anlaşma gereğince karşılaşmada hiçbir Türk seyirci bulunmayacaktı. Maçtan bir sonraki gün, yani, 25 Mart, Yunanistan'ın Osmanlı Devleti egemenliğinden kurtulmalarını kutladıkları bağımsızlık bayramıydı ne ki bu bağımsızlık savaşının komutanı, karşılaşmanın yapılacağı stadyuma da adı verilmiş olan Georgias Karaiskakis'ti. Yunanistan Ulusal Takımı ve halkı, karşılaşmayı “ulusal bir dava” haline getirmiş; çifte zafer kutlamayı umuyordu. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;Türkiye cephesindeyse durum çok farklıydı: Türkiye Ulusal Futbol Takımı son Avrupa ve Dünya şampiyonalarına katılamamış, 16.Kasım.2005 tarihinde oynadığı İsviçre karşılaşmasında çıkan olaylar sonucu, 3 maç seyircisiz oynama gibi ağır bir ceza almıştı. Seyirci desteğinden uzak ve başka bir ülkede futbol oynamanın yarattığı moral bozukluğu bir yana, Türk futbolu son üç yıldır önlemez bir düşüş halindeydi. Dahası, takımın as futbolcularından büyük bir bölümü sakattı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;Bu iki karşıt tablo, uluslararası futbol kamuoyu tarafından Yunanistan Ulusal Takımının çok daha avantajlı olduğu şeklinde yorumlanıyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de, değil böyle farklı bir galibiyeti beklemek; beraberliğe bile razıydım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;Başında da ifade etmeye çalıştığım gibi artık futbol, yalnızca futbol değildi ve Yunanistan Ulusal Takımı, bu nedenle böyle farklı bir yenilgiyi Pire'de (Atina), kendi seyircisi önünde deneyimlemek zorunda kaldı. Yunan Ulusu'nun maçtan önce yüklendiği aşırı motivasyon ve karşılaşmaya bir oyundan çok daha fazla anlam yükleyip, olayı “ulusal bir dava” haline getirmeleri, Yunan seyircisi ve futbolcularında da kendini gösteriyordu. Böylesi anlarda ulusal kaynaklı bir motivasyon, belki, ateşleyebilirdi takımı; ama böylesi aşırı ve amaçla ilgisiz motivasyonların olumsuz sonuçlara neden olma olasılığı da yok değildi. Dahası, futbol yalnızca duygularla değil; büyük oranda akılla oynanan bir oyundu. Özellikle günümüz futbolunda, duygularını denetlemesini ve aklının egemenliğinde  tutmasını başarabilenlerdi başarıya daha yakın olanlar. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;Yunanistan Ulusal Takımı aşırı motive olmuştu. Bu da onları, olması gerekenden, daha gergin, baskı altında ve heyecanlı kılmıştı. Türkiye Ulusal Takımının da birçok olumsuzluk nedeniyle gözlerine zayıf görünmesi, motivasyonlarını iyiden iyiye körüklemişti. Sonunda yaşadıkları, aşırı-doz yüklemesinin bir sonucu olarak felaket oldu. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;Diğer taraftan Ulusal Takımımız, bugüne kadar gördüğüm en rahat ve serinkanlı duruşunu koyuyordu ortaya. Karşılaşmayı, daha başlamadan, oynamış ve kazanmışlardı sanki. Nitekim, karşılaşmanın henüz 5. dakikasında 1-0 yenik duruma düşmelerine rağmen hem oyun hem de kendileri üzerindeki kontrollerini yitirmeyip, harikulade bir sonucun altına imza attılar: 1 – 4 . O denli serinkanlıydılar ki Yunan seyircisinin seviyesiz baskısına rağmen, atılan gollerden sonra bile sevinçlerinde onları rencide etmediler. (Tuncay'ın beraberlik golünü attıktan sonraki hareketlerinin Yunan seyircisi açısından tahrik edici olduğu da düşünülebilir)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;Bu gece diğer bir başarıya imza atan da maçı ekrana taşıyan Yunan yönetmen ve yayıncı kuruluş oldu. Özellikle Türkiye'deki birçok yönetmenin ve yayıncı kuruluşun alması gereken derslerle doluydu Yunanistan – Türkiye karşılaşması. Atatürk'e yönelik hakaret içeren de dahil olmak üzere hakaret içerikli ve Enosis özlemli pankartları; sahaya atılan onca pet şişe, bayrak sopası, ses bombası ve yanan meşaleleri; onları toplamak için, maç oynandığı halde, sahaya giren güven görevlilerini; tribünlerde kendi aralarında olay çıkaran ve bu olaylardan kaçmak için sahaya atlayan Yunan seyircileri – elinden geldiğince – ekrana taşımamaya çalıştı. Buna benzer olaylar, Türkiye'de bir karşılaşmada olsaydı, yayıncılar, bırakın sahanın başka yönlerini ya da karşılaşmadan başka kareler göstermeyi; aynı görüntüleri tekrar tekrar, hem de yavaş çekimde gösterirlerdi. Yaklaşık 2 yıl önceki (16.Kasım.2005), Türkiye – İsviçre karşılaşmasını anımsarsınız: Karşılaşma sonucu gerçekleşen istenmeyen olaylar, tüm dünyaya canlı canlı yayınlanmış; ardından bir başka televizyon  kanalı o görüntüleri tekrarlarca yayınlayarak 3 saatlik bir program yapmıştı. Söz konusu olan aptallık mıydı, yoksa kötü niyet mi yorumunu size bırakıyorum. (O maçın ardın Ulusal Takımımızın aldığı cezadan yukarıda söz etmiştim)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS, sans-serif;"&gt;Bugünse harikulade bir galibiyet söz konusu. Futbol, yine, yalnızca futbol değil: Oynadığımız futbolla, saha içinde gösterdiğimiz serinkanlılık ve seviyeli duruşla Türkiye'nin vizyonu adına gerçekten büyük bir galibiyet. Umarım, bu zaferi kutlamak adına silahlarına yönelip, kimse bir diğerine zarar vermez.               &lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-2121077873021282213?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/2121077873021282213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=2121077873021282213&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/2121077873021282213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/2121077873021282213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/03/trkiyeden-futbol-yunanistandan.html' title='Türkiye&apos;den futbol; Yunanistan&apos;dan yönetmenlik dersi ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RgXCDrUptRI/AAAAAAAAADc/SjVNKqmZj5M/s72-c/Yunanistan+1+-+4+T%C3%BCrkiye.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3576981595603722583</id><published>2007-03-21T23:34:00.000+02:00</published><updated>2007-03-21T23:42:55.985+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><title type='text'>Ah Benim Güzel Ülkem (My Country, My Country)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RgGlc7UptQI/AAAAAAAAADU/rAIKdky4Odc/s1600-h/my+country+my+country.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RgGlc7UptQI/AAAAAAAAADU/rAIKdky4Odc/s200/my+country+my+country.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5044494974010897666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.mycountrymycountry.com/"&gt;“&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS,sans-serif;"&gt;&lt;a href="http://www.mycountrymycountry.com/"&gt;Ah Benim Güzel Ülkem” (My Country, My Country)&lt;/a&gt;, NTV'nin önümüzdeki dört hafta boyunca birbiri ardı sıra yayınlayacağı, 2007 Oscar Adayı dört belgeselin ilki olarak, 23 Mart Cuma günü 20:00'da NTV ekranlarında olacak ... Yönetmenliğini Laura Poitras'ın yaptığı belgesel film, bir ülkenin demokrasi adına işgalinin trajik çelişkisi karşısında azap dolu bir çöküşü yaşayan, altı çocuk babası, sunni bir Müslüman olan Dr. Ryad'ın gözlerinden, işgal altında yaşanmak zorunda kalınan yaşamların gerçek öykülerini anlatıyor ... Yönetmen: Laura Poitras ... Yapımcılar: Laura Poitras, Jocelyn Glatzer ... Müzik: Kadhum al Sahir ... Süre: 90 dk. ... &lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3576981595603722583?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3576981595603722583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3576981595603722583&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3576981595603722583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3576981595603722583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/03/ah-benim-gzel-lkem-my-country-my.html' title='Ah Benim Güzel Ülkem (My Country, My Country)'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RgGlc7UptQI/AAAAAAAAADU/rAIKdky4Odc/s72-c/my+country+my+country.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-112549453170767421</id><published>2007-02-11T10:21:00.000+02:00</published><updated>2007-02-07T14:23:05.564+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayn Rand'/><title type='text'>Ayn Rand; Atlas Vazgeçti'den ...</title><content type='html'>&lt;p style="margin-bottom: 0cm; font-family: trebuchet ms;" align="justify"&gt;“Bayan Taggart, ikinci sınıf insanın şaşmaz işareti nedir, bilir misiniz? Başkasının başarısı karşısında bozulmasıdır. Sıradan tipler, birinin çalışması kendilerininkini aşacak diye titreyip dururlar. Tepeye varınca yaşayacakları o yalnızlığı hiç bilmezler. Kendine denk birine duyulan özlemi anlamazlar. Saygı duyulacak bir zekaya, hayran olunacak bir başarıya özlemi. Kendi sıçan deliklerinden dişlerini gösterirler insana. Parlaklığınızla onları silikleştirmekten hoşlandığınızı sanırlar. Oysa siz, onlar arasında bir yetenek görmek için hayatınızın bir yılını feda etmeye razısınızdır. Başarıyı kıskanırlar, rüyalarında gördükleri büyüklük de, başka herkesi geride bırakmak ve o insanların da bunu kabul etmesidir. Bu rüyanın zaten sıradanlığın işareti olduğunu, çünkü başarılı insanların öyle bir dünyaya dayanamayacağını anlayamazlar. O insanın kendini hep kendinden eksik kişiler arasında bulunca ne hissettiğini bilmezler ... Nefret mi? Yo, nefret değil. Can sıkıntısı. Saygı duymadığınız insanlardan gelen övgü ve hayranlığın ne değeri var? Hiç hayranlık duyabileceğiniz birine özlem duydunuz mu? Yukarıdan aşağı değil, aşağıdan yukarı bakacağınız bir şeye?” ... Dr. Stadler, Atlas Vazgeçti II, s.27 ...&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-112549453170767421?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/112549453170767421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=112549453170767421&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/112549453170767421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/112549453170767421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/02/ayn-rand-atlas-vazgetiden.html' title='Ayn Rand; Atlas Vazgeçti&apos;den ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-6008239771592576310</id><published>2007-02-07T14:20:00.000+02:00</published><updated>2007-02-07T14:23:05.630+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam(a) notlar(ı)'/><title type='text'>Biz sevmeyi ne zaman unuttuk?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RcnERbCU0HI/AAAAAAAAACo/XCrcnV4QJi4/s1600-h/how-to-heal-a-broken-hearts+by+Madalina+Iordache.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RcnERbCU0HI/AAAAAAAAACo/XCrcnV4QJi4/s200/how-to-heal-a-broken-hearts+by+Madalina+Iordache.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5028766262530199666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;... dizleri üzerinde yere çökmüş, az önceki tokadın şokunu atlamaya çalışan karısına tekmeler savuran adam ... karşısındaki adamın kaba kuvvetine direnemeyip tecavüze uğradı diye kızını boğarak öldüren baba ... bir parçası olan bebeğini çöp tenekesine terk edebilen anne ... zaten anne-babalarını yitirerek ya da onlar tarafından terk edilerek yaşamdan alınabilecek en büyük darbeyi almış çocukları, tek sığınıkları olan kurumlarda, cinsel yollarla istismar eden, pazarlayan, sıcak sularla haşlayan, beton yüzeylerde uyumaya zorlayan, kafalarını duvarlara vurarak döven bakıcılar ve bunlara göz yuman aymaz yöneticiler ... huzur evlerinde kalan, sırf yaşlandıkları ve ikinci çocukluklarını yaşadıkları için yaşlı teyze ve amcaları azarlayan, iten, kakan, döven görevliler ... zihinsel engellerini fırsat bilerek, hastaları soğukta, yataksız metal ranzalarda yatmaya, yattıkları yerde dışkılamaya, dışkıladıkları yerde yemeye, yeri geldiğinde cinsel ilişkiye zorlayan ve onları acımasızca döven hasta bakıcılar ... bıçak zoruyla alıkoyduğu, önce dövüp sonra da tecavüz ettiği kadını kanlar içinde terk eden adam ... çantasını bırakmamak için direnen kadının yüzüne kezzap  atan kapkaççı ... kızlarını, töre adını verdikleri bir saçmalığın ardına sığınıp, istemedikleri adamlarla evlenmeye, kabul etmedikleri zaman da ölmeye zorlayan aileler ... “onca insanın neden öldürdünüz?” diye sorulduğunda “zevk için ulan!” diyen katil ... aslında hastası olan küçük yaşta çocukların fotoğraflarıyla pornografi ticareti yapan doktor ... bir bebeğe tecavüz edebilecek denli insanlıktan uzaklaşmış sapık ... gasp ettiği taksiciyi boğazını keserek öldüren gaspçı ... boşandığı eşini, başka bir adamla ilişki kurduğu için tabancayla vuran ve bunu cep telefonuyla görüntüleyen adam ... anne-babasının gözlerinden sakındıkları bebeklerini acımasızca döven bebek bakıcısı ... hiçbir direnç göstermediği halde bir kadının yüzüne biber gazı sıkabilen, daha gözaltına alırken, tartakladığı gencin kolunu kıran, çocuklarının gözleri önünde anne-babalarını, anne-babalarının gözleri önünde çocuklarını döven polisler ... özendikleri şeylerin sonlarını getireceklerinden habersiz, silahlarla dolaşan ve bu silahları birbirlerine karşı kullanmakta tereddüt etmeyen öğrenciler ... kendilerinin de çocukları olduğunu unutup, savunmasız öğrencilerini döven öğretmenler ... düşüncelere kurşunlarla yanıt veren zihniyetler ... bu gibi olayların önüne geçebilecek güçleri olmasına rağmen, koltuk aşkı, iş-bilmezlik, adam kayırma, yeteneksizlik, vurdumduymazlık, 'bana-ne'cilik, korkaklık gibi nedenlerle tüm bu olanları görmezden gelen; bir şeyler yapmaya çalışan sivil toplum örgütleri ve medya kurumlarını da susturmaya, hepimizi uyutmaya çalışan bürokratlar, belediye başkanları, emniyet müdürleri, kaymakamlar, valiler, müsteşarlar, danışmanlar, milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar ... ve tüm bu yaşananları sanki kurmaca birer filmmiş gibi izlemekle yetinen, önce üzülen sonra da unutan, yapabileceğimiz bir şeyler olmasına rağmen, artık acılara alışmış olmanın verdiği duygu yitimiyle felç olmuş bizler, SEVMEYİ NE ZAMAN UNUTTUK ?..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://stat.radioblogclub.com/radio.blog/skins/mini/player.swf" allowscriptaccess="always" width="180" height="23" bgcolor="#ECECEC" id="radioblog_player_0" flashvars="id=0&amp;filepath=http%3A%2F%2Fwww.noursik.com%2Fradio.blog%2Fsounds%2F02%20Alto%20Giove-%20Air%20d%27Acio%20%7BPolifemo%7D.rbs&amp;amp;colors=body:#ECECEC;border:#BBBBBB;button:#999999;player_text:#999999;playlist_text:#999999;"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;         &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-6008239771592576310?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/6008239771592576310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=6008239771592576310&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6008239771592576310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6008239771592576310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/02/biz-sevmeyi-ne-zaman-unuttuk.html' title='Biz sevmeyi ne zaman unuttuk?'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RcnERbCU0HI/AAAAAAAAACo/XCrcnV4QJi4/s72-c/how-to-heal-a-broken-hearts+by+Madalina+Iordache.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3983022786740690808</id><published>2007-01-06T23:50:00.000+02:00</published><updated>2007-01-06T23:57:55.723+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayn Rand'/><title type='text'>Ayn Rand; İhtiyacımız Olan Felsefe ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RaAawqTXSTI/AAAAAAAAAAY/aizlRLI7m3M/s1600-h/Philosophy++Who+Needs+It.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RaAawqTXSTI/AAAAAAAAAAY/aizlRLI7m3M/s320/Philosophy++Who+Needs+It.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5017039408182282546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Gökyüzüne bakmak istiyorsunuz; fakat duruyorsunuz. Ani bir duygu içinizi kaplıyor: Bakmazsanız belki de dünyaya çok uzak olduğunuzu ve geri dönüşün hiçbir şekilde mümkün olmadığını bilmek zorunda kalmayacaksınız; bunu bilmediğiniz müddetçe de istediğinize inanmakta özgürsünüz – ve bulanık, hoş ve bir ölçüde suçlu bir ümit yaşıyorsunuz. [...] Şimdi neden hiçbir şey yapmaya istekli olmadığınızı merak etmeye başlıyorsunuz. Bir şekilde ortaya çıkacak olan bir şeyi beklemek çok daha güvenli görünmektedir. (s.9-10)&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Yukaradaki resim, &lt;a href="http://www.cordair.com/gaetano/"&gt;Nick Gaetano&lt;/a&gt; tarafından, İhtiyacımız Olan Felsefe'nin İngilizce baskısı için kapak olarak hazırlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3983022786740690808?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3983022786740690808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3983022786740690808&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3983022786740690808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3983022786740690808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/01/ayn-rand-ihtiyacmz-olan-felsefe.html' title='Ayn Rand; İhtiyacımız Olan Felsefe ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RaAawqTXSTI/AAAAAAAAAAY/aizlRLI7m3M/s72-c/Philosophy++Who+Needs+It.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-9093972339050794573</id><published>2007-01-03T06:09:00.000+02:00</published><updated>2007-01-03T21:09:15.345+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayn Rand'/><title type='text'>Ayn Rand; Hayatın Kaynağı'ndan 2 ...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" face="trebuchet ms" style="text-align: justify;"&gt;“İnsan ancak kendi zihniyle varolabilir. Dünyaya silahsız gelir. Tek silahı, kendi beynidir. Hayvanlar yiyeceklerini fiziksel güçleriyle elde ederler. İnsanın pençeleri, sivri tırnakları, boynuzları, güçlü kasları yoktur. Yiyeceğini ya toprağa ekmek ya da avlamak zorundadır. Ekebilmek için bir düşünce sürecine ihtiyaç duyar. Avlanmak için silahlara ve silah yapmak için de yine bir düşünme sürecine ihtiyaç duyar. En basit gereklilikten en yüce dinsel soyutluğa, tekerlekten gökdelene kadar, neysek ve neye sahipsek hepsi, insanın bir tek niteliğinden doğmaktadır: Akıl yürüten bir zihnin etkinliğinden.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Bu dünyada hiçbir şey insana hazır verilmiş değildir. İhtiyacı olan her şeyi üretmesi gerekmektedir. Bu noktada insan, kendisini temel bir seçimle karşı karşıya bulur. Ancak iki yoldan birini seçerek sağ kalabileceğini görür: Ya kendi zihninin bağımsız çalışmalarıyla ya da başkalarının zihninden beslenen bir asalak olarak. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Yaratıcı başlatır. Asalak ödünç alır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Yaratıcı, doğa karşısında kendi başına dikilir. Asalak, doğa karşısında hep bir aracıyı kullanır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Yaratıcının derdi doğayı fethetmektir. Asalağın derdi ise insanları fethetmektir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Yaratıcı, kendi işi için yaşar. Başka insanlara ihtiyacı yoktur. En önemli amacı, kendi içindedir. Asalak elden düşme yaşar. Başkalarına ihtiyacı vardır. Dolayısıyla başkaları onun baş amacı haline gelir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Yaratıcının temel ihtiyacı bağımsızlıktır. Mantık yürüten zihin, baskı ve zorlama altında çalışamaz. Kısıtlanamaz, feda edilemez; başka amaç ve düşüncelere boyun eğemez. Gerek işlerlikte, gerekse amaçta, tam bir bağımsızlık ister. Bir yaratıcı için, insanlarla olan ilişkilerin tümü ikinci plandadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Elden düşmecinin temel ihtiyacı, beslenebilmek için diğer insanlarla olan bağlarını sağlamlaştırmaktır. İlişkileri birinci sıraya koyar. İnsanoğlunun başkalarına hizmet etmek için varolduğunu söyler. Kendini feda etmekten, hizmet ve yardım etmekten söz eder.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Hiç kimse başkaları için yaşayamaz. Bedenini paylaşamadığı gibi ruhunu da paylaşamaz. Ama elden düşmeci, yardım etmeyi bir sömürü silahı olarak kullanmakta, insanoğlunun ahlaki ilkelerini değiştirmektedir. İnsanlara, yaratıcıları yok etmenin tüm yolları öğretilmektedir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;İnsanlara en yüce sevabın, başarmak değil; vermek olduğu öğretilmiştir. Oysa insan yaratılmamış bir şeyi veremez. Yaratma, dağıtımdan önce gelmek zorundadır, yoksa dağıtılacak bir şey bulunamaz. Yaratıcının ihtiyaçları, ilerde yararlanacak herkesin ihtiyacından önce gelmek zorundadır. Oysa bize, kendi üretmediği değerleri dağıtan adamı, o değerleri yaratandan daha çok takdir etmek öğretilmiştir. Bir yardım veya hayır olayını överiz; ama bir başarı karşısında omuz silkip geçeriz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;İnsanlara ‘ego’nun kötülük demek olduğu öğretilir. Sevabın ideali, benliksizliktir. Oysa yaratıcı, salt anlamda bencil kişidir. Benliksiz kişi, düşünmeyen, hissetmeyen, yargılamayan, eyleme geçmeyen kişidir; çünkü bunların hepsi benliğin birer fonksiyonudur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Bu noktadaki tersine dönüş en korkuncudur. Konu çarpıtılmış, insana başka seçenek bırakılmamış, özgürlüğü yok edilmiştir. İyilik ve kötülük kutupları olarak, iki seçenek sunulmuştur insana: bencillik ve fedakarlık. Bencilliğin anlamı, başkalarını kendisi için feda etmek olarak tarif edilmiştir. Fedakarlık ise, kendini başkaları için feda etmektir denilmiştir. Her iki durumda da insan, diğer insanlara bağlanmış, insana iki acıdan birini çekmesi söylenmiştir. Ya başkaları uğruna kendisi acı çekecektir ya da kendisi için başkalarına acı çektirecektir. Sonunda, insanoğlunun kendi acılarından zevk alması gerektiği de eklenince tuzak iyice kapatılmıştır. İnsan artık mazoşizmi kendi ideali olarak kabul etmek zorunda kalmıştır; çünkü bunun karşısında ancak sadizm vardır. İnsanoğluna oynanan en sahtekarca oyun bu olmuştur." ... Roark ...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-9093972339050794573?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/9093972339050794573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=9093972339050794573&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/9093972339050794573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/9093972339050794573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/01/ayn-rand-hayatn-kaynandan-2.html' title='Ayn Rand; Hayatın Kaynağı&apos;ndan 2 ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-8487881542274423152</id><published>2007-01-03T06:02:00.000+02:00</published><updated>2007-01-03T21:06:47.340+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntılar'/><title type='text'>Nathaniel Branden; Yabancılaşma'dan ...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="" lang="EL"&gt;&lt;/span&gt;Yabancılaşma problemi ve kişisel kimlik problemi birbirinden ayrılamaz. Sağlam bir kişisel kimlik hissinden yoksun olan insanlar yabancılaşmış hissederler. Sancı, bir organizmanın alarm sinyali, tehlike işaretidir; özel olarak yabancılaşma sancısı, bir insana kendisi için uygun olmayan bir psikolojik durum içinde bulunduğunu; &lt;i style=""&gt;realite ile olan ilişkisinin yanlış olduğunu&lt;/i&gt; bildirmektedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" face="trebuchet ms" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="" lang="EL"&gt;&lt;/span&gt;Yaşayan bir varlık olarak insan, özel ihtiyaçlarla ve yeteneklerle doğar; bunlar onun türünün kimliğini, yani onun doğasını oluştururlar. İnansın ihtiyaçlarını karşılamak için yeteneklerini nasıl kullandığı; yani realitenin gerçekleriyle nasıl uğraştığı, düşünce ve davranış bakımından nasıl bir fonksiyon göstermeyi seçtiği onun &lt;i style=""&gt;kişisel&lt;/i&gt; veya &lt;i style=""&gt;bireysel &lt;/i&gt;kimliğini oluşturur. Onun ne tip bir insan olduğu hakkındaki içinde taşıdığı düşünce, onun yaptığı tercihlerin ürünüdür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="" lang="EL"&gt;&lt;/span&gt;Bir insanın “Ben”i, yani onun egosu, onun içindeki kendi, onun bilme ve düşünme yeteneğidir. Düşünmeyi tercih etme, realitenin gerçeklerini tanımlama, neyin doğru veya yanlış, neyin haklı veya haksız olduğu konusunda hüküm verme sorumluluğunu üstlenme insanın &lt;i style=""&gt;kendini ortaya koyma&lt;/i&gt; şeklidir. Bu, insanın rasyonel bir varlık olarak kendi doğasını kabul etmesidir; entelektüel bağımsızlığının sorumluluğunu kabul etmesidir ve kendi aklının başarısına bağlıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="" lang="EL"&gt;&lt;/span&gt;Bencil olmamanın özünde kişinin bilincini devreden çıkarması vardır. Bir insan düşünme, bilgiyi arama, hüküm verme işi ve sorumluluğundan kaçtığında ve kaçtığı sürece, davranışı bir “feragat” davranışıdır. Düşünmeyi terk etmek kişinin egosunu terk etmesidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Eğer bir insan çelişkili değerlere sahipse, bunlar mutlaka onun kişisel kimlik algılamasına zarar verir. Bunlar zedelenmiş ve bir araya getirilemez parçalardan oluşan bir “ben hissi” meydana getirirler. Bu sancılı ve zedelenmiş kimlik, acı verici deneyiminden kaçınmak için göz ardı etme, bastırma, mantığa büründürme yollarına sapacaktır. Böylece düşünce yetersizliğinin yarattığı bir problemden kaçmak için kişi, düşünmeyi askıya alacaktır. Kendi kişisel kimlik hissine bir tehditten kaçmak için kişi, egosunu; düşünen ve hüküm veren varlık olma sıfatını askıya alacaktır.&lt;span style="" lang="EL"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="" lang="EL"&gt;&lt;/span&gt;Böylece insan kendi ben hissini, kendisini harekete geçirici unsuru olan &lt;i style=""&gt;aklından &lt;/i&gt;çıkarır; pasif, tepki verici bir unsur olan &lt;i style=""&gt;duygularının&lt;/i&gt; altında bir yere koyar. Kaynağını anlayamadığı duygularla ve varlığını kabul etmediği çelişkilerle hareket eden kişi, giderek kendinden uzaklaşma ve kendine yabancılaşma hislerinden şikayetçi olmaya başlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Kendine yabancılaşma deneyimi ile realiteden, yani etrafındaki dünyadan yabancılaşma hissinin aynı nedenden kaynaklandığına dikkat edilmelidir: Bu neden kişinin düşünme sorumluluğu konusundaki hatasıdır. Realite ile uygun bir idrak temasının ortadan kaldırılması ve egonun askıya alınması tek bir davranıştır. Realiteden uzaklaşmak kendinden uzaklaşmaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span lang="EL"  style="font-size:12;"&gt;&lt;/span&gt;Kendine saygısı ve bağımsız bir muhakemesi olan bir kişi için kimlik, başkalarından edinilen veya başkalarınca belirlenen bir şey olamaz. Kendinden şüphe etmenin bulaşmadığı bir kişinin, “Ben kimim?” sorusu ile karşı karşıya olan modern insanın acısı konusunda bugün duyulan sızlanmalara akıl erdirmesi mümkün değildir.&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-8487881542274423152?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/8487881542274423152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=8487881542274423152&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/8487881542274423152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/8487881542274423152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/01/yabanclama-nathaniel-branden.html' title='Nathaniel Branden; Yabancılaşma&apos;dan ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-4396040764845327055</id><published>2007-01-03T04:39:00.000+02:00</published><updated>2007-01-03T04:48:30.236+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Kuark &amp; Galaksi</title><content type='html'>Bir galaksiyle kuark arasındaki ayrımı yaratan nedir?..&lt;br /&gt;Yanıt : &lt;a href="http://micro.magnet.fsu.edu/primer/java/scienceopticsu/powersof10/index.html"&gt;Gözlemci&lt;/a&gt; !..&lt;br /&gt;Peki, o gözlemcinin - aslında - "sen"den başkası olmadığı, ne denli şaşırtırdı seni ?..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-4396040764845327055?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/4396040764845327055/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=4396040764845327055&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4396040764845327055'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/4396040764845327055'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2007/01/kuark-galaksi.html' title='Kuark &amp; Galaksi'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-6081291278433817945</id><published>2006-12-27T02:45:00.000+02:00</published><updated>2006-12-27T02:51:02.494+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntılar'/><title type='text'>Mario Levi; İstanbul Bir Masaldı'dan ...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Bir Akşam Vaktiydi… Gülümsüyordunuz…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Onunla ilk kez nerede, ne zaman, nasıl karşılaştığımı hatırlamıyorum şimdi. Onunla, yeni günlerin, sabahların beklentisiyle, hangi insanları doğurmaya çalıştığımızı da hatırlamıyorum artık… Tarihimizde, farklı, birbirimize başkalarından istesek de istemesek de getirdiğimiz tarihlerimizde, hiçbir zaman unutamayacağımı bildiğim, hiç kimseye gösteremeyeceğim, beni, bana her geçen gün biraz daha çok veren sayısız fotoğraf da var oysa. Bu fotoğraflar gecelerimizi, paylaşamadıklarımızı, en yakınlarıma bile anlatamadıklarımı da barındırıyordu, tüm yaşadıklarıma karşın durmaksızın yenilediğim, ya da yinelediğim umutlarımı da… Bizim, yıllardır yaşadığım bu şehre, farklı bir pencereden bakan yaz gecelerimiz vardı örneğin. Bir balkondaydık. Akşamsefalarının kokusu, hayatımdaki birçok eski bahçenin yalnızlığını barındırıyordu. O bahçelerin birine o zaman da bir kez daha dokunmak istemiştim. Bir ateşböceğini avuçlarının içine almıştı annem. Ateşböceği, o karanlıkta, o avucun sıcaklığında parıldamaya devam ediyordu. Orada, o köşede, başka ateşböcekleri de vardı. Başka ateşböcekleri de… Onunla, o balkonda, ya da o evin bir başka odasında eski şarkılarımı da paylaşmaya çalışmıştım sonra. Şarkıların, gerçekten yaşanmış şarkıların içimizden hiçbir zaman gitmeyeceğini, gidemeyeceğini biliyordum çünkü. Kimi şarkıların farklı zamanlara, farklı zamanlar için er ya da geç taşınacağını, taşınmak isteneceğini biliyordum. Şarkılar bizdik, yitirdiğimiz, bir türlü bulamadığımız dilimizdi öylesi zamanlarda. Şarkılar bir türlü bulamadığımız dilimiz, ya da başka hikayelerde, başka kırgınlıklar adına anlatmaya çalıştığım yanılgılarımızdı. Kimi nesnelerimizi bunun için saklıyorduk, korumakta direniyorduk zaten, kimi eşyalarımız biraz da bu nedenle kimi sevgililerimizde ve aşklarımızda, yalnızca hayallerimizle besleyebildiğimiz aşklarımızda taşıdığımız kamburumuzdu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;O gecelerde, bu birlikteliklerimizde, birbirimize dokunmalarımızda, kendimi ne kadar yenik ve terk edilmiş hissettiğimi de anlatmak istemiştim. Kaleme kağıda yeniden sarılabilirdim, ‘yazı’ma, hiçbir zaman terk edemeyeceğime inandığım ‘yazı’ma yeniden tutunmayı deneyebilirdim elbette o zamanlarda. Onunla baş başa kaldığım zamanlar, başkalarını, tüm tasarılarımı, özlemlerimi, yarınlara yönelik umutlarımı, daha da önemlisi ertelemelerimi unuttuğum zamanlardı sonuçta. Deyiş yerindeyse, doğurgan bir ölümdü onunla yaşadığım. Doğurgan bir ölüm… Onun bana dokunuşlarında, bana o geceleri sonuna kadar, tüm benliğimle, tüm zihnim ve cinselliğimle yaşatışında tüm çocukluğum da gizleniyordu çünkü. Tüm çocukluğum, evet… Tüm çocukluğumla, çocukluğumda yitirdiğim tüm çocukluklarım… O günlerde gittiğim o evden de yıllar sonra anlatmak, başkalarıyla paylaşmak istediğim şarkıları hatırlıyorum şimdi en çok…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Hala dost kalışımızı, kendisinden ayrılmaya bir türlü gönül indiremeyişimi anlamakta zorlanıyorum tüm bunları hatırladığımda. Onunla, hayatımın en değerli fotoğraflarını, sözcüklerini paylaşmaya çalıştığım anlarda bile yeterince konuşamadım, konuşmayı başaramadım çünkü. Neden böyle, bu duvarlarımla yaşamıştım ama? Neden, hangi umutlar adına? Kendisini daha çok yaşamaktan, sonuna kadar,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;tüm olabilirlikleri göze alarak yaşamaktan mı korkmuştum yoksa? Belki… Öteki ilişkilerimizi de bu korku nedeniyle, kendimizi sevdiklerimize bütünüyle veremediğimiz için gereğince taşıyamamıştık, taşıyamıyorduk zaten… Öteki ilişkilerimizi, tutkularımızı da, kendimizi bir yerden sonra gizlediğimiz, gizlemeyi yeğlediğimiz için öldürmüştük… O bunu biliyordu, karşılaştığımız, buluştuğumuz ilk zamanlardan beri biliyordu sanırım. Karşılaştığımız, birlikte olmaya, ya da kalmaya çalıştığımız ilk zamanlardan beri… O zamanlar, o çocuğun o evi aradığı, annesiyle birlikte, avuçlarının içinde, sıcaklığında bir ateşböceğini sonuna kadar yaşatmak istediği zamanlardı belki de…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;O gecelerde cinselliklerimiz tüm insanlarımızla, bizden adını belki de hiçbir zaman koyamayacağımız bir şeyleri koparan tüm insanlarımızla paylaşmıştık… O gecelerde hiçbir kitaba alamayacağımız tarihlerimizi de yazmıştık… O bunu biliyordu… O bunu kim için, kimler için yaşattığımı, her geçen gün biraz daha çok anlayabildiğim, anlayabildiğime inanmak istediğim bir eksiklik için yaştığımı, yaşatmaya çalışacağımı biliyordu… O tüm bunları bildiği için beni kendisine, yalnızca kendisine istemişti belki de… Kendisine, yalnızca kendisine… Daha çok kendim, ya da daha çok kendimde olabileyim diye. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Ondan hiçbir zaman ayrılamadım bu yüzden. Hiçbir zaman… Tüm umutlarıma, insanlarıma ve duvarlarıma karşın… Kimi gecelerde, bulunduğumuz pencerenin kenarından başka gecelere bakıyoruz. Gülümsüyorum, onunla yaşamayı ben de öğreniyorum artık… Birbirini, birbirini yaralayarak, örseleyerek seven, tüm olumsuzluklar ve acılarla birlikte sevmeye devam eden insanların, birbirlerinden, hangi kaygılar yüzünden tüm kaçışlara, aldanmalara ve ertelenen sevinçlere karşın kopamayacaklarını da anlamaya başlıyorum çünkü artık…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Onun adı… Onun bendeki adı ‘Hüzün’dü… Hüzün… Şimdilik bulabildiğim, onun için, kendim için, yıllar süren beraberliğimiz için bulabildiğim tek ad bu… O, yaşadığımız günlere verebileceği öteki zamanları, duyguları, evleri gibi, başka adlarını da benden gizledi çünkü. Bunu hissediyorum, bunu o aldanmalarımın yol açtığı gecikmelerden sonra daha iyi anlayabiliyorum. Ne var ki tüm gerçek, doğru ilişkiler gibi, bu ilişki de bir emek, bir anlama çabası istiyor. Birlikte olmaya, başka geceleri, başka küçük umutlar için doğurmaya devam edeceğiz bu yüzden. Birlikte kalmaya devam edeceğiz… İstesek de istemsek de… Denizi, denizi gerçekten yaşamadan anlayamıyorsunuz sonuçta. Denizi de, akşamsefalarını da, bir ıhlamur kokusunu da, kaybetmeyi, gerçekten kaybetmeyi de göze alarak yaşamadan, anlayamıyorsunuz. Onun, zamanı geldiğinde öteki adlarını da öğrenebileceğime daha çok inanıyorum bunları düşünürken… Bana bu yolda bir tek fotoğraf bile yetebilir… O fotoğrafın içinde yer alabilmem için, kimi fotoğrafları hiç unutmamam gerekecek ama galiba… O zaman yeniden gülümseyeceğim. O zaman, onca insan arasında, kime ne için gülümsediğimi hiç kimse anlayamayacak ama…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Kim, kimde, kim için kalmıştı öyleyse?...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-6081291278433817945?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/6081291278433817945/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=6081291278433817945&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6081291278433817945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6081291278433817945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2006/12/mario-levi-istanbul-bir-masalddan.html' title='Mario Levi; İstanbul Bir Masaldı&apos;dan ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-9215094333319274795</id><published>2006-12-26T03:23:00.000+02:00</published><updated>2007-01-03T21:09:46.684+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayn Rand'/><title type='text'>Ayn Rand; Hayatın Kaynağı'ndan ...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-right: 3.6pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;“Çevremizdeki insanlara bak. Neden acı çektiklerini, neden hep mutluluk arayıp bir türlü bulamadıklarını merak etmiştin. Bir insan şöyle bir durup kendi kendine, benim hiç kişisel anlamda gerçek bir arzum oldu mu, diye sorsa, cevabı hemen bulur. Bütün isteklerinin, çabalarının, rüyalarının, ihtiraslarının hep başka insanlardan gelme birer motivasyon olduğunu görür. Aslında çabaları maddesel bir zenginlik uğruna bile değildir; elden düşmecinin hayali sayabileceğimiz saygınlık içindir. Bir onay arar. Kendinin olmayan bir onay. Ne o mücadeleden bir keyif alır, ne de başardığı zaman bir sevinç duyar. Bir tek şey için bile, “Bunu isteyişim, kendim istediğim içindir; yoksa komşularım bana imrensin diye değil” diyemez. Ondan sonra da, neden mutsuzum diye merak eder. Mutluluğun her türü kişiye özeldir. En büyük anlarımız kişiseldir; kendimizden kaynaklanan bir motivasyondan ileri gelir; ona el sürülmez. Bizim için kutsal olan, değerli olan şeyler, herkesle paylaşılmayan, orta malı olmayan, çekip kurtardığımız şeylerdir. Oysa şimdi, içimizdeki her şeyi herkesin gözü önüne sermemiz, herkes ellesin diye ortaya açmamız isteniyor.” ... Roark ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-9215094333319274795?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/9215094333319274795/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=9215094333319274795&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/9215094333319274795'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/9215094333319274795'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2006/12/ayn-rand-hayatn-kaynandan.html' title='Ayn Rand; Hayatın Kaynağı&apos;ndan ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-1397546570492294170</id><published>2006-12-17T02:43:00.000+02:00</published><updated>2006-12-17T02:50:48.777+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Geometrinin evrimi üzerine ...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;+ Eukleides (İ.Ö. 3. yy)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Eukleides matematik tarihine, Stoikheia (Elemanlar) adlı yapıtın yazarı olarak geçmiştir. Bu yapıt yalnızca Eukleides geometrisinin 2000 yıllık egemenliğinin başlangıcı olarak değil; tümdengelim yönteminin en güçlü kanıtı olarak da binlerce yıldır insan düşüncesini etkileyen bir yapıt olarak anılmaya değerdir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;13 kitaptan oluşan Stoikheia, içerdiği geniş geometri ve sayı bilgisinin yanı sıra, aksiyomlu ve önermeli tümdengelim yönteminin de ilk örneğidir. Bu yapıtında Eukleides, öncelikle, 5 tane aksiyom ve 5 tane de postulat ortaya koymuştur:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;        &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;            Aksiyomlar:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;I. Verilen iki noktayı irileştiren ir aralık bulunur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;II. Bir aralık her iki ucundan sonsuza dek uzatılabilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;III. Merkezi ve ir noktası verilen bir çember çizilebilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;IV. Tüm dik açılar eşittir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;u&gt;V. Verilen bir noktadan verilen bir doğruya yalnız ve yalnız bir paralel doğru çizilebilir.&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;u&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/p&gt;        &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;            Postulatlar:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;I. Aynı şeye eşit olan şeyler, birbirlerine de eşittirler.&lt;i style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;II. Eşit şeylere eşit şeyler eklenirse, şeylerin toplamları de eşit olur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;III. Eşit şeylerden eşit şeyler çıkarılırsa, kalanlar da eşit olur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;IV. Çakışan şeyler eşittir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;V. Bütün, parçalarından büyüktür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Sonraları Euklides’in genel kavramları aksiyom, aksiyomları da “doğruluğu kanıtsız olarak kabul edilen önerme” biçiminde tanımlayabileceğimiz postulat olarak kabul edilmiş ve birçok matematikçi bu postulatları kanıtlamaya çalışmıştır. Özellikle Eukleides’in V. aksiyomu (paralellik aksiyomu) matematikçilerin yoğun çabalarına rağmen kanıtlanamamış; ancak 19.yy’da Gauss, Bolyai ve Lobaçevski, bu aksiyomun yanlış olduğu varsayıldığında çok ilginç özelliklere sahip yeni geometrilerin kurulabileceğini göstererek, önce Bolyai ve Lobaçevski’nin “hiperbolik geometrisi”, daha sonra da Riemann’ın “eliptik geometrisi” gibi Eukleides-dışı geometrilerin doğuşunu hazırlamışlardır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;+ Nikolay İvanoviç Lobaçevski (1792-1856)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;          &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Bilim tarihinde eşine az rastlanır köktenci bir yaklaşımı seçen Lobaçevski, binlerce yıl doğruluğundan hiçbir kuşku duyulmayan bir inancın yanlışlığını varsaymış ve V. aksiyomun doğru olmadığı düşüncesinin geometriye getireceği yenilikleri araştırmaya yönelmiştir. &lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;Eukleides’in bir aksiyom sayılamayacak denli karmaşık bulunan (; çünkü ünlü V. aksiyomun Eukleides tarafından dile getiriliş biçimi şöyleydi: &lt;i style=""&gt;Bir doğru başka iki doğruyu kestiğinde oluşan iç açılardan, kesen doğrunun hangi tarafında kalan ikisinin toplamı iki dik açının toplamından küçükse, söz konusu iki doğru, kesen doğrunun o tarafında kesişirler.&lt;/i&gt;) ve diğer aksiyomlar yardımıyla kanıtlanabileceğine inanılan V. aksiyomun kanıtlanamamasının, onun gerçekten de bir aksiyom olmasıyla açıklanabileceğinden yola çıkan Lobaçevski, bu aksiyomun yerine bir başkasının konmasıyla yeni geometriler kurulabileceği sonucuna varmış ve geometrisini “&lt;i style=""&gt;bir doğruya, dışındaki bir noktadan sonsuz sayıda paralel doğru çizilebilir.&lt;/i&gt;” aksiyomu üzerine kurmuştu. O güne değin geometrinin insanı çevreleyen fiziksel uzayı, insanın algıladığı biçimde betimlemeye çalıştığı düşüncesinin dışına çıkılmamıştı. Lobaçevski’nin kurduğu geometrinin bu görüşe ters düşmesi, anlaşılmasını güçleştirdiği ölçüde önemini arttırtmıştır. İlk kez matematiğin, insanın doğayı betimlemekte kullandığı araçlardan biri olmasının ötesinde, doğadan edinilen izlenimlerden yola çıkan bir soyutlama olduğu ve bu soyutlamanın gözlem sınırlarını aşarak doğada bulunmayan yeni yapılar kurma yeteneği taşıdığı anlaşılmış; insan düşüncesinin doğaya bağımlılığının kırılması sınırsız genellikte bir matematik kurulması için gerekli düşünsel bağımsızlığın ilk adımı atılmıştı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Çeyrek yüzyıl sonra “&lt;i style=""&gt;bir doğruya dışındaki bir noktadan paralel doğru çizilmesinin olanaksız olduğu&lt;/i&gt;” önermesini ortaya atarak kendi adıyla anılan geometriyi kuran Riemann’ın &lt;i style=""&gt;n-boyutlu eğri uzay kavramının&lt;/i&gt; Einstein’in genel görelilik kuramına uygunluk açısından Eukleides geometrisine oranla çok daha başarılı olduğu anlaşılmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Eukleides: Verilen bir noktadan verilen bir doğruya yalnız ve yalnız bir paralel doğru çizilebilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;Lobaçevski: Verilen bir doğruya, dışındaki bir noktadan sonsuz sayıda paralel doğru çizilebilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;Riemann: Verilen bir doğruya dışındaki bir noktadan paralel doğru çizilmesi olanaksızdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;+ Einstein’ın Evreni&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Einstein, Eukleides geometrisi ile uzayın açıklanamayacağını savunmuştur. Dünya üzerinde sürünen solucanın dünyayı düz zannetmesi gibi insanlar da uzayı düz-geometrinin geçerli olduğu bir orta olarak kabul etmektedirler. Örneğin Eukleides geometrisine göre iki nokta arasındaki en kestirme yol bir doğrudur; ama bugün biliniyor ki Londra ile New York arasındaki en kısa hava yolu mesafesi ikisini birleştiren bir çizgi değil; hafifçe İzlanda’ya doğru kaymış olan bir eğridir. Yine Eukleides geometrisine göre bir üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir. Ancak tabanı Ekvator’da ve ucu kutupta olan bir üçgenin iç açıları toplamı 180 dereceden büyük olacaktır. Bunun nedeniyse dünyanın eğriliğidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Eğer bir yerde madde varsa, artık “düz çizgiler” yoktur. İki nokta arasındaki en kısa uzaklık bir doğru değil; eğridir. Eukleides’in bildiğimiz kuramları geçersiz kalır. Paralel çizgiler kesişebilir örneğin veya üçgenin iç açıları toplamı 180 derece değildir artık. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Kütle-çekimi uzayı eğer, uzay da maddeyi hareket ettirir. Uzay içinde bulunan, güneş gibi, kütlesi fazla olan gök cisimleri, gergin bir çarşafın üzerine bırakılmış bir gülle misali, uzayı çukurlaştıracaktır. Ancak bu noktada uzayın üç-boyutlu, dahası zaman boyutuyla birlikte dört-boyutlu olduğunu anımsamalıyız. Dolayısıyla güneş, uzayı, her boyutta çukurlaştıracaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Bu noktada söz eğri-uzay kavramına gelmişken, pozitif ve negatif eğrilikten de söz etmeliyiz sanırım. “Düz”lüğü, örneğin düzlem, nötr durum olarak kabul edecek olursak ne ki burada bir üçgenin iç açıları toplamı 180 derece eder; pozitif eğriliği bir kürenin yüzeyi ile, negatif eğriliği ise bir at eğerinin yüzeyi ile örnekleyebiliriz. Pozitif eğrilik söz konusu olduğunda üçgenin iç açıları toplamı 180 dereceden büyük; negatif eğrilik söz konusu olduğundaysa 180 dereceden küçük olacaktır. Tüm bu kavramları enerji&amp;evren ölçeğinde inceleyecek olursak şu sonuçlara varırız: Negatif eğrilik, pozitif enerjili ve sonsuza kadar genişleyen, açık ve sonsuz evren anlamına gelir. Pozitif eğrilik, toplam enerjisi negatif olan ve genişlemesinin bir sonu olan kapalı ve sonlu bir evreni ifade eder.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="border: medium none ; padding: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Evrendeki tüm maddelerin oluşturduğu gravitasyon, uzay-zaman boyutu içerisinde, zaman boyutunu kendi üzerine kapatmasıyla sonlu; fakat sınırsız bir sistem oluşturmuştur. Örneğin, şişmekte olan bir sabun köpüğü. Köpüğün oluşturduğu zar, evrenin kendisidir. Burada üç uzam boyutu (en, boy, derinlik) vardır; bu boyutlar zaman boyutuyla kaynaşmıştır. Böylece büyüklü sonlu; ama sınırsız olan bir sistem meydana gelmiştir. Bunun nedeni, gravitasyon alanındaki zaman boyutunun kendi üzerine kıvrılmasıdır. Köpüğün dış yüzeyi gelecek zamana, iç yüzeyi ise geçmiş zamana bağlı durumdadır. Her geçen saniye uzay genişler, gelecek zamana doğru kayılır. Dolayısıyla her yeni an gravitasyon azalır ve uzayın çapı büyür.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-style: none none solid; border-color: -moz-use-text-color -moz-use-text-color windowtext; border-width: medium medium 1pt; padding: 0cm 0cm 1pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;      &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar : Bozkurt, N. Blimler Tarihi ve Felsefesi - Demirsoy, A. Evrenin Çocukları - Silk, J. Evrenin Kısa Tarihi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-1397546570492294170?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/1397546570492294170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=1397546570492294170&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1397546570492294170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1397546570492294170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2006/12/geometrinin-evrimi-zerine.html' title='Geometrinin evrimi üzerine ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-1274096828648303092</id><published>2006-12-16T21:55:00.000+02:00</published><updated>2006-12-16T21:56:59.338+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündüz düşleri'/><title type='text'>Her şey yine yarım kaldı ...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Bir deniz kıyısı olsun ister miydin hediyen?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Maviliğin ılık ılıklığı bileklerinde&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Denizde güneşin turuncu vedası&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Ve yalnızlık anlağında, bensiz&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Bu yaşanan kaçıncı geriye dönemeyişti?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Kaçıncı kalışı seçmekti gitmeyi isteyip de?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Elvedasız ayrılıklarla yüklü geçmiş&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Adı konmamış yalnızlık düşleri&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Ve sen, hep istediğin gibi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Yalnızsın bu Akdeniz akşamında da&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Burnunda esrik bir anason kokusu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Saçlarında ılık bir esinti denizden&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Papatya kokulu saçların&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Fısıldadı deniz:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Akşam ilerlemekte ve&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Güneş giderek derine dalmakta, kırmızı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Çıkardın &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;sudan&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt; küçük ayaklarını&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Damlalar sıçradı rengi denizden fincana&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Yarısı içilmiş bir fincan kahve paylaştığı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Her şey yine yarım kaldı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-1274096828648303092?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/1274096828648303092/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=1274096828648303092&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1274096828648303092'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1274096828648303092'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2006/12/her-ey-yine-yarm-kald.html' title='Her şey yine yarım kaldı ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-6327602803281273396</id><published>2006-12-16T21:04:00.000+02:00</published><updated>2006-12-16T21:06:07.614+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefi sayıklamalar'/><title type='text'>Düşünmek acıtır ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RYRDZMeI1vI/AAAAAAAAAAM/wug9YzA_abY/s1600-h/NoPainNoBrain.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RYRDZMeI1vI/AAAAAAAAAAM/wug9YzA_abY/s320/NoPainNoBrain.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5009202785666258674" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-6327602803281273396?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/6327602803281273396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=6327602803281273396&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6327602803281273396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6327602803281273396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2006/12/dnmek-actr.html' title='Düşünmek acıtır ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/RYRDZMeI1vI/AAAAAAAAAAM/wug9YzA_abY/s72-c/NoPainNoBrain.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-1202971528384352335</id><published>2006-12-16T01:41:00.000+02:00</published><updated>2006-12-17T14:48:26.144+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntılar'/><title type='text'>Sarane Alexandrian; Erotik Edebiyat Tarihi’nden</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;“Kültürün ideali, insanı, her şeyi okuyabilecek ve her şeyi görebilecek niteliğe ulaştırmaktır. Bu nitelik ile her şeyi kabul etmek arasında aşılmaz bir sınır vardır; çünkü iyiyle kötü arasındaki ayrım kaybolduğunda, toplumda hiçbir şey ayakta kalamayacaktır. Her şeyi okumalı ve her şeyi görmeli; ama her şeyin serbest olduğuna inanmak için değil; gerçeği aramak için: Özgür bir düşüncenin temel güçleri olan bilinçlilik, sağduyu ve insana saygı korunduğu sürece bunun asla sakıncası yoktur.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-1202971528384352335?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/1202971528384352335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=1202971528384352335&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1202971528384352335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/1202971528384352335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2006/12/erotik-edebiyat-tarihinden-sarane_16.html' title='Sarane Alexandrian; Erotik Edebiyat Tarihi’nden'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-3472309323329642075</id><published>2006-12-16T01:40:00.000+02:00</published><updated>2006-12-17T14:49:04.059+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntılar'/><title type='text'>Oruç Aruoba; Bir röportajından</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;“12 yıl boyunca gösterdim bunu zaten. Benim derslerimde devam zorunluluğu, yoklama gibi şeyler yoktu. Sınavda isteyen yanında kütüphanesini getirebilirdi. Bir tane kural vardı yalnızca; Oruç Aruoba'nın ağzından çıkmış bir söz sınav kağıdında bulunursa kopya sayılırdı ve öğrenci sıfır alırdı. Soruları verdikten sonra "Benim sizin başınızda bulunmamın bir anlamı yok, ben gidiyorum, bitiren kağıdını odama getirsin." derdim. Bunun temelinde şu var; benim sorularıma yanıt verebilmek için öğrencinin o derste hiç söylenmemiş bir şeyleri düşünmüş olması gerekir. O dersten dolayı, ama o derste söylenmemiş bir şeyleri düşünmüş olması gerekir. Benim sınadığım da budur zaten. Felsefe eğitimi de ancak böyle olabilir. Bir felsefe eğitiminde, dersten çıkan öğrenci daha az şey bildiğini hissediyorsa, öğretmen de daha çok şey öğrendiğini hissediyorsa, o ders doğrudur.’’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-3472309323329642075?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/3472309323329642075/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=3472309323329642075&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3472309323329642075'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/3472309323329642075'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2006/12/bir-rportajndan-oru-aruoba.html' title='Oruç Aruoba; Bir röportajından'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3248876405723958803.post-6735703052200884241</id><published>2006-12-15T01:44:00.000+02:00</published><updated>2006-12-16T21:34:31.759+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündüz düşleri'/><title type='text'>Bir düş ...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;Önce bir yol görüyorum. Fazla geniş olmayan bir yol; ama bir patika da değil. Çeşitli renklerde taşlarla döşeli: Yeşilin, kırmızının, kahverenginin, sarının farklı tonlarındaki, fazla büyük olmayan, dikdörtgen taşlarla. Bir Klee resmi sanki. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;Taşlar aralıklı döşenmiş ve aralarından çimenler yükselmiş. Yeşilin bazıları izin vermese de kırmızı, sarı ya da kahverengi üzerinde görmek olanaklı çimenleri. Hiç sararmışları yok aralarında. Belli ki gereksinim duydukları yaşam kaynakları fazla uzakta değil.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;Yolun sağında kiremit renkli bir yürüme yolu, sonra da ağaçlar başlıyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;Ağaçlar. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;Ağaçlar, salkımsöğüt, dalları ve yaprakları yere doğru sarkıyor. Dalları ve yapraklarından gövdelerini göremiyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;Ne renk yaprakları? &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;Karar veremiyorum, gri mi yeşil mi? &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Hava bunlu. Sıcak. Hafif bir rüzgar çıkıyor, kayıp gidiyor çimenlerin ve salkımsöğüdün bedenlerinden. Çimenler ve salkımsöğüt eşlik ediyorlar rüzgara, onunla birlikte esip, onunla birlikte duruyorlar sessizliğe. Çimenler ayrı, salkımsöğüt ayrı, rüzgarsa ayrı konuşuyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Nedir fısıldadıkları birbirlerine? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Bilemiyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Rüzgar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;O da sıcak. Sanırım, güneyden esiyor. Lodos olmalı, lodos. Gözü yaşlı lodos.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Önceleri tek tük, sonraları birbiri ardı sıra duyduğum pıtırtılar bozuyor sessizliği. Başlarda anlayamıyorum pıtırtıların iyesinin yağmur damlaları olduğunu. Sonra, görüyorum yola döşeli taşlarda yaşamlarına son verişlerini. Damlalar birbiri ardı sıra vuruyorlar kendilerini taşlara. Taşlar üzerinde dağılıp, taşlar üzerinde kayıyorlar ve taşlar arasından çimenlerin köklerine ulaşıyorlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Taşlar üzerinden buharlar yükseliyor. Sessiz bir sis, yükselmeye başlıyor taşların üzerinden.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Tüm bunları gören, duyan, duyumsayan ben, ben yokum görünürde. Aslında orada olduğumu duyumsuyor; ama göremiyorum kendimi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Sonra bir ‘kadın’ giriyor görüntüye. Taşlı yolun kenarındaki yolda ilerliyor, sessiz. Çıplak ayakları. Sanki o küçük beyaz ayaklarını basmadan yürüyor, kiremit renkli toprak üzerinde. Ardında hiç iz bırakmıyor. Üzerinde, kapüşonlu, koyu yeşil renkte bir pelerin var. Kadın yürüdükçe dalgalanıyor, parıldıyor yeşil renkli pelerini. Yağmur damlaları ölemiyor kadının pelerini üzerinde. Su tutmuyor çünkü, üzerine düşen damlalar, kayıp, etek uçlarından, yavaşça, toprağa bırakıyorlar kendilerini.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Kollarını göğsü üzerinde birleştirmiş kadın. Ellerini görüyorum, elleri de beyaz, elleri de küçük ayakları gibi. Yüzünü göremiyorum kadının. Başını öne eğmiş, ayakuçlarına bakarak sürdürüyor yürüyüşünü. Yağmurun yavaş yavaş ıslattığı, turuncu, kahverengi karışımı saçlarını görüyorum sonra. Islanan saçları, giderek, daha koyu bir renge bürünüyor...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Kadının görüntüsünün belleğimdeki çizimi tamamlanıyor. Ardından birbiri ardına gelen acı duyuları. İçimde, yüreğime yakın yerlerde, bir yerler yanıyor, bir şeyler kanıyor sanki. Dindiremiyorum. Sesimi duyurabileceğimi umarak, tüm gücümle, sesleniyorum kadının ardından; ama duyuramıyorum. En gereksinim duyduğum zamanda, yine, çıkmıyor sesim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Sessiz bir haykırış benimkisi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;İçimden ne dediğimi duyuyor; ama bu dediklerimi kadına duyuramıyorum ve kadın sürdürüyor yürüyüşünü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Görüntü giderek soluklaşıyor. Görüntü soluklaştıkça sesler yükseliyor çimenlerden ve salkımsöğütten. Rüzgar yine esiyor ve akıp gidiyor olmalı çimenlerin, salkımsöğüdün ve kadının bedenleri üzerinden. Artık hiçbir şey göremiyorum. Duyumsadığım tek şey, rüzgarın yüzüme vurduğu ‘iğde kokusu’.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;Sonra, ahşap bir sundurma görüyorum. Sallanan bir koltuk ve koltukta oturan, kitap okuyan bir ‘adam’. Başka bir şey yok sundurmada. Ne bir nesne ne de sundurmanın ait olduğu eve ait bir pencere ya da kapı. Adamın elindeki kitaba odaklanıyorum. Kitabın kapağında birbirine uzanmış iki el var: Ellerden biri daha güçlü, daha diri görünürken; diğeri, susuz kalmış bir çiçek gibi son demlerinde sanki. Güçsüz görünen el, tüm gücünü işaret parmağına yüklemiş, diri olan elin işaret parmağının dokunmasını bekliyor kendi parmağına. Biri Tanrının, diğeri Adem’in eli Michelangelo’ya göre.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Koltuk sallanışını, adam okuyuşunu sürdürüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Adam, okumuş olduğu bir sayfayı daha çevirirken, yine aynı ‘kadın’ giriyor görüntüye, sundurmanın basamaklarına doğru yavaşça ilerliyor. Yine, öne eğik başı. Gözleri ayak uçlarında. Adamın ayırdında değil sanki. İki basamak çıkıp, oturuyor, sundurmaya çıkan üçüncü basamak üzerine. Aynı kapüşonlu pelerin var üzerinde, koyu yeşil. Kapüşonu başında bu kez. Dirseklerini dizleri üzerine koymuş, yüzünü de avuçları arasına almış, neresi olduğunu göremediğim bir noktaya bakıyor. Yine yüzünü göremiyorum kadının. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Şimdi kitap okuyan adamım ben.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Okuyor olduğum kitabı usulca kapatıp, usulca kalkıyorum sallanıyor olan koltuğumdan. Bir süre daha sürdürüyor koltuğum sallanışını. Sundurmaya çıkan merdivenlere doğru yürüyorum. Ne kadar sessiz hareket etmeye çalışsam da ahşap döşemeler yırtıyor sessizliği. Basamakları yavaşça inip oturuyorum kadının yanına. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Kadın, hala, ayırdımda değil. Pelerininin kapüşonu ve saçları bir kez daha izin vermiyor yüzünü görmeme. Dirsekleri dizlerinde, yüzü avuçlarında, sürdürüyor duruşunu. Sanki kadın başka bir boyutta, ben başka. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Sağ elimdeki kitabı sol elime geçirip, sağ elimle uzanmaya çalışıyorum, kadının, avuçlarında yüzünü tutan sol eline. Kaldırmaya çalıştıkça, daha bir ağırlaştığını duyumsuyorum elimin. Titriyor elim, ağırlığından. Tüm gücümle kaldırıyorum elimi. Titremenin tüm bedenime yayıldığını duyumsuyorum. Sonunda ulaşıyor elim, kadının eline. Dokunuyorum. Ilık. Titremelerim ayak uçlarımdan terk ediyor bedenimi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Elini tutup aşağı doğru indirirken, yüzünü yavaş yavaş bana doğru çevirdiğini görüyorum. Önce koyu yeşil renkteki kapüşonunu, sonra turuncu saçları, en sonunda da gözleri geliyor gözlerimin önüme.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;... gözleri alev alev yanıyor&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;span style=""&gt;       &lt;/span&gt;gözlerinde yağmurlar yağıyor sanki ...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Yine, o, dayanılmaz acı duyusu kaplıyor içimi. Yüreğimden çıkıp, dalga dalga bedenime yayılıyor burukluk. İçim acıyor; ama çıkaramıyorum gözlerimi gözlerinin içinden. Duyumsadığım tüm acılara değer bakışları dolaşıyor benliğimde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Yutkunuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;“Neden göstermiyorsun yüzünü, neden bakmıyordun gözlerimin içine? Acımasın diye mi içim?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Hiçbir şey demiyor. Yalnızca elimin hafifçe sıkıldığını duyumsuyorum. İçim ısınıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Gözleri, hala, gözlerimde. Bir yontu gibi, aynı noktaya, gözlerimin içine bakıyor. Benliğim yanıyor, benliğime yağmurlar yağıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Sol elimdeki kitabı, yavaşça, veriyorum tuttuğum eline. Gözlerini gözlerimden ayırmadan, yalnızca gözlerime bakıp, sanki, her yeri görüyormuş gibi kitabı alıyor, sıkıca tutuyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Elini, tekrar, kendine doğru çekerken yüzünü de yavaş yavaş çevirmeye başlıyor. Boşlukta kalan gözlerim, bir kez daha, kitabın kapağına odaklanıyor. Değişmiş kitabın kapağı onun elindeyken: Biri diri, ötekisiyse öleyazan iki el ulaşmışlar birbirlerine, sıkıca tutunmuşlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Gülümsüyorum; ama ayırdına varmıyor kadın. Kitabı avuçlarının içine almış, okumakta. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;“Gidelim mi?” diyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Yanıt gelmiyor. Elimi sıkan bir el de yok elimde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 21.3pt;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Ahşap basamağın sesini duyuyorum önce, sonra da kadının, basamakta, yavaşça doğrulduğunu görüyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;Basamakları birer birer inip, geldiği yöne doğru yürümeye başlıyor kadın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3248876405723958803-6735703052200884241?l=olumsal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olumsal.blogspot.com/feeds/6735703052200884241/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3248876405723958803&amp;postID=6735703052200884241&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6735703052200884241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3248876405723958803/posts/default/6735703052200884241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olumsal.blogspot.com/2006/12/bir-d.html' title='Bir düş ...'/><author><name>olumsal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00023475732218152464</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='23' src='http://2.bp.blogspot.com/_32rbSRuiLmc/SgHYuSihTDI/AAAAAAAAAi8/FUquPPyy6oI/S220/olumsal.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
